şükela:  tümü | bugün
59 entry daha
  • çok uzun süre aklımın bir köşesinde olup olup, yazmaktan çekindiğim başlık. neden ? işte birazdan yazacağım her şey yüzünden.

    hastalıktır. tanım olsun diye yazmıyorum bunu, kabul edilmediği için yazıyorum. çok ciddi bir hastalıktır, ve ne yazık ki çoğu zaman tedavisi imkansıza yakındır. asla denemeyi bırakmak için bir neden olarak göstermiyorum bunu, zaten anoreksik bünye farkındadır.

    içinde olmayan terim karmaşası yaşayabilir, onu da şöyle ortadan kaldırayım, %100 anoreksik ya da %100 blumik diye bir şey yoktur. anorexia with blumia tendencies, veya blumia with anorexia tendencies * vardır.

    neyse, hikaye kısmına gelelim.

    --- spoiler ---

    ne zaman başladı dersen bilmiyorum tam olarak. hangi ara diyet yapmaktan çıktı olay, ne zaman farklı biri oldum bilmiyorum. muhtemelen lise 2 civarlarıydı. küçüklüğümden beri güzellik saplantısı olan biriydim, yemeği de bir o kadar seven. yapı olarak asla ekstra ince bir yapıya sahip olmamakla birlikte, yok lgsydi, sınavdı testti derken, bir yandan da magnumlar, pizzalar, frappuchinolar, otlar boklar, al sana lise çağında bir adet dombili. -ilginçtir ki asla o halimden zayıfkenki halim kadar nefret etmedim- aileye bağlanır kimi zaman, öyle bir sorunum da yoktu. inciltecek, kıracak bir söz söylenmedi bana, sadece "evladım biraz dikkat et istersen..." oldu en fazlası. o zamanki cevabım "vericem ben vericem...". işin korkunç kısmı, biliyordum vereceğimi. alttan altta taa o zamandan zeminini hazırlamıştım hastalığımın.

    lise 2nin başları. lise bir sonunda kilonun bir kısmı verilmiş, plato dönemindeyim. yani o ilk kilo gittikten sonra yaşanan duraklama dönemi. ikinci diyetistenim. hastalık boyutunda değilim halen, küçük kaçamaklar yapıyorum, ama eskisiyle kabili kıyas değil. ne olduysa ben diyetisteni bıraktıktan sonra oldu. bir dönem daha devam ettim aynı kiloda, yarı rejim, yarı normal modumda. bir yandan o dönem hoşlanılan çocuk, bir yandan sürekli duyulmaktan sıkılınan "yüzün çok güzel" lafları. etrafımdaki insanlar benden zayıf. o dönemler de, tam yeni yeni aileden kopup her cuma taksime falan gittiğimiz dönemler, içkiler falan filan. içikiyle kusmak çok kolay zaten, sorun yok. zaten hayatını film gibi yaşamak isteyen, gereksiz dramatik biri olarak, o dönemler o kadar karizmatik bir şey ki benim için saçma sapan taksimdeki yerlerde arkadaşlarla içip, sevdiği çocuk için ağlayıp, "depresif" şarkılar dinleyip, sarhoş olup kusmak. shirley manson hayatı yaşıyorum ya, fonda da cup of coffee.

    yaz geldi sonra. içki içmiyorum, ama kusmakta bir engel de görmüyorum. spora abanmış vaziyetteyim. güzel de kilo veriyorum. rock n coke vardı, ona gittiğimde bütün yaz görmediğim insanların yüzündeki o şok, o kadar inanılmaz bir zevkti ki benim için. herkesten gelen "çok güzelsin, sakın daha kilo verme" lafları. hah, orda sıçtım işte ben. kusmak zaten zahmetlidir, e o zaman daha az yiyim mantığıyla yola çıkarak, günde 2-3 elmaya indi olay.

    lise 3teydim artık. 45 hep takıntımdı, 45 e gelirsem bırakacaktım. şişmanken olmak istediğim 50li kilolara geldiğimde, kendimden o kadar nefret eder hale gelmiştim ki, anlatamam. nerdee o "50 lere geliyim, normal yerim canım" diyen ben. arkadaşlarım, ailem, hepsi endişelenmeye başladı. kimse alışık değil, kusmuyorum artık, yemek de yemiyorum ama zaten. zayıfım. güzelim. insanlar da söylüyor, "manken gibi".

    peki orda kalır mı ? tabii kalmaz. 47 kiloydum, hiç unutmuyorum, bir iki hafta sürmüştü, sömestr tatili miydi, neydi, italyaya gitmiştik. annem babam ben. hayatımda hep hatırlayacağım bir nokta oldu benim için. bütün tatili 3 elma, bir de danone light yoğurtla geçirmiştim. babamın sinirden gözünden yaş geliyor, annem konuşmaya çalışıyor ama nafile. döndüğümüz anda doktora gideceksinler, tehditler, aklına gelen her şey. ama nato kafa nato mermer.

    istanbula döndük sonra, bir hafta tartılmamıştım italyada, deliye dönmek üzereydim. ne de olsa günlük olarak tartılmam lazımdı. * bir baktım hala 47. ikinci gün baktım, 44. üçüncü gün 41. şaka yapmıyorum. yalan söylemiyorum. işte dördüncü gün, yayla çorbası yapmıştı annem, hiç unutmam, ben çok severim diye. bir kaşık aldığım anda hasta bir şekilde iki kase içmiştim dayanamayıp. tabii ben kilo veriyorum da, vücut da sapık gibi yemek istiyor artık. o akşam kusarken yakalamıştı beni * her şeyin bittiği andır.

    diyetisyene gittim tekrar, adam gibi yemeyi tekrar öğrenmek için. yavaş yavaş, baby steps modunda ilerledim. bu arada arkadaşlarla edilen kavgalar mı dersin, arkadaş sandığın insanların seni bok gibi ortada bırakması mı dersin, hiç hakkını yiyemem, bir kişi kaldı yanımda, kardeşimden yakındır. hala da yanımdadır, hakkını ödeyemem. * çok komik bir şey oldu, ben diyetistene giderek yemek yedikçe tepki olarak ilk başta bir 47 48 kiloya çıkmamla beraber, gel gör ki sonra tekrar kilo vermeye başladım. nası vermeyeyim zaten, manyak gibi spor yapıp, sağlıklı beslenen 17-18 yaşında biri. 45 oldu, 44 oldu. galon galon su içiyorum ki diyetisten çakmasın diye.

    diyetisteni bıraktım sonra, süresi dolduğu için. çok uzun süre devam ettim öyle. yemek de yiyorum ama ha, şaka maka her öğün yiyorum. sonuç ? 37 kilo. bikiniyleyim, gören korkuyor. bütün yazımı öyle geçirdim, hayatımda o kadar mutlu olduğumu da hatırlamıyorum.

    sonra öss möss derken kilo aldım biraz, ama daha az takıntılıyım artık. yine de zayıfım çünkü, 24 bedenim, bütün kotlarım oluyor. yemek düzenim iyice sapıtmış durumda, sürekli aynı şeyi yiyorum falan. ama yiyorum.

    üniversitenin ilk senesi de sorunsuz geçti. gel gör ki 2. sene, hayatımın en kötü dönemlerinden diyebileceğim bir döneme girdim. sağlık nedenleri yüzünden sporu bırakmam, sonra zaman olmaması, sonra artık iyice ağırlaşan bir sürü dersin üst üste gelmesi, evde sürekli yalnız kalmak sonucu, hayvanlar gibi yedim, kustum, kusamadım, ot, bok. anladın sen. doğal olarak kilo aldım. her gören ne kadar iyi olmuş dedi, ben içten içe biraz daha üzüldüm..

    şimdi ? 3. sınıftayım, yeni yeni kendime geliyorum. kilo vermeye çalışıyorum tabii ki. hedef ? hedef yok. hedef hiç olmaz zaten...

    --- spoiler ---

    günlüğüm gibi yazdım sana sözlük, anlattım her şeyi. anoreksiya oyuncak değildir. anoreksiya geceleri uyanıp oranı buranı kesmek istemektir. anoreksiya sürekli kafanda kalori hesabı yapmaktır. anoreksiya ölüm döşeğindeki adamı ne kadar zayıf diye kıskanabilmektir. hastalıktır, parçan haline gelir. beyninin bir kısmı odur artık. bazen sen kontorle geçersin, bazen o geçer. ama yok, kurtulamazsın. en iyi olduğunu düşündüğün anda aklının bir kenarından geçer, "acaba o kaç kaloriyd...

    hastalıktır. ciddidir.
98 entry daha