şükela:  tümü | bugün
9 entry daha
  • sağlık fobisi veya sağlık anksiyitesi olarak da bilinir. ciddi hastalığa yakalanma ya da yakalanmış olma endişesiyle beslenen psikolojik bir hastalıktır. bu hastalığın mensuplarına hipokondriyak* denir. hipokondriyaklar, hastalıklar ve doktorlar arasında gerçek anlamda bir şeytan üçgeni vardır. bu üçlünün arasında kurulamayacak olan bir eş üçgen, hastanın, doktorun ya da hastalığın kararsız bir biçimde aktive olmasını sağlar. özellikle hasta ile doktor arasında bir güvensizlik ve uyum sorunu vardır. insan bedeni, belki de la mettrie'gillerin savladığı gibi, hiç de makine değildir. bu sebeple, birey gitmiş olduğu 10 doktordan yarısından, farklı yanıtlar alabilir. aldığı bu farklı yanıtlar ve doktora olan güvenin, kendi hislerine güvenden daha az olması, hipokondriya'nın çok seçik belirtileridir.

    (bkz: doktorlara güvenmemek/6)

    bu hastalığı besleyen bir diğer etmen de fobilerdir hiç kuşkusuz. ameliyat ya da hastane fobisi olanlar hipokondriye daha fazla yatkındırlar. iatrophobia gibi fobiler de bunlara dahildir. öte yandan, hastalık hakkında bilgi sahibi olmak da, kişiyi bu hastalığa sürükleyebilir. medical students' disease ismi, şüphesiz, bu sebeple literaturde yer almıştır. kuşku yok ki, tıp öğrencisinin bu tarzda bir eğilim göstermesi gerçek bilgiden kaynaklıdır ama bir de kirli bilgileri ya da informasyon yığınlarını referans alan bir başka kitle vardır ki onların sayısı, tıp öğrencilerine göre daha fazladır. sayıları fazla olan kimselere cyberchondriac yakalandıkları hastalığa da cyberchondria diyoruz. bu kimseler, tahmin ettiğiniz üzre, siber alemin en pis yerlerinden en istisnai durumları bulup, kendilerine atfederler. sonra da kafalarında sürekli aynı soru dolaşır: "acaba dün .... sayfasındaki .... hastalığına mı yakalandım?"

    hipokondriyi zihinde taarruza geçiren bir diğer faktör de, yakın zamanda ailesinden bir kişinin herhangi bir hastalık neticesinde vefat etmesidir. düşünür ki, amcası kalpten gittiyse kendisi de kalpten gidecek ya da dayısı kelse kendisi de kel kalacak, vs... pektabi, ailedeki bu örnekler, sizin sağlığınızı yönlendirmeniz için güzel bir haritadır ama asla sımsıkı sarılacağınız bir referans noktası değildir. üstte belirttiğim gibi, insan bedeni aynı elden çıkma, aynı malzemeden yapılma bir ürün değildir, algoritmik bir yapıya tabi olamaz. yarın, daha fazla güneşte kalırsanız vücudunuz, her zamankinden daha fazla mutasyon geçirebilir* ve tamamen soyağacınızdan ayrı bir yapıya dönüşebilirsiniz. işte değişime bu kadar yakınsınızdır. bu sebeple aile tarihçesinde yaşanmış hastalıklar size bir yere kadar aittir, ötesi size kalmıştır, yani sağlığınızı nasıl koruduğunuza bağlıdır.

    hipokondri genelde "20" ile "30" yaşlarında görülür. bu "bana bişey olmaz anuna goyimm" evresinden "organik tarım pazarına gidelim mi aşkım?" evresine geçişin olduğu yaş aralığıdır. özellikle minör rahatsızlıklar, kişinin birden aydınlanmasına yol açabilir ve "bana bir şey olmaz" demeyi bırakabilir. ancak bu süreç çok önemlidir çünkü bu bir kırılma sürecidir. kişi bu ufak çaplı rahatsızlığını, devamı gelebilecek bir tufan olarak değerlendirirse, hipokondriyaklığa adım atabilir. hipokondri erkeklerde, kadınlara oranla, daha fazla görülmektedir.
    neticede hipokondri tedavisi kesin olan bir hastalık değildir. psikolojiktir ve zihinsel tedavilerle düzeltilebilir. kendinizi doğru şekilde telkin ederseniz, desteğe ihtiyaç duymadan bile bu illetten kurtulabilirsiniz. hepimiz öleceğiz demek sizi bir yere kadar rahatlatabilir. ama aşırısı da sizi saçma bir duruma götürür. hastalığı ölümle tedavi etmek pek makul değildir. ha unutmadan söyleyeyim, kendinizi çok sıkmayın! maudsley'nin dediği gibi gözyaşı akacak mecra bulamazsa, başka yerlerden akmaya çalışır. bırakın göz pınarlarınızdan aksın gözyaşı, başka yerlerinizden değil...
14 entry daha

hesabın var mı? giriş yap