şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • geçenlerde bir gece, eşimle balkonda oturmuş sohbet ediyorduk. yakınımızda çok sayıda ev olmadığı için, herhangi bir köylünün ufo gördüğünü zannetmesine yol açabilecek kadar açık, ışıksız bir arazide (canım köylülerim akşamları yapacak bir şey bulamadıkları ve vakit geçirme amaçlı bakacak tek şeyleri gökyüzü olduğu için uzun yaz gecelerinde saatlerce gökyüzünegökyüzüne bakarlar ve eninde sonunda o ufoyu görürler) bulutsuz bir gökyüzü ve parlak bir ay aranjmanı eşiliğinde, ben ay hakkındaki ipe sapa gelmez gözlemlerimi, geçen gecelerde gördüğüm ufoları ve uzay/zaman yolculukları hakkındaki uydurmasyonlarımı ortaya dökerken eşim dinozorların sessiz gecesinde okuduğumuz bir ifadeyi hatırlatarak, aslında genelde bilinenden ziyade venüsün marstan daha çok dünyanın ilk zamanlarını andırdığını ve dünya yok olup gittikten sonra belki venüste, bizimle aynı formda olmasa da, oluşacak canlıların birgün bu şekilde, aynı bizim yaptığımız gibi gökyüzüne bakacaklarını, sohbet edeceklerini falan söyleyip cyclical-nostalgic bir şeylerden bahsederken kendisine dedim ki her şey o kadar anlamdan yoksun ki evrenin yıkılıp tekrar kurulması dahi bir şey ifade etmiyor. zamanın herhangi bir anında eşimin venüs'e bakarak bana söylediği cümlenin aynısı defalarca söylenmiş olabilir. bu cümleyi kuran bizzat biz de olabiliriz ya da bize çok benzeyen birileri de olabilir. bir şey değişmez. mesela daha somut bir örnek verecek olursak benim x adlı insanın yerinde olma gibi bir isteğim olabilir, yani adam bilgilidir ya da zengindir ne bileyim özenilecek birşey vardır ve ben x'in yerinde olmak istiyorumdur. ama bu çok gereksiz bir istek zira tam tersini düşünürsek ben belki x'tim ve benim şimdiki yerimde olmak istiyordum. ve oldum. ama buna rağmen hiçbir şey hissetmiyorum. yer değiştirirsek hiçbir şey aynı kalmayacak; genetik kodlardan sosyal ilişkilere kadar herşey değişecek noktasını tartışmıyorum ki ayrıca ele alınabilir (fakat faydası benim vurguladığım noktadan daha az olacaktır.) ayrıca evrene, dolayısıyla topluma dağılan enerjinin adil olup olmadığı sorun değildir. fakat her birim, sahip olduğu enerjiyi sonuna kadar muhafaza etmek isteyecektir. sen tutup imkansızı başarıp başkasının yerinde olsan bile her kazanımın kendi çabanla olduğunu iddia edeceksin.

    sonra bir gün bu konuşmayı ve düşüncelerimi hacıabiyle paylaştığımda, kendisi bana douglas adams’ın otostopçunun galaksi rehberi’nin, evrenin sonundaki restoran adlı ikinci kitabının girişinde aşağıdaki ifadeleri yazdığını söyledi:

    “eğer bir gün biri çıkıp da evrenin hangi nedenle
    ve niçin burada var olduğunu keşfederse,
    evrenin birdenbire yok olacağını ve
    yerini çok daha garip ve anlaşılmaz
    bir şeyin alacağını öne süren bir kuram vardır.

    ***

    bir başka kuramsa
    bunun zaten gerçekleştiğini ileri sürer.

    sonuç olarak çok ilginç bir noktaya geliyoruz. tek yapabileceğimiz gökyüzüne aptal aptal bakarken ya da bakmazken. yürürken ya da otururken ya da yatarken ya amuda kalkmışken çok kısa süreliğine işgal ettiğimiz sahnenin tadını çıkarmak. hiçbir kanunun ya da kuralın dokunamayacağı ya da daha doğru ifade etmek gerekirse dokunmaya değer bulmayacağı alanlarımızı yaratarak onunla yetinmek.

    bunun ötesinde, değiştirebileceğimiz hiçbir şey yok. hele ki toplumsal anlamda bir şeyleri değiştirmeye çalışmak, "sistemlerle", "düzenlerle", ideolojilerle, modellerle mücadele etmek, bunlara yön vermeye çalışmak ahmaklığın beyanıdır. böylesi bir ahmaklığa düşenlerin tek tesellisi ise, ahmaklıklarının, gökyüzünde tüm zamanlar boyunca bir parlayıp bir sönen trilyonlarca (artık kaç katsa) yıldız içinde bir tanesinin tek bir kez parlayıp sönmesinin kainatta bırakacağı kadar iz bırakacak olmasıdır.
2 entry daha