şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • idealizm ve materyalizm, toplumsal anlamda çok farklı şekilde algılanan iki kavramdır. burada farklı algılayıştan kastettiğim; yanlış algılamadır.

    felsefi sistemler bir kendi doğrularıyla, bir de çarpıtılımış şekliyle bilinmektedir. bizde en çok ilgi çekeni, tabii ki de çarpıtılmış olandır, hikayesi boldur çünkü.

    idealizmin genel olarak algısı; belirli bir ülküye ( ideale ) bağlanan, kötülüklerin kendi düşündüğü yolla düzeleceğine inanan, düşüncenin getireceği mutluluğu, karnının doymasından üstün tutan kısacası ahlaklı, temiz, dürüst, namuslu kişilerin savunduğu felsefi akımdır, şeklindedir. bunun yanısıra materyalizm ise; hiçbir düşüncenin önemli olmadığına inanan, para ve mevkiden başka hiçbir şeye önem vermeyen, sadece maddi çıkarlar üzerine hayatını kuran kişilerin savunduğu felsefi sistemdir, şeklinde algılanır genel itibariyle.

    böyle düşünüldüğü takdirde, materyalizm, caydırıcılığıyla var olmaktadır. eğitim politikalarında, özellikle yapılan bu tür yalanlar sonucu, halkı, bir şekilde yanlış bilgilerle donatmak mümkündür. bu tür safsataları üretenler, yani siyasetin ve aşağılık politikanın figüranları, her zaman için materyalistleri ahlak yoksunu laf ebeleri olarak tanımlarlar.

    bu şekilde değerlendirildiğinde; bir materyalistin, herhangi bir fikri sonuna kadar sahiplenmemesi ve o fikirden taviz vermesi beklenirdi. ama yaşanmış gerçekler bize gösteriyor ki durum hiç de böyle değildir.

    marx ve engels felsefe incelemeleri eserinde şöyle demektedir;

    “(…) starcke’a göre idealizm, ülküsel amaçlar gütmek demektir. oysa felsefi idealizmin ahlaksal yani toplumsal ülkülere inanmak olduğunu sanmak, felsefe bilgisinden yoksun, dar kafalı alman burjuvaların işidir. (…)”

    starcke burada, belki de bilinçsizce, maddeciliğe karşı adı geçen dar kafalı burjuvaların önyargısına bağışlanmaz bir taviz veriyor. çünkü onlara bakılırsa materyalizm; ayyaşlık, oburluk, cimrilik, açgözlülük, kazanç tutkusu, şehvet düşkünlüğü, gösterişli yaşama, borsa oyunları, kısacası, bizzat kendilerinin gizlice yaptıkları bütün iğrenç şeylerdir. idealizmden anladıkları ise; erdeme, insanlığa ve genellikle daha iyi bir dünyaya inanmaktır, yani yalnızca başkalarının önünde gösteriş olsun diye savundukları, fakat maddiyatçı taşkınlıkları yüzünden ancak içine düştükleri bunalım, parasızlık ve iflas dönemini atlatmak için inandıkları şeyler. dillerine şu söz pelesenk olmuştur: insan nedir ki? yarı melek, yarı hayvan! “

    peki gerçekte, materyalizm ve idealizm arasındaki farklar; daha doğrusu, bu sistemler nedir?

    bu soruya da lenin, materyalizm ve ampiriokritisizm adlı eserinde şöyle yanıt vermiştir;

    “(…) materyalizm doğayı birinci, ruhu ikinci etken sayar; varlığa birinci, düşünceye ikinci planda yer verir. idealizm ise bunun tam tersini yapar. (…) “

    marx ve engels, yine felsefe incelemeleri eserinde, basit bir şekilde açıklamıştır, materyalizm ve idealizm’in tam olarak ne olduğunu;

    “(…) düşüncenin varlık karşısındaki durumu sorunu kilise önünde şu kesin biçimi alır: dünyayı tanrı mı yaratmıştır yoksa başından beri var mıdır?
    bu soruya verdikleri karşılığa göre filozoflar iki büyük kümeye ayrılırlar: ruhun doğadan önce geldiğini ve dolayısıyla, son çözümde, ne yolla olursa olsun, dünyanın yaratıldığını kabul edenler idealizm öbeğini oluştururlar. ötekiler, doğayı ilk ve ana öğe sayanlar ise, maddeciliğin çeşitli okullarına girerler. işte bu iki deyimin asıl anlamı budur. (…)”

    yani; idealizm tutucudur, materyalizm devrimcidir ; idealizm dindardır, materyalizm ateisttir.

    idealizme göre; düşünce maddeden ayrıdır, ruh ölümsüzdür ve bedene bağlı değildir, zihin bedenden üstündür bu bağlamda düşünen insanlar kol gücüyle çalışan insanlara hükmetmesi gerekir. materyalizm ise; bunların tamamının yanlış olduğunu söyler.
18 entry daha