şükela:  tümü | bugün
515 entry daha
  • yastıkta rimel lekesi.

    kadın hastalığı olarak da bilinir. araştırmalar giderek daha çok sayıda genç kadının depresyonun pençesine düştüğünü ortaya koyuyormuş. bana da gelir gider bazen. yaklaştığını hissettiğimde, huzursuzlanamaya başladığımda sporu artırırım, işe sarılırım, arkadaşlarımla daha sık görüşürüm, deli gibi okurum ama içimdeki o eksiklik, tamamlanmamışlık, hiçlik duygusunu çıkarıp atamam. ta ki bir sabah yeniden güneş açana, biri "geçecek" diyene kadar.

    eminim ki hayatını köyde geçiren babaannem, doğum sonrası depresyonlarını saymazsak, hiç bir zaman depresyona girecek vakit bulamadı. zaten depresyona girmesi için de bir neden yoktu. ailesi, çocukları, tarlaları, hayvanları, meyveleri, sebzeleri, evi ve hatırasını bir ömür boyu yüreğinde yaşattığı temürü vardı. yani sevgiyle örülü bir yaşamı, dolu dolu bir günü, yapılacak işleri, çözülecek sorunları, büyütülecek çocukları ve hayat yorgunlukları vardı. akşamları duasını ettikten sonra mışıl mışıl uyur, sabah kalkınca da hayata kaldığı yerden devam ederdi.

    biz, dönemin genç kadınları boktan bir dünyada yaşıyoruz. ilişkilerin laçka laçka olduğu, beklentilerin yükseldiği, kusurların affedilmediği, sorumsuzluğun özgürlük, köle gibi çalışıp ezilmenin ekonomik bağımsızlık diye yutturulduğu berbat bir dünyada yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. üstelik bu insanın içini oyan gerçekliğin içinde bir de kurguyla rekabet ediyoruz. beyaz perde, romanlar, televizyon, reklamlar, dergiler aşıladıkça aşılıyor: güzellik reçeteleri, diyetler, işte başarılı olmanın püf noktaları, bu senenin modası, partnerinizi memnun etmenin 10 yolu, anti-aging kremleri, anti-selülit losyonları, anti-yaşlanma programları... istesek zamanı bile yeneriz, labaratuarlarda çalışmalar sürüyor, değil mi? çocuk da yaparım kariyer de, üstüne doktoramı da alır, fildişi sahillerinde tatile giderim diyen mükemmel kadınlar kendilerini günün birinde karanlığın içinde buluveriyor işte. o güçlü, o cesur, o yıkılmaz, o amazon kadınlar kolunu yerinden oynatamayacak kadar halsiz düşüyor. o arkadaş canlısı, sosyal, güleç kadınların güzel yüzlerinde çizgiler derinleşiyor, hiç geçmeyen bir hüzün oturuyor göz bebeklerine. gelsin ağlama krizleri, panik ataklar, endişeler, korkular, yalnızlıklar sonra...

    hiç bir insanın kendi çabasıyla erişemeyeceği bir ideal yaratıldı çünkü ve o ideal kadınların önüne kondu hedef olarak. onlardan gelenekselliği reddetmeleri, özgürleşmeleri, kendi ayakları üzerinde durmaları bu esnada da daha güzel, daha çekici, daha dişi olmaları beklendi, ama kimse kadınların bu süreci nasıl atlattığına kafa yormadı. sol tarafa baktığımda bile sadece beklenti görüyorum, kadınlardan isteniyor hep, bekleniyor, değişmeleri bekleniyor, uyum sağlamaları, destek olmaları, taşın altına elini koymaları, anlayışlı olmaları, yemekten sonra çay yapmaları, ama kimse "yorgun musun" demiyor. bir anneler günü, bir de kadınlar günü. ne komiksin dünya. ne komiksin... sana zaten ara sıra ışıkları kapamalı.
2325 entry daha