şükela:  tümü | bugün
44 entry daha
  • toplanın gençler anlatıyorum. nikaltına entry girerseniz devamını getireceğim heheh.

    biraz yoğun çalıştığım için dışarıdaki vaziyetten bihaberdim. 18:30 gibi işleri toparladığımda, işyerimin hemen önünden geçen eskişehir yolunun cehennem gibi olduğunu fark ettim. vaziyete erkenden uyanan çoğunluk çoktan arazi olmuştu, yönetici kadro ve biz saftirik ekip (çekirdek kadro diyorlar gönlümüzü alabilmek için) mahsur kalabilme ihtimalimiz üzerine espriler yapmaya ve melih gökçek'in kulaklarını çınlatmaya başladık. küçük bir koordinasyonla aracına ve sürücülüğüne güvenenlerin güzergahlarına göre diğer mağdurlarla carpooling yapması kararlaştırıldı ve barça - arsenal maçını izlemek için telvin muhtereminin d-smartına güvenmemden ötürü ümitköy cenahının kaptanı ben oldum. yoldaki arkadaşlardan aldığımız "bilmem nerenin önündeyiz" gibi bilgilere istinaden 20:00'a kadar işyerinde geyik yaptık, 20:15 gibi işyerimin 16. katına çıkıp manzaranın elverdiği kadar eskişehir yolu üzerinde çıplak gözle keşif yaptım, sol şerit ağır da olsa ilerleyebiliyordu, yolcularımın yanına dönüp "kaptanınıza güvenin" temalı bir konuşma gerçekleştirdikten sonra yola koyulduk.

    işyerinin resepsiyonunda onlarca kişi çaresizce bekliyordu. aralarından patronunu bekleyen bir genel müdür şoförü "gidemezsin çıkma" dedi, "ben kafamda planımı kurdum" deyip çok cool bir edayla yoluma devam ettim. mevsime uygun lastiklerimin kondisyonları çok iyi durumdaydı ve övünmek gibi olmasın sürüş tekniklerime de çok güvenirim. küçük bir rampada aracı deneyip memnun kaldıktan sonra tereddütlerim de tipinin arasında kayboldu ancak, yolcular gergindi, milli piyango idaresi'nin önünden eskişehir yoluna çıkmaya çalışırken arap saçına dönmüş trafikte (takribi 400 metre) 20 dk. heba edince yolcularımızı üzmemek adına istikameti balgat'ta bir restorana çevirip işyerinde mahsur kalan ekibin de katılımıyla yoğunluğun geçmesini akşam yemeği işini hallederek beklemeye karar verdik. yemek esnasında yolcularımdan birinin eşi arayıp "ben geliyorum oraya sizi almaya" dedi, "abi gerenk yok" lafımız itibar görmedi ben de ısrar etmedim. adam bmw x1'ine güveniyordu ses çıkarmadım. 15 dakika sonra aynı abimiz "ya ben sitenin önünden çıkamadım siz gelin bari dedi "sen merak etme abi" dedim. yemek güzeldi, ancak tipi de coşturmaya başlamıştı. 21:50'de harekete geçtik, araca ulaşmak için katettiğimiz 2 dk.lık mesafede kardan adam olmuştuk. kontağı çevirdim, eskişehir yoluna çıktık, ihtiyaten yakıt ihmali yaptık, akaryakıt istasyonuna sığınan çok sayıda sürücü vardı. yolda onlarca terk edilmiş araç vardı. kayan, gidemeyen, saçmalayanınsa haddi hesabı yoktu. tespit edebildiğim toplu taşıma araçlarının sayısı üçü geçmedi. bir tane de kar küreme ve tuzlama aracı gördüm. yoğunluk azaldığı için rahatça ilerleyebildim, zemin altı buza çalmış, 5-6 cm. yükseklikte karla kaplı haldeydi. ümitköy köprüsünden ümitköye girdik köprü üzeri ve giriş terk edilmiş araçlarla doluydu, kayan saçmalayan çok araç vardı ama 8. cadde shell önünde bir adet merso cls ve bmw m5 buzda dansın kralını yaparken yolcuları da itme gayretindeydi, bin lira tutmazdı kışlık lastik beyin de bedavaydı. yolcularımı sağ salim evlerine bırakırken ısrarlı misafir etme önerilerini reddedip maçın da yalan olduğunu hatırlayarak, evime, eryaman'a gitme kararı aldım.

    zırhlı birlikler yolunun baharda bile saçma sapan olabileceği gerçeği anadolu bulvarını kullanarak istanbul yoluna çıkmam gerektiğini hatırlattı ve eskişehir yolunu değil aşti bulvarını kullanarak anadolu bulvarına geldim, aşti bulvarında köprü üzerinden görünen manzara anadolu bulvarının gireni yutan bir kırmızı-sarı* delik olduğunu gösterince aşti bulvarından devam edip söğütözünden tekrar eskişehir yolu gidiş istikametine çıktım, zırhlı birlikleri kullacaktım. zırhlı birlikler yoluna girdim, ilk ışıklarda trafik kilitlenince karşıdan gelen aracın sürücüsünden ileride durumun fena olduğu, hava hastanesi önünde kaza olduğu ve yolun takındığı bilgisini alınca tekrar ümitköy köprüsü istikametine döndüm. iki alternatif vardı ya ümitköye girip telvin'de yatacaktım ya da cesaretimi toplayıp yaşamkent tarafına dönerek çevre yolundan eryamana girecektim. çevre yolu gerçekten riskliydi; takriben 25 km'ye yakın bir mesafe tipi ve ıssız. üstelik eskişehir yolundan çevre yoluna katılım yolu oldukça dik bir rampaydı. ama "eve varamadı dedirtmem lan kendime" deyip o cihete gitme kararı aldım. mesa plaza'dan sonra yoldaki kar yüksekliği 15 cm'yi geçti, konut 2 kavşağından sonraysa karın direnci direksiyondan çok şiddetli şekilde hissedilmeye başlandı.

    işte en heyecanlı yeri;
    çevre yoluna çıkan rampa, lunaparktan farksızdı. sağlı sollu terkedilmiş çok sayıda araç vardı. cipler, otomobiller, kamyonetler, midibüsler sahipleri neredeydi kim bilir. yolun ortasında ise sağa sola kayan, öylece bekleyen bir sürü araç vardı. manzarayı anlatacak kadar takatim yok ama felaket temalı amerikan filmi gibiydi desem abartı olmaz. tereddüt edersem çıkamayacağımdan emindim, yola barikat kuran araçların arasından sağlı sollu yardırdım. 2000 model, 1500 cc'lik önden çekişli bir kompakt hb olan ak güvercinim yardırıyordu, tıkanmadan tırmandık. rampanın bitiminde uygun bir yere parkettim ve rampada mahsur kalan ilk araca yürüdüm, bir adam audi q5'ini bırakıp benle gelmek istemedi, at hırsızına benzemememe rağmen ailesini de benimle göndermekten imtina etti, içimden ne haliniz varsa görün dedim. daha aşağıya inemezdim, ak güvercinimin yanına geldiğimde tipiden alnım yanıyordu, tekrar yola koyuldum. oraya kadar erişebilen araçların doğru lastik ve ekipmana sahip olacağını düşünüyordum ancak çevre yoluna daha geriden katılmış, dolayısıyla lunapark rampa testini geçmemiş bir çok sürücü zor anlar yaşıyordu. biraz ileride, beyaz bir tipodan inmiş angaralı gençlerin ortaya dizdikleri bira şişelerinin etrafında angara oyun havaları eşliğinde oynadıklarını gördüm, fotograflarını çektim, durup gelin bırakayım demedim ama onlara, sebebini bilemiyorum, çok rahat görünüyorlardı. yine o esnada boş bir özel halk otobüsü midibüsün, yol kenarından adam topladığını görüp çok takdir ettim. kar yüksekliği ciddi dereceydi ve zemin buzdu. flaşörleri yanan bir aracın yanında durdum, sincan ayrımında inmek üzere üç kişiyi ak güvercinime aldım. artık yol kenarıyla ilgilenmemin de manasız olacağını düşünerek yolun ortasından kaptırdım. bir ara 90 km/s hıza kadar çıktım, sincana yaklaştıkça zemin de hava da görece düzelmeye başlamıştı. yol eşşek kadar geniş olduğu için limitler ölçüsünde hızlı gitmeye çalışıyordum zira çok bunalmıştım, bir mitsubishi l200 pick up'ı sollamamın ardından sürücü abi gaz yaptı ve beni geçmek için asıldı, salaklığın alemi olmadığı için, yarışmadım kendisiyle, beni geçtikten hemen sonra fren lambası bir saniyeliğine kadar yandı ve abimiz spinin kralını atmaya başladı, güvenli bir şekilde kendisini geride bırakıp dikiz aynamdan 5-6 spinin ardından yolun tam ortasında durabildiğini gördüm. sincan ayrımında yolcuları indirdim, eryaman'a girdiğimde ana arterlerdeki karın eridiğini görmek beni şaşırttı. 23:30 gibi evime geldim, ak güvercinime ve lastiklerine teşekkür edip sıcak bir duş aldım.

    neden bu kadar detaylı anlattım?

    iki sebebi var;

    birincisi güzel maceraydı, ileride okurum.

    ikincisi ise, belediyenin ve başındakilerin allah belasını versin o kısma katılıyorum, büyük bir rezalet ancak, bu gibi durumlarda trafiği olumsuz etkileyen unsurlardan biri de tedbirsiz sürücüler bunun da altını çizmek istiyorum. bu gece demir bükey de uygun lastiği olmasaydı çevre yolunda kurtarılmayı bekliyor olabilirdi. yani aracınıza ve kendinize güvenmiyorsanız çıkmayın yola bu kadar basit. keşke adam gibi bir şehir idaremiz olsaydı da yollar o hale gelmeseydi, ama bunu bile bile yazlık lastiklerle, kar deneyimi olmadan yola çıkan sürücüleri de anlamak güç.
14 entry daha