şükela:  tümü | bugün
163 entry daha
  • 1978 yapımı olanının sözlükte pek rağbet görmemesi biraz tuhafıma gitti. ota boka kült film denir ya hani, işte size gerçek bir kült.

    yavaş yavaş yürüyerek kurbanını kovalayan katil, öldüğü sanılan katilin canlanması, önce sevişgenlerin ölmesi vs.. gibi, günümüzde klişe olarak tanımladığımız bir çok ögeyi barındırmasına rağmen öeeh bile demiyorsunuz hiç, bu filmden zevk almak için hani o klişe yorumlardaki gibi "çekildiği zamanı göz önünde bulundurmak" falan da gerekmiyor. mis gibi film işte olm daha ne istiyorsunuz.. ama final sahnesinin başlangıcında ben bi ara "hasiktir sıçıp batırdılar güzelim filmi, oldu mu şimdi?" demiş idim ama 15 dakika sonra söylediklerimi yutup saygıyla eğildim filmi yöneten, o muhteşem senaryoyu yazan ve o efsane müziklerini besteleyen john carpenter karşısında.

    (aşağıdaki paragraf çok ağır spoiler içerir, altından kalkamazsınız)

    michael'ın laurie'yi dolapta kıstırdığı sahnede, "sanırım şimdi kızı doğrayacak ve film bitecek" dedim. sonra kız katili bir kez daha öldürdü, "böyle bi film mutlu sonla bitmemeliydi" dedim. daha sonra kız arkası dönük otururken michael tekrar dirildi. ve ben "işte şimdi filmin içine sıçtınız" dedim. sonra doktor gelip katili vurdu ve şu diyalog yaşandı:

    - it was, the boogeyman?
    + as a matter of fact, it was...

    ve sonra.. pencereden aşağıyı gösteren kamerayla birlikte ekran karşısında kalakalmak..

    (spoiler tehlikesi geçti)

    küçük kızın izlediği filmi ben önce carpenter'ın the thing'i sanmıştım ama sonra the thing'in daha yeni olduğu aklıma geldi. biraz araştırınca 1978 yılında yayınlanan the thing isimli bir tv dizisi buldum. sanırım izlediği şey oydu. carpenter'ın the thing'i ise 1982'de çekildi. oğlanın izlediği film ise forbidden planet olmalı.

    veee, arabada çalan şarkı:

    (bkz: don't fear the reaper)
475 entry daha