şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • patron olmak, derin bir mutsuzluğu ve tatmin olamamayı da birlikte getiriyor sanırım; adam geçen hafta sıfır cip aldı yine yüzü gülmüyor, yine gülmüyor. cipten önceki haliyle arasında yedi fark bul deseler, bir tane bile bulamam. sürekli meşgul olduğundan da gidip "neyin var totti?" diye soramam. ona futbolcu isimleriyle seslendiğim zaman hem daha mutsuz hem de daha sinirli oluyor. telefonu bir an olsun susmuyor, sürekli bir organizasyon içinde. benim seviyeme pek inmediğinden arabayı ıslatamadık bile.

    "çalışmak, yapacak daha iyi bir şeyi olmayanların sığınağıdır*" yazılı tişörtümle ben bile daha mutluyum. hele iki gün önceki rakı zirvesinde bir küçük daha söylemeye karar verdikten sonraki mutluluğum, küçük mekanın duvarlarını, camlarını patlatacak kadar fazlaydı. adem baba küp şeker yedirip "sakin ol şampiyon" dedi. bir büyükten sonra bir orta ve en sonda bir küçükle, rakı bazında daltonlar temsiliyle yüzümde gülücükler açtı. ertesi gün donatılı beton gibi işe gelmek bile mutluluğu azaltmadı.

    fakat bir de patrona bakıyorum, alman mühendislerinin çare olamadığı bir derdi var sanki. daha önceki patronlarımı düşünüyorum, hepsinin ortak özelliği cip sahibi ve mutsuz olmalarıydı. audi q7, range rover sport, bmw x5 fark etmiyordu, cipe binen yüzünü döküyordu. sanırım problem, patronlarda değil ciplerde. "ver bakalım anahtarı da bir tur atayım toulalan" da diyemiyorum, o patron ben de mayışlı köle olduğum için aramızda görünmez duvarlar ve katlar var.

    acaba bana mı gıcık oluyor, kendi irademle istifa etmemi ve tazminat almadan çıkmamı mı istiyor nedir anlamadım ki. bu kötü örnekler yüzünden kendi ofisimi açamayacağım mutsuz olurum diye, zaten karamsarlığa meyleden bir yapım var. üstüne bir de cip falan alacak kadar para kazanırsam, kainatın gördüğü en habis adam olur, yazılarımı okuyanı pert ederim. yaparım bilirsin.
26 entry daha