şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • meçhul öğrenci anıtı’nda ece ayhan 1969 yılında öldürülen yıldız teknik üniversitesi’nden battal mehetoğlu’nun anasının ağzından dökülenleri olduğu gibi alıntılar:

    “ah ki oğlumun emeğini eline verdiler”.[*]

    battal mehetoğlu’nun öldürüldüğü günlerde öğrencilerin canına fakülte önlerinde kıyılmasına el altından yardım ve yataklık eden devlet, o yıllardan bu yana edindiği iktidar deneyimiyle artık öğrencilerin doğrudan canlarını almaktansa aylar belki yıllar boyunca tutuklu yargılayarak günlük yaşamdan kopartmayı yeğliyor. bu sayede öğrencilerin ipini kendisi değil, onların günlük hayatlarından kopmasını ağlaya sızlaya da olsa yavaş yavaş kabullenen arkadaşlarına, ailesine, toplumun bütününe yıkıyor. devlet böylece öğrencilerin her koşulda yanında olmasını gerektirecek toplum kesimlerini bir dereceye kadar suçuna ortak etmeyi beceriyor, hiçbir zaman yeterince tepki vermediğini ve veremeyeceğini düşünen insanlar suçluluğun ve “unutuşun kolay ülkesi” türkiye’de zamanla bu suçluluğun getirdiği suskunlukla kuma gömüyor çocuklarını. devletin doğrudan cinayet işlemesine gerek kalmıyor.

    aslında bu yeni bir taktik değil. ittihat ve terakki de fransa’daki pasteur enstitüsü’nün “gaz odalarında dumanla boğup derilerini işleyelim, masraflar karşılanır kar bile edersiniz” önerisini uygulamaktansa sokak hayvanlarını toplayıp hayırsızada’da ölüme terk etmeyi seçmişti. bu anlamda türkiye cumhuriyeti’nin gerçekten lise tarih kitaplarında övünülerek yazıldığı gibi 600 yıllık osmanlı’dan miras bir devlet geleneğine sahip olduğunu, bu mirası devralarak mükemmelleştirdiğini söyleyebiliriz. tıpkı dönemin iktidarının sokak hayvanlarını ve ermenileri doğrudan katletmektense gözden uzak biçimde kendi kendilerine ölmeleri için adaya attırması, uzak memleketlere sürmesi gibi bugün türkiye cumhuriyeti de sözlüye kalktıklarında “ortak ve yanlış sorulara” tam da “tek ve doğru karşılığı verecek” çocukları öldür(t)mek yerine okulun bodrum katına kilitlemeyi yeğliyor.

    dün boğaziçi üniversitesi yüksek lisans öğrencisi nejat ağırnaslı devletin kolluk güçleri tarafından bu ülkenin bodrumuna kilitlenmek üzere evinden alıp götürüldü. nejat ne anne babasıyla ne de avukatlarıyla görüştürülüyor. meydan muharebesine gelircesine uzun namlulu silahlarla kapıya gelen kolluk kuvvetleri nejat’ın akademik ders notlarına bile yasadışı örgüt belgesi muamelesi yaparak el koydular. bu ülkenin devlet bütçesinden pay alan resmi bir üniversitesinde, yine yök’ün onayıyla açılan bir dersin notlarına örgüt yazışmaları muamelesi yapan kolluk kuvvetleri ve savcılık makamının nejat’a nasıl bir art niyetle baktığını ve yargılayacağını açıklamaya çalışmak yersiz bir çaba olur.

    gazeteler üzerinden yapılacak basit bir tarama bir yılda çeşitli üniversitelerden yüzün üzerinde öğrencinin devlet tarafından bodrum katlarına kilitlendiğini gösteriyor. devletin geçmiş deneyimlerine göre bu şehrin insanları kendilerini sokaklarda ne kadar sevmiş olsalar da, bir adayı dolduracak kadar sokak hayvanını çaresizce adada açlıktan ölmeye gönderilmesini bir şekilde sineye çekmiştir. son dönemdeki artan tutuklamalar, devletin bugün aynı taktik niye muhalif bireylerin ülkenin sokaklarından ve okullarından temizlenmesi için kullanılamasın diye akıl yürüttüğüne işaret etmekte. üstelik hayırsızada’daki çaresiz hayvanların sesleri en azından geceleri istanbul kıyılarına ulaşabiliyorken, nejat’ın ülkenin öbür ucuna gönderildiği yetmiyormuş gibi hiçbir şekilde dış dünyayla iletişim kurmasına izin verilmiyor.

    ülkedeki azınlıkların ve sokak hayvanlarının başlarına yüzyıl önce yapılabilenler yüzünden bugün türkiye cumhuriyeti hala baskıcı ve otoriter bir devlet geleneğini sürdürmekte sakınca görmeyerek ülkenin çocuklarına kıymayı sürdürüyor. eğer bugün nejat’ın ve diğer öğrencilerin cezalı olarak bodrum katlarında tutulmalarına, “en azından hayattalar” rahatlığıyla sessiz kalırsak bu coğrafyada bizden yüzyıl sonra yaşayan insanların başlarına gelecek türlü sıkıntıların ve olası işkencelerle katliamların yolunu açmış oluruz. bu coğrafyadaki devlet eliyle estirilen ve ileride estirilecek doğrudan ve dolaylı şiddetin önüne geçmenin tek yolu artık devlet dersinden birimiz sözlüye kaldırıldığında hepimizin arkadaşımız için ayağa kalkmasıdır.

    bugün öğrenciler fakülte önlerinde öldürülmüyor; evlerinden gözaltına alınıyorsa, ne kadar yenilgi gibi gözükse de bu geçmişteki direniş geleneğinin ve bugünkü direniş potansiyelinin sonucudur, kazanımıdır. eğer bir adım daha ileri giderek arkadaşlarımızı özgürlüklerine kavuşturmak, sadece bugün değil ülkenin geleceği için de daha fazla özgürlük kazanmak istiyorsak bundan sonra bu devlete anaların oğullarının emeğini eline veremeyeceğini, babaların boyunlarına mekik oyalı mor yazmalar bağlatamayacağını kesinkes kanıtlamaktan başka çıkar yol yok.

    nejat dönene kadar değil devletin okulundan sözlüye kalkılması, derslerine bile gidilmemeli. birgün bir noktadan sonra, hayata aktarılmayacaksa bu kadar hazırlığın, alınan dersin, okula tepilen yolun, okunan kitabın, yazılan ödevin anlamı nedir ki? bu birgün, bu bir nokta niye arkadaşımız nejat’ın okulun bodrumuna atıldığı gün olmasın?

    [*] “yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:

    ah ki oğlumun emeğini eline verdiler”

    ~ ece ayhan (mehçhul öğrenci anıtı, 1970)
130 entry daha