şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • "atatürk'ün uşağı idim" adlı kitabı, kenti kitap tarafından (herhalde satışlara yardımcı olacağı düşüncesiyle) "atatürk'ün uşağının gizli defteri" adıyla yeniden yayınlanmış.

    kitapta aktarılan diyaloglarda, mustafa kemal'in etrafındakilere sıklıkla "hayvan" diye hitap etttiği görülür. hatta bu örneklerden birinde, bizzat bu ifadenin sıklıkla kullanılması da bahis mevzuu olur ve mustafa kemal, bu hitabın kendisine askerlik ortamından kalma bir alışkanlık olduğu açıklamasını yapar:

    --- alıntı ---

    "atatürk meyve istedi. yemek pek yemezdi, çerezle idare ederdi. meyvaya ise dönüp bakmazdı bile. başı hoş değildi meyvayla. bu yüzden meyva isteyişini biraz garip karşıladım. "hangi dağda kurt öldü acaba?" diye aklımı koyarak, hemen meyva tabağından bir armut aldım. süratle soyup üç-dört dilimi ayırdım. önüne koydum. iştahla yedi. konuşmaya daldı. ne kadar zaman geçti, bilemiyorum. yeniden seslendi:

    - "çelebi efendi, meyva getir."

    yediğini unuttu sandığımdan mı ne, "yediniz efendim..." deyince kıyamet koptu.

    - "hayvan, yediğimi sana mı sordum. gene istiyorum..."

    ben hayretler içinde yeni bir armudu soyarken, çevresindekilere döndü:

    - "ben böyle söylüyorum ama siz aldırmayın. bu konya çelebisi'dir. bakmayın böyle söylediğime. biz askerlikten gelen alışkanlıkla bazen böyle sözler sarf ediyoruz. bunlar benim askerlerim..."

    kaynak: granda, cemal. 2007. atatürk’ün uşağı cemal granda anlatıyor. ankara: kristal kitaplar. 209.

    --- alıntı sonu ---

    mustafa kemal'in, harold courtenay armstrong'un "bozkurt" adlı kitabını değerlendirme adına söylediği kimi sözler de, o günlerde "hayvan" kelimesinin kullanıldığı bağlam hakkında fikir verebilecek mahiyettedir. şöyle ki, atatürk aslında kitabı zaten okumuştur. ancak onun kitabın içeriğinden haberdar olduğunu bilmeyen cumhurbaşkanlığı umumi katibi hikmet bayur'a kitabı okutmakta ve (aktarılanlara bakılırsa) onun kitabın kimi yerlerini okumakta tereddüt ettiğini gördükçe keyiflenmektedir:

    --- alıntı ---

    "atatürk yine büyük bir dikkatle dinliyordu. bir başka bölüme geçilmişti. hikmet bayur'un birkaç sayfa atladığını fark eden atatürk:

    - "ne var ki o kısımda, sayfaları atladınız?" diye sordu. hikmet bayur çekingenlik içinde "paşam, izin verirseniz burasını okumadan geçeyim" dedi.

    atatürk iyice meraklanmıştı:

    - "nedir yahu, bu atlamak istediğiniz? adam ne söylemiş, ne yazmışsa hepsini bilelim. okumaya devam..."

    atatürk okutmakta ısrar, bayur okumamakta inat ediyorlar, aralarında sessiz bir çekişme geçiyordu. atatürk sonunda biraz sertçe:

    - "ne diyor bu adam bizim için? hakaret mi ediyor? hayvan mı diyor?" diye sordu.

    hikmet bayur bu sözler üzerine iyice şaşırdı. cümleleri kekelemeye başladı. artık kaçamak yol kalmamıştı onun için. okumaktan başka çaresi yoktu.

    - "paşam" dedi "sizin kastamonu'da şapkayı başınıza ilk giydiğinizi anlatırken ağır kelimeler kullanmış."

    atatürk, armstrong'un bu sözlerine kızmak şöyle dursun, neşelenmişti bile.

    - "insanlara bazen hayvan sıfatları takar, aslan gibi deriz. bu da onun gibi. canı istemiş, böyle düşünmüş bizi. neyse fena değil. haydi, okuyun, daha neler var içinde bakalım? bayağı eğlenceli kitap" dedi.

    kaynak: granda, cemal. 2007. atatürk’ün uşağı cemal granda anlatıyor. ankara: kristal kitaplar. 65.

    --- alıntı sonu ---

    diğer örnekler de şunlardır:

    sayfa 142:

    --- alıntı ---

    "- "yahu!.." diye seslendi. sandım ki sigara yakacak. hemen koştum, kibrit çaktım...

    - "değil hayvan.." dedi.

    kibrit rüzgardan söndüğü için hemen yenisini çakıyordum, yine sönüyor. atatürk yine aynı sözleri söylüyor:

    - "değil hayvan.."

    durup yüzüne baktım. acaba ne istiyordu?

    - "koltukları düzelt" emirini verdi."

    --- alıntı sonu ---

    sayfa 153:

    --- alıntı ---

    bir gün nasıl olmuş bilmiyorum, sesim kısılmıştı. hizmet sırasında atatürk, bir şey soracak diye ödüm kopuyordu. cevap veremeyeceğim için kim bilir ne kadar benimle alay eder diye düşünüyordum.

    ...

    vaktin ilerlemiş bir saatinde, sanki başka konuşacak konu kalmamış gibi, içişleri bakanı şükrü kaya, karşılarında elpençe dikilip duran beni işaret ederek:

    - "paşam, çelebi dün gece çok içki içmiş, sesi kısılmış..." demesin mi?

    bütün gözler üzerime çevrilmişti. sonunda işte korktuğuma uğramıştım. bakışların altında eziliyor gibiydim. ...

    atatürk yüzüme baktı. sonra ne dese beğenirsiniz?

    - "keşke içse hayvan... sesi kısılmayacaktı. içmediği için kısılmıştır."

    --- alıntı sonu ---

    sayfa 183-184:

    --- alıntı ---

    bir akşam yemeği sırasında sofranın en neşeli anında atatürk, yine bu şekilde şakalaşan nuri conker'e dönüp:

    - "sen reisicumhur olabilir misin?" diye sordu.

    - "olurum. hem de senden daha iyi idare ederim."

    - "öyleyse prova edelim. geç otur bakalım koltuğa. şimdi sen reisicumhursun. söyle bakalım ne yapacaksın?"

    nuri conker hiç istifini bozmadan keyifle atatürk'ün koltuğuna oturdu. çevresini şöyle bir tepeden bakışla süzdükten sonra bana dönüp:

    - "hayvanlar, yemek getirin" dedi.

    herkesin yüzünde bir gülümseme. atatürk de gülüyor. bana dönüp:

    - "çelebi efendi. ben böyle mi söylüyorum?" diye sordu.

    hayır diye cevap versem, bu biraz da dalkavukluk olacaktı. kendimi toparladım. fırsat bu fırsat deyip, hemen taşı gediğine yerleştirdim:

    - "aşağı yukarı böyle oluyor paşam."

    - "anlaşıldı. sen reisicumhurluk yapamayacaksın. dur ben yine yerime geleyim."

    --- alıntı sonu ---

    sayfa 207-208:

    --- alıntı ---

    "saat yirmiye doğru davetliler geldiler. salondaki koltukların hepsini dışarıya taşımıştım. fakat koltuklar yetmemişti. en son rukiye hanım geldi. koltuklar bitince aynı renkte olsun diye kırmızı hereke kumaşından bir sandalye getirdim. böylece takım bozulmamış oluyordu. atatürk bunu görünce sordu:

    - "niye koltuk vermiyorsun?"

    - "koltuk bitti. aynı desenden sandalyesini verdim."

    atatürk sinirlenmişti.

    - "hayvan, kafanı kullan, koltuk ver" dedi.

    - "aynı renk olsun diye sandalye getirmiştim efendim."

    tekrar: "hayvan kafanı kullan" dedi.

    bu sözlere çok canım sıkıldı. gerçi arada sırada alışkanlıkla bu hitabı işitmiyor değildim. fakat nedense bu kez dokunmuştu. koşa koşa yukarı çıktım. kendimi tutamayıp başladım koca adam hüngür hüngür ağlamaya.

    az sonra eski başyaver cevat abbas'la, ikinci yaver naşit yanıma geldiler:

    - "niye ağlıyorsun?"

    - "hayvan dedi."

    - "bize her gün eşşoğlu eşek diyor. darılıyor muyuz? ne var dediyse? hayvan mı oldun hemen. nazik, terbiyeli adam... hepinizi de çok seviyor. sevmese bunca yıl yanında tutar mı? ama arada bir böyle konuşuyor. ne var alınacak. koskoca reisicumhur. her şeyi söyler."

    onlar gittiler. ben de aşağı inip yatmaya gittim. ertesi gün kaçıp gitmek en iyisi diye düşünyordum.

    biraz kestirdikten sonra sabaha karşı saat üçte tekrar uyandım. atatürk'ü soymaya mecburdum. oda hizmetkarı kovulmuş, yerine ben bakıyordum. ...

    yavaşça sofraya yaklaştım. konukların hepsi gitmişler, beş kişi yandaki masada poker oynuyorlardı: atatürk, recep peker, nuri conker, adalı ayşe hanım, rize mebusu hasan cavit, tahsin uzer. bugün gibi hepsi aklımda... hangisinin nerede oturduğu gözlerimin önünde... bir kenarda durup, oyunlarına bakıyordum ki, beni gördü:

    - "beni bırakıp kaçarsın değil mi? hem de en çok lazım olduğun zaman."

    birkaç saat önce elimi smokinimin yeleğine takmış, hem ağlıyor, hem gidiyordum. meğer görmüş benim gittiğimi. oysa ben farkında değil sanıyordum.

    - "paşam... şey..." diyecek oldum.

    - "hayvansın, nereye gitsen yine hayvansın" dedi."

    --- alıntı sonu ---

    tema:
    (bkz: mustafa kemal atatürk/@derinsular)
8 entry daha