şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • içindeki eşyaların toplamıyla en az üç ev daha kurulabilecek evdir. gerek göçebe toplumdan yerleşik düzene geçildiğinde aniden yaşanan eşya toplama manyaklığı, gerekse savaş yıllarında yaşanan yokluklar sonucu oluşan yığma psikolojisi nedeniyle, türkler evlerini tıka basa doldurmayı severler. bir zamanlar "bu kızın yollukları yok" diye üzülüp ağlayan bir anneanneye ve onu destekleyip "sehpa da alamamış, vah yavrum" deyip alınması için anneme para teklif eden bir teyzeye sahip biri olarak, kendimi türk evlerindeki gereksiz eşyaları ayıklamaya adamayı ve gelecek kuşaklar nezdinde aydınlanmaya yönelik çığ gibi büyüyen bir harekete önayak olmayı düşlemekteyim. *

    bu evlerde artık duvara asılmasa da su içen geyikli duvar halıları, kabe desenli seccadeler, sekiz kuşaktır kullanılmayan ve üzerinde yenileri eklenen çeyizlik her türlü eşya, çoğu takım olmaktan yıllar önce uzaklaşmış kırık dökük çanak çömlek, elişi dergileri, nuh peygamberden kalma kullanılmayan elektronik araçlar, çalışmayan birkaç adet televizyon, dolap arkalarında kıvrılıp bekleyen kötü makina işi halı ve yolluklar, yılda iki kez gelen yatılı misafir için saklanan eski çarşaflara sarılmış yorgan, yastık ve battaniyeler, n sayıdaki vazo, nikah şekeri, küllük, biblo, bardak, çanak ve benzeri eşyanın mevcut tüm saklama ünitelerini kaplaması ve ev ahalisine yaşam alanı bırakılmaması esastır. zaten anlamsız yerlerinde tuhaf kolonlar olduğu için eşyaları yerleştirmek için ciddi acılar çekilen küçük kareciklerden oluşan üç oda bir salon mimarinin esiri olmuş ev halkı, 12 kişilik yemek masası ile devasa koltuk takımının tıka basa doldurduğu ve evin annesinin "daha dün temizledim, orası misafir için, ayak basanı gebertirim" nidaları ile girilmesini yasakladığı salon adı verilen küçük yaşam ünitesini de yasaklamasıyla boğulmamak için kendilerini balkona falan atmaya çalışırlar. ancak en az üç tane olan ve yine eşya stoklamak için kullanılan balkonlar da pvc ya da alüminyum panelli çok parçalı camlarla kapatılmış durumdadır.

    anne babalarıyla yaşarken kullanmadıkları eşyaların istila ettiği evlerde yaşamaktan bunalan genç nesil kendi yaşam alanlarını kurduklarında asla böyle şeyler yapmayacaklarına dair kesin sözler verirler. ancak annelerin evlerinde böyle kötü günler için sakladıkları binlerce tuhaf eşyayı yığmak için fırsat kolladıkları en önemli mekanlar öğrenci evleridir. ardından mağazada mucizevi bir şekilde sağlam ve şık görünen ikea ürünlerinin bir türlü doğru monte edilemeyen örnekleri toplaşır öğrenci evlerine.

    "kendi evim olduğunda kıracağım bu zinciri" diyen genç insan, tek başına yaşamaya başladığında gerek kazandığı para ile kendine ait bir mekan edinmenin verdiği mutluluk, gerekse yüzyıllardır kırılamayan bu eşya toplama geni nedeniyle kendine yeni eşyalar edinir durmaksızın. "aman canım evlenince daha şık ve minimal bir yaşantım olacak zaten, şimdi kazandığım paranın keyfini süreyim, istediğimi alayım" deme şapşallığına düşen genç, evlilik denen saçma kuruma en anlamsız eşyaları hediye kisvesi altında yığma eğilimindeki bilumum aile, eş, dost, akraba ve arkadaştan bihaberdir henüz. bir kraliyet ailesi ağırlayacak boyutlardaki çelik tencere ve yemek takımlarını hem kızlarının hem de oğullarının ergenlik yıllarında edinen anneler, yıllar boyunca cinsiyet ayırımı yapmaksızın biriktirdikleri çeyizleri "almazsan ölümü gör, mutfak masrafından artırıp ne zorluklarla aldım ben bunları. nankörsünüz siz zaten" nidaları ve gerekirse gözyaşları eşliğinde çocuklarına kakalarlar. evlenme gafletinde bulunan çiftin her iki taraftan gelen 'çeyiz'leri zaten evi kaplamıştır bile. zamanında alınmış ve gelin kızımızın "annen aldı diye kullanmak zorunda mıyım ben bu arkaik şeyi?" şeklindeki çemkirmesi sonucu on senedir oğlan evinde bekleyen çamaşır makinesi kayınvalide bozulmasın diye atılmaz ve kapalı balkona konulur.

    aslında iki kişilik hayatın bambaşka zorluklarına alışmaları gereken çiftimiz öncelikle hayatlarını şimdiden kaplayan eşyalar yüzünden bunalmaya başlarlar ilişkinin ilk yıllarında. kendileri olmanın pek öğretilmediği gençler, kızın dayısının aldığı o çirkin vazoyu sevmese de oğlana inat sehpanın üzerine koymasıyla başlayan gerginlikler silsilesinin ilk adımlarını atarlar böylece. oğlan da buna karşılık öğrenci evinden kalan ve kenarları kayıt yapılmasın diye kırıldıktan sonra içine kağıt tıkıştırılmış eski heavy metal kasetlerini savunur kahramanca. eşyaların yarattığı boğan türk evi sendromu gerçek sorunlara vakit ve sabır bırakmadan çalar genç çiftin birlikteliğinin ilk yıllarını. gerisi zaten gelir. ve perde!
8 entry daha