şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
408 entry daha
  • oyuncu yönetimi konusunda sıradışı bir yeteneğe sahip. bunun önemli bir kısmını doğru oyuncu seçimine, daha büyük kısmını ise oyuncuyu, çekim esnasında, ona fark ettirmeden role hazırlayabilmesine borçlu.

    ayrıştığı temel nokta; iyi oyuncuyu değil, rol için doğru oyuncuyu seçiyor olması. "aaa nuri bilge ceylan yavuz bingöl'ü oynattı, ne kadar kötü oyuncu seçimleri var" diye saçmalamanın alemi yok o nedenle. üç maymun'da yavuz bingöl'ün canlandırdığı karakterin hem dış görünüşü, hem doğal tepkileri, bakışları, hatta duruşu bile yavuz bingöl ile örtüşüyor çünkü. ya da hatice aslan'ın cannes'da kırmızı halı üzerinde yürürken kullandığı vücut dili ile filmdeki arasında büyük bir uçurum yok. uzak'ın başrollerinden, kasaba ve mayıs sıkıntısı'nın da oyuncularından biri olan mehmet emin toprak aslında bir oyuncu bile değildi, nuri bilge ceylan'ın yeğeniydi sadece. hiç rol yapamadığının farkında olarak cannes'da ve altın portakalda ödüller aldı, kendisini hiçbir zaman bir oyuncu olarak görmeden öldü. fakat canlandırdığı karakterleri dünya üzerindeki hiçbir aktör ondan daha iyi canlandıramazdı. çünkü kimse seni senden daha iyi oynayamaz. aradaki fark ne kadar büyükse, işin içine rol ne kadar giriyorsa, oyunculuk o kadar kaybediyor nuri bilge ceylan'a göre. mayıs sıkıntısı gibi bir filmde (ki izlediğim en iyi filmlerinden biridir) nuri bilge ceylan'ın annesi ve babası rol aldı örneğin ve tek kelimeyle muhteşem birer performans izledik. muzaffer özdemir de yine tüm bunlara kanıt.

    şimdi bir zamanlar anadolu'da ekibinde yılmaz erdoğan'ı görüyoruz aynı şekilde. kendisini ne tiyatrocu ne de bir sinema adamı olarak hiçbir zaman beğenmesem de eminim ki tam kendisine uygun bir rolde yer alacak ve onun da oyunculuğu zirve yapacak.(evet henüz izlemedim, 1-2 gün içinde izlemeyi planlıyorum. filmden önce nuri bilge ceylan hakkında biraz düşünmüş olmak için yazıyorum bunları da, bunu belirtmezsem tepki geleceğinden eminim artık) yılmaz erdoğan'ın yanı sıra bu sefer çok daha önemli bir kadro var karşımızda; taner birsel, ahmet mümtaz taylan, fırat tanış gibi bilindik ve önemli oyuncular var. eskiden olsa bu oyunculara söz geçirmesi o kadar kolay olmayabilirdi belki, alışık oldukları bir sinema anlayışı değil çünkü. fakat artık nuri bilge ceylan tüm dünyaya ismini ezberletmiş bir yönetmen ve sette de ipler tamamen onun elinde olsa gerek. yılmaz erdoğan'ın film hakkındaki bir röportajında da dinlemiştim; "artık yeter, ne yapmamı istiyorsun" demek istediği anlar olmuş.

    oyuncu yönetimi konusunda ise yine ilginç yöntemleri var. örneğin üç maymun'da bir sahne vardı, izleyenler hatırlar; evin çocuğu dayak yemiş, ağzı gözü kan içinde eve gelmiş, gizlice odasına geçiyor. annesi durumu fark ediyor, peşinden gidiyor. kapıyı açmasıyla birlikte kapkaranlık odaya dışarıdan gelen ışık çocuğun kanlar içerisindeki yüzüne düşüyor. her şeyiyle bu sahne ve özellikle çocuğun oradaki bakışı filme dair akılda kalan en net sahnelerdendir. işte o çocuğu canlandıran oyuncu (ismini de şimdi araştırıp öğrendim; ahmet rıfat sungar) bu sahnenin çekilişini anlatmıştı bir röportajda. bir saniyelik o sahne yüzden fazla tekrarla çekilmiş, nuri bilge ceylan her seferinde farklı bir şey yapmasını isteyerek sahneyi baştan almış ve en sonunda "bu sefer de nasıl istiyorsan öyle bak" diyerek 'öylesine' bir çekim daha yapmış. ahmet rıfat sungar galadan sonra verdiği röportajda, biraz da şaşkınlıkla, çekilen o yüzlerce tekrarın değil de öylesine çekilmiş o son bakışın filmde kullanıldığını söylemişti. bütün o tekrarların aslında oyuncunun kendi bakışını kendi bulabilmesi için hazırlık aşaması olduğunu fark etmiş o da.

    düşünmeye bile üşenen, "diyalog yok yeaaaaa, öyle otuz saniye adam yürüyo ama bişe olmuyo" diyerek sanat filmlerini alaya aldığını zanneden güruh, bir sahne üzerinde bile günlerce uğraşacak kadar kadar sabırlı ve detaycı bir yönetmeni sevmeyecektir doğal olarak. e, sevmesin de zaten. yalnız alınan onca ödülü 3-5 entelektüelin birbirini yağlamasından ibaret sanmak cahilliğine düşmemek gerek. haklı olarak hayranı olduğumuz sean penn'in, robert de niro'nun, uma thurman'ın, jude law'ın, jodie foster'ın, alfonso cuaron'un, natalie portman'ın değerlendirmeleriyle dağıtılıyor bu ödüller. başvuran 1500-2000'e yakın film arasından sadece birinin yönetmenine ve böyle isimlerden kurulu bir jüri tarafından veriliyor cannes'da en iyi yönetmen ödülü ya da jüri büyük ödülü. e, belki sandığın kadar basit değildir bu işler? belki de sen yanılıyorsundur?
1702 entry daha