şükela:  tümü | bugün
42 entry daha
  • türkiye'de nikah davetiye metinlerinin altında gelin ve damadın anne ve babasının isimleri yazar. yani nikah töreninin davet sahipleri evlenenler değil, aileleridir. misal:

    --- alıntı ---

    [gelin ve damadın adı]

    bu en mutlu günümüzde sizleri de aramızda görmekten kıvanç duyarız mıy mıy mıy...

    imza
    [gelinin anne ve babasının adı] [damadın anne ve babasının adı]

    --- alıntı sonu ---

    peki davetin sahibi gelin ve damadın anne ve babaları ise, gelin ve damadın nikah törenindeki rolü nedir?

    bu çerçeve, gelin ve damadın evlenmediklerini, "evlendirildiklerini" ima eder. yani onlar görünüşte evleniyorlardır, ama gerçekleşmekte olan evlilik akdindeki rolleri aktif değil pasiftir. tıpkı 18 yaşından küçüklerin adına banka hesabı açılırken ilgili sözleşmeyi hesap sahibinin velilerinden birinin imzalaması gerektiği gibi, türkiye'deki evlilik akitlerini de adeta anne babalar imzalamakta, çocuklarını "evlendirmekte"dirler.

    bütün bunlar, türkiye'deki hakim kültürün, evlenecek yaşa gelmiş olan insanları dahi tam anlamıyla yetişkin olarak algılamadığını ima eder. böyle bir kültürün içinde yetişen, okulda devletin öğretmeninden askerde komutanından dayak yiyen, sonrasında da davetiyesinin altında annesinin babasının imzası bulunan bir törenle evlenmekte bir tuhaflık sezmeyen insanların o yaştan sonra birey olabilmeleri epey zordur.

    yani konu sadece "kız vermek" ya da "gelin almak" gibi yerleşik cinsiyetçi kalıplarda değil. asıl sorun, bu gibi ifadeleri olağanlaştıran zihniyette. tam da bu yüzden, o kızı ya da gelini "alan" erkek de birey değil. çünkü o gelini "alan", damadın anne ve babası. oğullarının rolü ise, nikah töreninde damat rolünü oynamak. ileride o damat da karısıyla birlikte kendi oğluna bir kız "alacak". böylelikle hiç kimse kiminle, nasıl, nerede ve ne şekilde evlenmek istediğine kendisi karar vermeyecek. davetlileri kendisi seçmek bir yana, gelenlerin çoğunu tanımayacak bile. tören boyunca (ve hatta tören öncesinde ve sonrasında da) kendisine biçiken sosyal rolü oynayacak. yani "en mutlu" olduğunu iddia ettiği günde bile kendisi olamayacak, karakterli davranamayacak.

    eskiden bir kız "verildiği" andan itibaren gittiği aileye ait olurmuş. o kıza yeni evinde kötü bile davransalar, kızın ailesi bunu sineye çekmek durumunda kalırmış. çünkü kızı bir kez "vermiş" bulunurlarmış. zaten bu yüzden böyle şeyleri kızı "vermeden" önce düşünmek gerekirmiş. çünkü kızı bir kez verdikten sonra, iş işten geçermiş. (spesifik olarak bu noktaya, bekaret ile ilgili bir sürü ataerkil algı da eklemlenir.)

    bugün davetiyelere ve ailelerin gelin ve damatlarından diğer beklentilerine yansıyan pek çok şey, bu kültürün ve kalıntılarının bir yansıması. dolayısıyla, böyle boktan bir kültüre sahip çıkmadan önce, herkesin kendisine bir gün kendi kızını "vermek" isteyip istemediğini sorması gerekli.

    bütün bunlar ileri derecede korkunç şeyler. ama insanlar bu kültürün içinde doğup büyüdükleri için bunları olağan karşılıyorlar. yerleşik kültürel kalıpları hiçbir zaman yeterince sorgulamadıkları için de, kültürün içindeki bu korkunç öğeleri ve bu öğelerin ne denli suistimale müsait olduğunu hayatları boyunca göremiyorlar.

    (bkz: türk kültürü hastalıklı birey üretir)

    (bkz: insan hakları/@derinsular)
49 entry daha