şükela:  tümü | bugün
283 entry daha
  • üzerinden yüzlerce-binlerce yıl geçse de, bazı beyinsizler tarafından asla anlaşılmayacak, gayet sıradan bir insanlık durumudur. "normal" kelimesini uluorta kullanmak istemiyorum; çünkü bu kelimenin kendisi de sorunlu. ama hadi kullanalım; çünkü başka türlü anlamıyorlar. eşcinsellik gayet normaldir, insan-hayvan fıtratına uygundur, evrimsel süreçte çok sayıda hayvan türünde görülen bir özelliktir. hatta o kadar normaldir ki, tek tanrılı dinler tarafından "günah" olarak nitelendirilmiştir.

    eşcinsellik anormal bir durum, hastalık veya sakatlık olsaydı; tek tanrılı dinler tarafından günah olarak nitelendirilmezdi. bir durumun aynı anda hastalık ve günah olması mümkün değil. tek tanrılı dinlere göre, günah "ceza ehliyeti olan" insanlar tarafından işlenir. eşcinselliği hastalık sanan veya eşcinselliğin hastalık olduğunu iddia edip duran yaratıklar ise, eşcinselliği bir çeşit akıl-ruh hastalığı olarak görüyorlar. tek tanrılı dinlere göre, akıl-ruh hastalarının yaptığı hiçbir şeyden ötürü kendilerine günah yazılmaz. insan öldürseler bile, bilerek-isteyerek insan öldürmeleri söz konusu olmadığı için, yaptıkları şeyden ötürü sorumlu tutulmazlar.

    * * *

    eşcinselliğe dini açıdan baktığını iddia edip "hastalık" yaftasını yapıştıran beyinsizlerin foyasını böylelikle meydana çıkarmış olduk. önce karar vermeleri gerekiyor: hastalık mı, günah mı bu durum? birinden birini seçip onu savunun; çünkü ikisi birden aynı anda mümkün olamıyor.

    "eşcinsellik hastalık değildir; ama günahtır" diyen hilal kaplan çizgisine yanıt verelim. bu hilalkaplanvari çizgicik, "eşcinsellik günahtır ve bu günahın yaygınlaşmasını önlemek için elimden geleni ardıma koymayacağım!" diyor. aynı zamanda da, "eşcinselliğin hastalık olarak nitelendirilmesine karşıyım; çünkü müslümanlar ne zamandan beridir fıtrata aykırı olan her davranışı hastalık olarak nitelendiriyorlar?" diyor.

    el cevap: eşcinselliğin "günah" olup olmaması, ilahiyatçıları ilgilendiren bir durumdur. bazı ilahiyatçılar "eşcinsellik günahtır" derken, bazı ilahiyatçılar "eşcinsellik günah değildir" gibi yanıtlar vermektedirler. tek tanrılı dinlerin gönderildiği dönemde, eşcinsellik henüz siyasal bir "kimlik" haline gelmediği için, tek tanrılı dinler eşcinselliği genellikle "sodomy" başlığı altında incelemişlerdir. prezervatif kullanımını yasaklayan papalık, aynı zamanda eşcinselliği de yasaklamıştır. günümüzde dünyanın birçok yerinde hem prezervatif kullanımı, hem de eşcinsellik yaygındır. prezervatif kullanımının günah sayılması ile eşcinselliğin günah sayılması aynı kapıya çıkmaktadır: üreme ile sonuçlanmayan cinselliğin dinen yasaklanması.

    birçok dinin, "mümin sayısını arttırmak" gibi bir misyonu vardır. mümin sayısını arttırmanın iki yolu vardır: cihad-tebliğ-crusade gibi yollarla başka dinlerden insan devşirmek; bir de yeni çocuklar dünyaya getirerek onları o dine uygun bir biçimde yetiştirmek. prezervatif kullanımı da, eşcinsellik de, üreme yoluyla mümin sayısını arttırmaya engel oluyor; bu yüzden günah zannediliyor, veya günah olduğu öne sürülüyor.

    sodomy'nin dinen günah olduğunu ileri sürenler, sözlü edebiyat geleneğinin çok eski örnekleri arasında yer alan "lot-lut-sodom-gomore" bahsini gündeme getirirler. tarihte yaşadığı iddia edilen lot diye bir erkek vardır. bu şahıs, bazı inanışlara göre peygamberdir, bazı inanışlara göre ise peygamber değildir. abraham-ibrahim soyundan gelir. günümüzde israil ve filistin ile ürdün arasında yer alan gölün bulunduğu topraklarda, bir zamanlar lot ve lot'un eşiyle kızlarının yaşadığı söylenir.

    lot'un yaşadığı şehirde, inanışa göre, sodomy yani erkek erkeğe cinsel ilişki yaygındır. sodomy kavramını farklı yorumlayan insanlar, sodomy'nin oğlancılık, yani "reşit olmayan erkek çocuklarıyla cinsel ilişki" anlamına geldiğini söylerler. lot'un evine erkek misafirler ya da melekler gelmiştir, lot'un yaşadığı şehirdeki erkekler toplanıp lot'un evine gelmişler, ve lot'un misafirleriyle cinsel ilişkiye girmek istemişlerdir. sonra, inanışa göre, bu şehirde doğal bir felaket meydana gelmiş, şehir yok olmuş, her nasılsa lot ve kızları o felaketten kurtulmuşlar ve başka yere yerleşmişlerdir. sonrası biraz karışık. islam dışındaki inanışlarda, lot'un kızları lot'u sarhoş ederek lot ile cinsel ilişkiye girip babalarından çocuk sahibi olmuşlardır. islam dinine göre ise, peygamberler günah işleyemezler; hele de kendi öz kızlarıyla yatmaları söz konusu olamaz.

    lot bahsi, eşcinselliğin günah olduğunu ispatlamak için yeterli değildir; çünkü sodom-gomore şehirlerinde meydana gelen doğal felaketlerin nedeni eşcinsellik-sodomy olmayabilir. bu konuda elimizde kesin bir veri bulunmuyor. ayrıca, erkek çocuklarıyla ilişkinin mi, yoksa eşcinselliğin mi dinen yasaklandığı anlaşılamıyor; çünkü islam dininde "eşlerinize doğru yerden yaklaşın" biçiminde ayetler var. yani, teorik olarak iki erkek arasında bir evlilik olsa ve bu erkekler öpüşseler, bunu engelleyen herhangi bir kural bulunmuyor. evlilik bağı gerçekleşti; yani evlilik dışı bir ilişki söz konusu değil. dudak dudağa öpüşme "yanlış yoldan ilişki" sayılmıyor; çünkü bir erkekle bir kadın da dudak dudağa öpüşebilir. islam, öpüşmeye bir yasak getirmiyor. dolayısıyla, eşcinselliğin günah olması veya yasaklanması söz konusu değil.

    * * *

    gelelim ikinci meseleye. birileri, durup durup, "eşcinsellik hastalıktır" diye bir laf ortaya atıp duruyorlar. aliye kavaf'ın biri kuyuya bir taş atıyor, kırk kişi o taşı çıkaramıyor. hilal kaplan zihniyeti ile aliye kavaf zihniyeti, terminoloji olarak farklıymış gibi görünse de, içerik olarak aynı. sadece, biçim olarak farklı. birisi orta çağ zihniyeti ise, diğeri yeni çağ zihniyeti. hâlâ yakın çağ'a gelebilmiş değiller.

    el cevap: bilimin ideolojik olarak kullanımını az çok biliyoruz. hitler döneminde, "insan ırkının ıslahı" yani eugenics araştırmaları yapılıyordu. aryan ırkı ve daha alt ırklar sınıflandırılıyor idi. 1936 berlin olimpiyatlarında atletizm alanında jesse owens isimli afrika kökenli amerikalı birinci olunca, aryan ırkının üstün olduğu biçimindeki safsatalar ilk yarayı aldı. o tarihte henüz amerika'da afrika kökenlilerin yurttaşlık hakları yoktu, seçme ve seçilme hakları yoktu, beyazlarla aynı okullara gidemiyorlardı, beyazlarla aynı otobüse binemiyorlardı. "sosyal tecrit" söz konusuydu. yani, hitler'in yediği faşizm bokunun bir benzeri de amerika'da vardı.

    1930'larda "bilim" adı altında, bilimsel olduğu iddia edilen birtakım saçmalıklar siyahları-afrikalıları aşağılamak için kullanılıp duruyordu. zaman zaman, bilimsel olduğu iddia edilen bazı saçmalıklar, kadınları aşağılamak ve erkeklerin üstün olduğunu -sözümona- kanıtlamak için de kullanıldı; hâlâ kullanmaya kalkışanlar var. hitler, toplumda bazı insanların üstün ırktan olduklarını, bazı insanların aşağı ırktan olduklarını; insan neslinin-ırkının kalitesini düşüren yahudilerin, çingenelerin, eşcinsellerin, engellilerin, melezlerin ortadan kaldırılmasının insan neslinin kalitesini yükselteceğini öne sürdü. bu fikirler faşistçe fikirlerdi; ancak adolf hitler bu fikirlerini uygulamaya koymaya kalktı. yahudileri, çingeneleri, eşcinselleri, engellileri ve melezleri, bu gruplarla birlikte komünistleri ve muhalifleri de gaz odalarında, toplama kamplarında, insan yakma fırınlarında yok etti.

    bugün, bazı yaratıklar, adolf hitler'den de ileri giderek, "eşcinsellik psikolojik ve hormonal bir hastalıktır. bu hastalık, baba eksikliğinden, çocuklukta yaşanan taciz-tecavüzden, ya da hormonal sorunlardan kaynaklanır." diyorlar. eşcinsel düşmanlıklarına bilimsel kılıf arıyorlar. bir zamanlar siyahları ve kadınları "sözde bilimsel terminoloji kullanarak" aşağılayan yaratıkların yaptığını bugün tekrarlayıp, eşcinselleri "bilimsel görünümlü" kılıfa bürünerek aşağılamaya ve ötekileştirmeye çalışıyorlar.

    eşcinsel erkeklerin kanlarındaki testosteron hormonu seviyesinin, heteroseksüel erkeklerin kanlarındaki testosteron hormonu seviyesiyle aynı olduğunu gösteren çok sayıda bilimsel makale var. ayrıca, bazı arap ülkelerinde ve küba'da "eşcinselleri tedavi etme" adı altında insanlığa karşı suçlar işlendi. eşcinsel erkeklerin kanına zorla testosteron enjekte edildi. bu erkeklerin cinsel yöneliminde hiçbir değişiklik olmadığı gibi, birçoğunun halihazırda gayet düzgün olan sağlık durumları bozuldu, birçoğu intihara teşebbüs etti, birçoğunun da hormon etkisiyle kanlarındaki kimyasal-elektrolit dengesi bozuldu. sağlıklı olan ve heteroseksüellerle aynı düzeyde testosteron taşıyan eşcinsel erkeklere, zorla testosteron enjekte edildi ve bu insanların vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı ihlâl edildi.

    bazı gerizekalıların "eşcinsellerin hormon bozukluğu var, çocuklukta tacize uğramışlar, baba figürü yok, psikolojik olarak sağlıksız" diyerek kurdukları akıl fukarası cümlelerin zaten açıkça yalan veya bilimsel olarak geçersiz olduğu böylelikle kanıtlanmış oluyor. "çocuklukta taciz" iddiasına hiç girmiyorum. lezbiyenler de tacize uğradıkları için mi "yönelimleri değişti"? biseksüeller ne oluyor? cinsel yönelimden farklı olarak, cinsiyet kimliği farklı olan translar kimin tacizine uğramış oluyor?

    * * *

    işte, insanlıktan nasibini almamış yaratıklar, "eşcinsellik aslında hastalık, ama kalıcı bir hastalık, bunları en iyisi kendi hallerine bırakalım, bize dokunmayan yılan bin yaşasın" gibisine vurup, akılları sıra "bakın, hem eşcinsellerden uzak duruyoruz, hem de onlara ayrımcılık yapmıyoruz" demeye getiriyorlar. aslında bu, daha beter bir ayrımcılık. eşcinselliğe günah ya da hastalık diyen diğer insanlar, eşcinsellere yaptıkları ayrımcılığın arkasında duruyorlar. ağızlarının kenarıyla "aman ne bok yerseniz yiyin, bize bulaşmayın" tavrı benimsemiyorlar...

    "eşcinsellik psikolojik bir hastalık, ama kalıcı. bunlara evlenme hakkı verilsin, bizimle uğraşmasınlar" demek, "bunları karantinaya alalım, tecrit edelim, gettolaştıralım" demekle aynı. işte bu, tam olarak da adolf hitler'in ve nazilerin yaptığı faşist uygulama. aynı mantıkla yahudiler, çingeneler, eşcinseller de gettolara kapatılıp aryan toplumundan tecrit edildi. getto mensupları, sonra trenlere doldurulup toplama kamplarında imha edildiler. "bunları tecrit edelim"den sonraki adım, "bunlar hasta, toplumun kaynaklarını bunlara ayırmayalım, bunlar öldürülsün" demektir.

    * * *

    eşcinselliğin hastalık olduğunu iddia edenler, eşcinselliğin bir insanın "yaşam kalitesini düşürdüğünü" iddia etmiş oluyorlar. "hastalık", "bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen" bir durum. örneğin, grip olanlar, yataklara düşüyorlar, çalışma performansları belli bir süreyle düşüyor. sindirim sistemi hastalıklarına yakalananların beslenme düzenleri bozuluyor. "kan yoluyla ilgili" bir hastalık yaşayanların kan dolaşımlarında sorun oluyor, ya da damarlarında dolaşımı engelleyici-yavaşlatıcı durumlar oluyor.

    bir insan, "eşcinsel" ya da "biseksüel" olduğunda, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen hiçbir durum olmuyor. bir insanın eşcinsel olması, onun sindirim-dolaşım-solunum-ürogenital vs. sistemlerini olumsuz etkilemiyor. bir insan, eşcinsel olup, tüm cinsel ilişkilerini korunarak yaşayabilir. bir insan, eşcinsel olup, tek ve sağlıklı bir partnerle ömür boyu korumasız ilişkiler yaşayabilir ve partnerinin sağlık durumuna ve tek eşliliğine bağlı olarak hiçbir hastalık kapmayabilir.

    bunun yanı sıra, heteroseksüel bir erkek veya kadın, partnerinden çok çeşitli hastalıklar kapabilir. bu durumda, "heteroseksüellik hastalıktır, ömür boyu sürer, tedavi edilmelidir" gibi akıl fukarası laflar edecek miyiz? konu "cinsel yönelim" olduğunda, kimin sağlıklı hasta olduğuna kim karar verecek? tabii ki tıp otoriteleri.

    * * *

    bilmeyenler için ayrıca vurgulayarak yazıyorum:

    1973 ve 1975 yıllarında amerikan psikoloji derneği ve amerikan psikiyatri derneği, 1992 yılında dünya sağlık örgütü eşcinselliği hastalık-bozukluk kategorisinden çıkardı. "eşcinselim" diye doktora giden hiçbir insana, sırf eşcinsel olduğu için tıbbi destek sağlanmıyor.

    * * *

    eşcinsel olduğu için psikolog veya psikiyatrist desteğine ihtiyaç duyanlar olabilir; ancak bu durum o bireylerin eşcinsel olmalarından kaynaklanmıyor. eşcinseller, toplumda ayrımcılıkla karşı karşıya oldukları için, toplum tarafından reddedildikleri veya aşağılandıkları için, uzman desteğine ihtiyaç duyuyorlar. toplumun eşcinsellere yönelik herhangi bir ayrımcılığı falan olmasa, uzman desteğine ihtiyaç kalmaz. burada sorun eşcinsellerde değil, eşcinselleri reddeden toplumda.

    böyle bir toplumsal ayrımcılık durumunu götünden anlayıp "eşcinseller hasta, ve bunların hastalığı geçici değil, kalıcı. hem hormonal, hem psikolojik. bunlara evlenme hakkı verelim ki sağlıklı insanlara bulaşmasınlar" diye yorumlamak, aşmış derecede bir beyinsizliğe işaret ediyor. bundan daha beterini george w. bush'tan bile duyamayız.

    eşcinselliğe bir "hastalık-günah" yakıştırması yapmaya çalışanları inceleyelim bakalım, ne elde edeceğiz? homofobinin, yani eşcinsel düşmanlığının, bir psikolojik rahatsızlık olduğunu savunan psikiyatristler, homofobinin yani eşcinsel düşmanlığının tedavi edilebileceğini söylüyorlar. eşcinsel düşmanlığının tedavisinde her geçen gün yeni aşamalar elde ediliyor. gey ve lezbiyenlere yönelik olarak ayrımcı söylem kullanan, ayrımcı davranışlar sergileyen homofobik insanlar, uzman yardımıyla normale döndürülebiliyorlar.

    türkiye'de de, türkiye psikiyatri derneği ve türk tabipler birliği, eşcinselliğin bir hastalık veya bozukluk olmadığını kabul ediyorlar; homofobiyi yani eşcinsel düşmanlığını bir hastalık ya da bozukluk olarak görüyorlar. yani, eşcinselleri "hastalıklı" olarak görenlerin durumu, "yavuz hırsız ev sahibini bastırır"a benziyor.
1150 entry daha