şükela:  tümü | bugün
113 entry daha
  • aşkına sadakatle bağlandığı kadına "elektrik veremediğini" teessürle ! öğrendiğimiz büyük insan.

    olayın nesnesi kadın seneler sonra konuşmuş. tabii hemen okudum söylediklerini. o dakika hafakanlar bastı beni.
    farkettim ki kadınlar genelinde aşk meşk ilişkilerinde karşılaşılan hep o tanıdık, o problemli o zavallı dil, o sakil yaklaşım (daha çok soranın yaklaşımından kaynaklansa gerek)
    bu kadincağizin üslubuna da yerleşmiş ne yazık ki. sevginin zıttı nefret değil, kayıtsızlıktır derler. buna inanırım. aynı şekilde kayıtsızlık, bütün kötülüklerle de eş anlamlıdır.
    kadın geçmişteki birçok kişiden adlarıyla (hatta dünkü çocuk sayılacak bir gazeteciden bile) söz ederken sezai karakoç'un adını anmıyor, anamıyor. bu tablo karşısında bir kere daha anlıyorum; anlayış bir nasip, bir baht meselesidir. kendisinden "sezai bey" olarak medenice söz etmek bu derece zor mu? o gece okunan şiirin adını anımsamak ! bu derece imkansız mı?

    fotoğraflara bakıyorum; yıllar tazelik ve güzelliğini yok etmiş görünüyor ama bencilliğinden bir şey eksilmemiş. "vah yazıık, keşke o da evlenseydi, o da mutlu olsaydı" deyiveriyor. sezai bey'in hâlâ orada kaldığını gülünç bir biçimde düşünebiliyor. burada bedbaht olan kim?

    kendisini "var edene" minnetsizlik yapan ve tarihin o anına gömülüp kalan mı? yoksa nefsin zahmetini eşsiz bir işçilikle rahmete dönüştüren, bütün hücreleriyle dirilişe açılan, bütün damarlarıyla sonsuzluğa akan mı? o gün, o mezuniyet gecesinde kaybeden kim gerçekten? cevabı aşikar, değil mi muazzez teyze.

    anlayış bir nasip, aşk bir kabiliyettir ve kalpten çıkan söz hedefini mutlaka bulur; iyi olmuş bu son. herkes hak ettiğini bulmuş. hani klasiktir: olan iş hayırlıdır der, rahata ereriz. sezai bey mesuddur. biz mesuduz. çünkü şimdi daha bir iyi anladık monna roza'nın kimliğini, kıymetini.
303 entry daha