şükela:  tümü | bugün
8 entry daha
  • bu sene ifistanbul'un kült bölümünde gösterilecek 1960 yapımı fransız filmi.
    yönetmeni bilindiği gibi georges franju.
    godard, truffaut falan nouvelle vague'ın sol yakası olarak nitelendirilirken, alain resnais ile birlikte georges franju sağ yakası olarak tanımlanıyor. yanlış hatırlamıyorsam bu ayrım, klasik sağ-sol ayrımından ziyade sinema duruşlarındaki farklılıklardan kaynaklanıyor. sol yaka, daha az bütçeyle çektikleri filmlerinde, daha amatör oyuncular ve gerçek mekanlar kullanırlarken, sağ yaka bunlardan farklı durumlarda film çekmektedirler. ayrıca sağ yaka devletten aldığı maddi destekle de sol yakadan ayrılıyor. daha bağımlılar yapımcıya sanırım bu nedenle. hatta franju bu filmi çekerken, yapımcısı kan olmasın zart olmasın diye karışmış adama, sonuçta bu müdahaleler sayesinde daha sade bir film çıkmış, iyi olmuş belki de.

    --- spoiler ---

    les yeux sans visage'ın konusu kabaca, eşini yıllar önce bir trafik kazasında kaybeden doktorun, aynı kazada yüzünü kaybeden kızına yeni bir yüz bulmak için işlediği cinayetler falan filan diye özetlenebilir.

    film çok ilginç bir gerilime sahip. zira gerçek anlamda kan, cinayet ve yahut iğrenç olan başka bir şey görmüyoruz. görsel açıdan zararsız birkaç ameliyat veya yüz sahnesi dışında, somut ürkütücü şeyler de yer almıyor. bu tip gerilim nesnelerini kullanmadan rahatsız edebilmek gerçekten zor bir iş. fakat asıl etkileyici olan da budur bilindiği üzere. gösterilmeyip sezdirilen tehlikelerden korkar insan. bilinmeyen, daima daha korkutucu ve huzursuz edicidir. mekanların sadeliği, diyalogların sadeliği, karakterler arasındaki derinlikten uzak fakat hastalıklı bağ, filmin bütününe yayılmış sessizlik... görmediğimiz fakat izleyeni yerinde huzursuzca dönüp durdurtan noktalar. kızın yüzünü uzun süre göremememiz de, aklımızla tahayyül edemediğimiz bir görüntünün fikrini oluşturuyor. bu fikrin gerçek görüntüsünün olmayışı , aklımızla kavrayamadığımızın korkunçluğuna dönüşüyor. yönetmen bizi bu bilinmezlikle biraz korkuttuktan sonra, birkaç saniyeliğine sanrı gibi bulanık bir yüz gösteriyor. işte buraya kadar yazdıklarımı destekleyen film, bu sahneden sonra, filmin genel atmosferini yansıttığını ve filmin gücünü bu özlelliklerden aldığını düşündüğüm; "gizemlilik" ve "sadelik" etkisini yitirmeye başlıyor. bu da benim buraya kadar savunduğum şeylerin, bu film için bir nebze çürümesine neden oluyor. fakat yine de bu yüzü bulanık bir halde görmenin tam olarak bir görme olduğunu kabul etmiyorum. ayrıca filmin genelindeki gizem ve sadelik de göz ardı edilemez.

    filmle ilgili takıldığım bir diğer şey de bedene olan zorunlu bağımlılık. yani bedene gelen zararın diğer tüm manevi yaşantıya olan etkisi. el, kol, dil vs. eksikliği başka tabi. ama bir eksiklik olmadan sadece bir deforme sonucunda sevgilisinden ve hatta hayatından vazgeçmek zorunda kalıyor karakter. tabi bu durum güzel veya estetik olup olmamaktan daha farklı, ortada 'normal' olmayan, farklı bir görüntü var. buna tahammül edebilmek, alışabilmek kolay değil. yine de fiziksel görünümün bu denli etkili olması rahatsız edici.

    --- spoiler ---

    sevmem öyle gerilim falan ben. izlemedim çok onlardan. ileri geri konuşmak istemem, çok anlamadığım bi tür. yanlış bir şey derim muhtemelen, ama yazmadan edemiyorum. uzakdoğudan gelen hiçbir şeyi öyle delice sahiplenip sevemiyorum zaten. hele hele korku-gerilimi hiç hazedemem. bu türe yaklaşımları, şiddete bakışları, felsefeleri beni pek etkilemiyor. yapamadıklarından değil, direkt o benim kendi zevksizliğim, biliyorum. amerikalılar desen zaten ya ondan bundan çalıyorlar ya da remake ile köşeyi dönmeye çalışıyorlar. en olmadı ortalığı kana, karanlığa bulayıp, alta müzik döşeyip böööğ! falan diyip geriyorlar adamı. bi de son yıllarda blair cadısı kafasında gerçekçi filmlerle, insanları kesip biçip, izleyiciyi korkutmaya etmeye çalışıyorlar. uzakdoğuyu sevmem sizi hiç sevmem. ha, izlemedim hiçbirini bunların, izlemeden bilmeden atıp tutan insanım ben.
    uzun lafın kısası, fransız filmi olsun benim olsun. gerilimine bile hakkıyla deriniliğini verebiliyor adam, güzelce. konuya çok saçma bi yerden de yaklaşıyor olabilirim. ama sevdim ben filmi, etkilendim. afişleri falan da çok güzel. izlesin herkes.
19 entry daha