şükela:  tümü | bugün
53 entry daha
  • insanın doğadan kopuşu, ağaçlar iyidir, su allahın suyu, her yeri beton yaptık hayvanlar ölüyor falan filan, bunları biliyoruz hep. işlek yerlerde yolumuzu kesen greenpeace'çiler söylüyor, hepimiz duyarlıyız vesaire. ama mesela şehrin içinde 'dur lan bi kuş vurayım' diyen adama ya da mecidiyeköy metrobüs durağının girişine çadır kurup uyumaya kalkan adama ya da allahın odununa para vermeyi garip bulduğu için parka gidip de ağaç kesen adama denk gelince aşağı yukarı hepimiz 'napıyon amanakodumu' ayarında tepkiler veriyoruz, veririz.

    hah işte bu film derdini öyle bir anlatıyor ki, sibiryanın steplerinde ve öküz gibi ormanlarda geçen bir buçuk saatten ve büyük kaptan dersu uzala şehre gelip de bi 'kutu'ya kapandıktan sonra bu üstte saydıklarımı yapınca, yukarda söylediğim tepkiyi verenlere sinir oluyoruz, 'höt lan, höt' diyoruz.

    film derdini öyle bir anlatıyor ki, adına medeniyet diyip de öncesi yokmuşçasına kanıksadığımız ve yüzyıllar boyunca yedi kuşaktan genlerimize işlenmiş olan şeyleri bir buçuk saatlik bi gezintiyle bize unutturuyor ve bize filmin başında kapitan'ın da dediği gibi, 'aah dersu' dedirtiyor.

    ama film bitip de biz dünyaya dönünce, dersu uzala'yı sadece süper bi filmdeki süper bi karakter olarak hatırlıyoruz, diğer her şey unutuluyor, medeniyetimize ve kutu gibi odalarımıza dönüp suya para vermeye devam ediyoruz. çünkü insanların sayısının çok ve kaynakların sınırlı olduğuna ve başka türlüsünün mümkün olamayacağına kendimizi inandırıyoruz. her aklına esen parkta ağaç kesmeye kalksaydı, istediği yere çadır kurup 'ben burda uyuyacam' deseydi bu toplumun hali ne olurdu diyoruz, büyü bozuluyor.

    hangi filmde/kitapta hatırlamıyorum (hatırlayan olursa ışığı yakıversin), insanların sinemadan çıkınca değişik bir enerjiyle dolu olduğunu ama diğer insanları görüp gündelik hayata karıştıkça 'normal'e döndüklerini, eğer aynı anda tüm insanlara bir film izletilebilse filmin sonunda dünyanın farklı bir yer olacağını söyleyen bir bölüm vardı. işte o film bu filmdir.

    ah kurosawa.

    edit: sağolsun tamburello yaktı ışığı, sanırım 'tüm insanlara aynı anda film izletilmesi' kısmını başka bir yerden hatırlıyorum ama bahsettiğim bölüm aylak adam'daymış:

    "çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor: sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarını düşünen kişi değil. insanlarla barışık. onun büyük işler yapacağı umulur. ama beş on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar."
76 entry daha