şükela:  tümü | bugün
247 entry daha
  • high hopes 201:

    bir çocuk düşünün. özgür ve saf. dünyada keşfedecek o kadar çok şeyi var ki. dehası henüz hayat tarafından bükülmemiş, eğilmemiş. algıları dünyanın kötülüğü tarafından şekillendirilmemiş.

    sonrasında ayrılığın, değişimin, uyuşmazlığın çanları çalmaya başlıyor çocuğun hayatında. insanlar ayrılıyor. farklı fikirler oluşturuyorlar, saflık, masumiyet kayboluyor.

    çocukken, özgürce düşler kurarız; fakat yaşlandıkça bu düşler kaybolur. büyüdüğümüzde ve geriye dönüp baktığımızda büyüme eyleminin kendisiyle savaşmış olmamız gerektiğini görüyoruz. çocukken, mucizeler hala yerli yerinde duruyor. dünyanın üzerinde sayısız küçük yaratıklar * olarak yaşıyoruz. çocukların diğer çocuklarla arasında bir çeşit bağ vardır; yalnız kalan bir çocuk belki de büyümeye kendi içinde karşı koyabilir. önce okulla başlıyor. bir zamanlar özgür olan ruh, esir tutuluyor; bağlanıyor. sonrasında, yavaş yavaş, parçalanma başlıyor. *

    ne var ki, yaşlanmak kaçınılmaz. geriye dönüp baktığımızda, gençken dünyanın ne kadar güzel olduğunu görüyoruz. özgür, sonsuz. yine de, içimizdeki bir parça büyümüş; gençliğimizin getirdiği özgürlüğe karşı bir adım atmak isterken, bilinçsiz halde o adımı geriye atıyoruz. yaşlanma süreci, gençliğin saflığını kaldıramıyor. tamamen özgür olmaya yaklaşabiliyoruz, fakat asla tekrar özgür olamıyoruz.

    hayat süreci bir nehirden başka bir şey değil. başlangıcı ve bir sonu var; fakat daha önemlisi, akış halinde. tek yöne akıyor. nehrin başlangıcı, kaynağı ihtişamlı olabilir fakat tüm çabalarımıza karşın, nehir akmaya devam ediyor, her geçen gün bizi başlangıçtan uzaklaştırıyor, hem de yıpratarak. bu süreç, hayatın ta kendisi, hep böyleydi ve hep böyle kalacak. sonu yok. **

    bu bakış açısına göre, david gilmour high hopes'u yazarken hayatı kendi bakış açısından yorumluyor, bu hayatın değiştiği, dönüşüme uğradığı noktaları sevmiyor. fakat şarkının sonlarına doğru, sanki acı bir gülümsemeyle kabulleniyor, o acı gülümseme de bir zamanlar çimenlerin daha yeşil oluşunun hatrına...

    disclaimer: bu çeviriler, kafiye amacı güdülerek, birebir çeviri yapmak amacıyla yapılmış çeviriler değil; tamamen şarkının derinindeki anlamları yakalayabilmek adına, düz yazı amaçlanarak yapılmış çevirilerdir. bazı şarkılarda, şarkının yapısıyla paralel bir şekilde kafiyeler görülebilir. katkıda bulunmak, yanlış olabilecek bir yeri işaret edecek yazarların eleştirileri, daha doğrusu iyi/kötü tüm eleştiriler kabuldür.

    ***

    gençken yaşadığımız o yerin ufuklarının ötesinde,
    büyülü ve mucizelerle dolu bir dünyada;
    fikirlerimiz hep hareketliydi, sınırları yoktu.
    ayrılık çanlarının sesi gelmeye başlıyordu.

    uzun yolun ilerisinde, o geçidin aşağısında;
    insanlar hala buluşuyor mu o kavşakta?

    adımlarımızı izleyen düzensiz bir orkestra vardı,
    zaman düşlerimizi alıp götürmeden önce yürüyen.
    geriye kalan, küçük, sayısız yaratık; hapsetmeye çalışan bizi toprağa:
    yavaş yavaş parçalanmaya mahkum bir hayata.

    daha yeşildi çimenler o zamanlar,
    daha parlaktı ışıklar.
    harika akşamlar geçirirdik;
    yanımızda arkadaşlar...

    bakıyorken arkamızda bıraktığımız ateşten köprülerin ötesine,
    diğer taraftaki yeşilliğin bir anlık görüntüsüne;
    adımlar atılıyor oraya doğru; fakat fakat geri gidiyor ayaklar,
    sürüklenip yenik düşerek içimizdeki gelgite.

    yüksek bir rakımda, açılmış bayrakla;
    ulaştık düşlenen o dünyanın baş döndüren tepelerine.

    dolup taşmış haldeyiz, istek ve hırsla
    hala tatmin edilmemiş bir açlık hissi var.
    yorgun gözlerimiz hala geziniyor ufukta;
    geçmişte bu yoldan geçtiğimiz halde, defalarca.

    daha yeşildi çimenler o zamanlar,
    daha parlaktı ışıklar,
    daha tatlıydı tüm zevkler,
    harika akşamlar geçirirdik;
    yanımızda arkadaşlar...
    sis, şafak vakti parlardı,
    sular ise akardı,
    uçsuz bucaksız bir nehirde,
    daima, sonsuza dek.

    ***

    high hopes 201'in sonu.

    tüm şarkı analizleri için:
    (bkz: suffocated/#27443415)
399 entry daha