şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
357 entry daha
  • şu ana kadar ne kadar güzel bir şey olduğunu, bende bıraktığı izi tam olarak tarif edemem, eksik anlatırım, yanlış anlatırım diye korkarak bir türlü hakkında entry yazmaya kıyamadğım ama artık gemileri yakıp anlatmaya karar verdiğim, hayatımı sonsuza kadar değiştiren, herkesin mutlaka deneyimlemesi gereken bir öğrenci değişim programı.

    ben erasmus'u litvanya'nın başkenti vilnius'ta yaptım (ben askerliği kars'ta yaptım gibi oldu). bir dönemliğine gittim, yetmedi ikinci döneme uzattım. okula çok nadir gittim, tüm derslerimi geçtim.

    o kadar güzel bir duygu ki hayatınızda ilk defa tek başınıza böyle bir maceraya kalkışıyor olmak. bavulunuzu alıp hiç bilmediğiniz, hiç görmediğiniz, bambaşka bir yere gitmek. o uçakta aklınızdan geçenleri, yaşadığınız heyecanı benim size tarif etmem mümkün değil. benim değil, ne dostoyevski ne charles dickens, hiç bir yazar o duygu karmaşasını tarif edemez size. uçağın kanadında görünen air baltic logosu ve dilime dolanmış mor ve ötesi'nin yorma kendini parçasıyla litvanya'ya yaptığım o yolculuk hayatımın en güzel günlerindendi belki de.

    çok şey katıyor insana erasmus. bir antipati yaratan, kulüplere barlara takılıp adam akıllı bir şekilde kadın-erkek ilişkilerini ve cinselliği deneyimlemenin yanı sıra çok fazla şey katıyor yani. bunlar işin eğlence kısmı. ne yazık ki bir çok türk erasmus'ta millete türkiye'nin ne kadar mükemmel bir ülke olduğunu falan veya nasıl şeriatın gelmek üzere olduğunu anlatıp, 7 türk grup halinde takılıyor ve hakikaten antipatiyi hakediyor ama yapacak çok fazla şey var. hele ki erasmus öğrencilerinin tamamının aynı yurtta kaldığı bir okula denk geldiyseniz. ankaral turgut açıp ispanyollarla, fransızlarla, çeklerle, almanlarla göbek atıp, avrupanın 7 ülkesinden 7 farklı adamla takım kurup halı saha maç yapmanın tadına varabilir veya her ülkenin hakkında çok enteresan şeyler öğrenebileceğiniz sohbetlere yelken açabilirsiniz. portekizli arkadaşın size kanka diye hitap etmesi, sizin ispanyol arkadaşlara tio diye hitap etmeniz gibi küçük eğlenceleri tadabilir, 5 dilde küfür öğrenebilirsiniz. yer yer bağıra çağıra ispanyollarla parti yapıp, katalan arkadaşa ''franco'nun ispanyasını bölemezsiniz'' diye takılarak, yer yer almanlarla bira içip ağır ağır muhabbetinizi edip ''yahudi arkadaşımı çağırsam öldürmezsininiz dimi'' diye espri yaparak, arkadaşlardan gelen ''dönercilik nasl gidiyor'' şeklindeki karşılıklara gülerek temel fıkrası gibi bir ortamda vakit geçirebilirsiniz. tabii kendim gibi rahat ve açık görüşlü insanlara ben denk geldim ama herkes denk gelir mi bilemem. bence belli bir samimiyet kurmadığınız insanlara yine de bu esprileri yapmayın sdfsdaf.

    neyse, insanın öğrendiği şeylerin, edindiği vizyonun tarifi yok. dünyaya bakışınız komple değişebiliyor.

    e bu kadar anlattık, gelelim şu meşhur post-erasmus depression kısmına. tek kötü kısmı da burası işte. o insanlara teker teker güle güle demek akıl almaz hüzünlü, hele de benim gibi duygusalsanız. orada edindiğim arkadaşlıklar, oradayken gezip gördüğüm yerler, geçirdiğim zamanlar, ettiğim muhabbetler hala burnumda tütüyor. hala vilnius sokaklarını hatırladıkça içim hüzünle doluyor. şu anda litvanya'da olmak için neler veririm neler. çektiğim yüzlerce, binlerce fotoğrafa boğazım düğümlendiğinden bakamıyorum. mor ve ötesi'nden yorma kendini'yi ne zaman dinlesem o içimi bir acaip eden duygu tekrar geliyor bir anlığına, hüzünleniyorum. hele benim gibi türkiye'den çeşitli sebeplerle soğumuşken gittiyseniz, döndükten sonra eskisinden bile beter gelebiliyor her şey. bu hüznün altında ezilip zaten abd'de exchange programına başvurup geldim amerikalara, yazın da erasmus stajı yapacağım kısmet olursa. ne yaparsam yapayım o mükemmel seneyle hiç bir şeyin aynı olmayacağını biliyorum ama ne kadar o zamanları hatırlatsa bana o kadar iyi.

    ama dönüşte tek kalan bu depresyon mu oluyor ? hayır tabii. dediğim gibi o vizyon, o ufkunuzun genişlemesi ve tabii o arkadaşlıklar. daha bu yaz ispanyol arkadaşlarıma istanbul'u gezdirdim, eylülde de alman arkadaşlarımı misafir edeceğim. fırsat bulduğum gibi ben de onların yanına gideceğim tabii.

    bu yazıdan tek varacağım sonuç şu : gidin. ne olursa olsun gidin. ne pahasına olursa olsun gidin, pişman olmazsınız. kağıt kürekten, nottan, ingilizce'den, tek yaşamaktan ne bileyim aklıma da gelmiyor ama neyden çekiniyorsanız, çekinmeyin. hepsine değecek.

    neler neler anlatılır da erasmus ile ilgili, çekindiğim gibi oldu, anlatamadım işte. o hatırladığım müthiş duyguyu, o geçirdiğim hayatımın en mutlu zamanını yaşatamadım okura. ama olsun varsın, elimden geldiğince yazdım işte.
981 entry daha