şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • futbolun şu haliyle ihtiva ettiği ''iktidar'' mefhumunun ve buna binaen taraftar kimliğinin varolmasıyla yeniden üretilebilen tahakküm ilişkilerinin epey heyecan verici bir araştırma alanı olabileceğini düşünüyorum. fakat bu bence tek bir veçheden oluşamayacak derecede çetrefil bir mesele. hiçbir araştırma yapmamışken buraya girersem çıkmamın çok zor olacağı kanaatindeyim. ve muhtemelen meramımı anlatmakta tam manasyıla başarılı olamam. ve de tüm bunları gerçekleştirebilsem bile, bir yerden sonra taraftar olmanın, böylesi bir aidiyet hissetmenin aslında bir akıl kaybı hali olduğu, dolayısıyla akıl ve izan ile değerlendirmenin, buradan kurulmuş bir beklenti içerisine girerek değerlendirme yapmanın bir hata olacağı eleştirilerine yanıt vermem gerekir. aslında açık olmak gerekirse bahsettiğim bu olası eleştirileri çok temelli bulmuyorum, çabucak savuşturulabileceklerini düşünüyorum ve bunu yapmanın pek o kadar da derin bir maharet gerektirmediğini zannediyorum. üstelik bunun yapılmışlığı da var. yani o akıl ve izandan uzak halin niye aslında o kadar da masum olmadığına dair bazı bilgi kırıntılarına da sahibiz. yine de belirttiğim bir iki sebep ve burada beylik sözlerle anlatmaya üşeneceğim tahmin edilebilir bir miktar mazeret nedeniyle bunu yapmaya girişmek gibi bir niyetim yok. hele ki bunu şu haldeki sözlükte yapmanın açık seçik kendine işkence etme teşebbüsü olduğunu düşünürsek, kimseye tavsiye de etmiyorum. fakat kadın taraftar meselesi, yani buradan yola çıkacak olursak kadının futbolun veya baskın taraftar kimliğinin dahli olan alanlardaki varolma halleri, özellikle de sene başında alınan ceza maçlarının yalnızca kadınlar önünde oynanması kararından sonra, hakkında bir iki kelam etmek istediğim bir konu haline gelmişti. şimdiye kadar elim gitmemişti, hazır şimdi biri çıkıp da bu konu üzerine uzun uzun ve bence doğru tahliller içeren bir şeyler yazmışken ve bu nedenle ben konu üzerindeki ilgimi yeniden hatırlamışken, o ''bir iki kelam etme'' niyetimi gerçekleştireyim.

    tanıl bora futbol üzerine yazdığı ve okuması çok keyifli o güzel yazılarından birinde eduardo galeano'nun "gözyaşları mendilden gelmez" sözlerini aktarırken, artık açık bir şekilde yanlışlanmış futbolun etnik milliyetçiliğe karşı bir aşı olduğu iddiasını gayet haklı bir şekilde reddediyordu. fakat futbolun ırkçı-milliyetçi bir söylemin üretilmesine olanak sağladığını söyleyenlerin haklılığını ilan ederken, bir yandan da futbolun bunun sebebi ve üreticisi olmadığını ekliyordu. bu bence taraftar kimliği, futbol sayesinde üretilen söylemler ve söylemin yarattığı eylem alanı nedeniyle alenileşen ilişkiler konu edilirken üstünde durulması ve hatta temel alınması gereken bir nokta. çünkü bu bizi futbolun yarattığı alanın kamusal alanın bir parçası olduğuna ve dolayısıyla bundan azade bir biçimde ele alınmasının gerçekçi olmayacağına götürür. epeyce bir savunucusu olan, - fakat bence meseleyi ıskalayan - futbolun toplumun apolitize edilmesinde bir yöntem olduğuna dair iddiayı manasızlaştırır. ki kişisel olarak futbol ile alakasını tuttuğu takımın ikinci ligden düşüp düşmeyeceğine eşitlemiş bir insan olarak, epey haklı bulduğum bir temayüldür bu.

    futbolun içine giren para miktarıyla birlikte, stadyumların hala farklı sınıflardan insanların bir arada bulunabildiği bir yer olma özelliğinin yavaş yavaş kaybolduğunu veya henüz öyle olmadıysa bile yakın zamanda bunun gerçekleşeceğini, o alanın da alt sınıfın dışlandığı bir yer haline geleceğini düşünüyorum. ve fakat bu tahminim gerçekleştiyse ya da gerçekleşecekse bile, bu durum stadyumun da kamusal alan olduğu gerçeğini değiştirmeyecek. dolayısıyla kamusal alanda varolan hallerin burada da aynı şekilde bulunduğunu söylemek yersiz olmayacak. kadının stadyumdaki varlığından ve "taraftar" olarak varolmasından bahsetmeye kalktığımızda da bence yine bu noktaya dönmemiz gerekecek. yani öncelikle yine kadının kendisini özel alan dışında nasıl kurgulayabildiğinden, kadının varoluşunun nasıl tasnif edildiğinden bahsetmek kadın taraftara dair varılacak sonucu ve edilecek kelamı belirleyecek. bugün biz biliyoruz ki mekan-cinsiyet arasında müphem olmaktan çok uzak bir ilişki var. kamusal alan eril tasniflerle dizayn edilmiş durumda ve kadının kamusal alandaki varoluşu, söz konusu eril tasniflerin çizdiği sınırların cevaz verdiği eylemleri ne derecede gerçekleştirebildiği ile doğrudan ilintili. bu bağlamda stadyumların inşasını ve inşa etmek eylemine atfedilen eril kimliği göz önüne aldığımızda haksız olmadığımızı görürüz. bundan on yıl öncesine kadar, türkiye'nin büyük takımlarının oynadığı stadyumların, yani en ''modern'', en yeni, en şartlara uygun düzenlenmiş stadyumların, ''şeref tribünü'' adı verilen, maçlardan önce selamlanmasında beis görülmeyen, konforu stadyumun diğer bölümlerine göre oldukça yüksek, nispeten izole edilmiş ve ancak muktedir olabilenin girebildiği bölümlerinde dahi kadınlar için tuvalet yoktu. bu durum sonradan bir yığın stadyumda değiştirildi sanıyorum. (stadyum kültürüm senede bir kere - o da izmir'e gittiğimde denk gelirse - karşıyaka maçlarına gitmekten ibaret. dolayısıyla ancak değiştirildiğini zannnedebilecek kadar ileri gidebiliyorum. hala bu durumun değişmediği yerler olabilir) fakat zannettiğim doğruysa ve bu durum değiştirildiyse bile bu çok önemli değil. çünkü stadyumun inşasında kadın tuvaletine yer verilmemiş olması, temelde iki manayı içeriyor. ilk olarak, bir ön kabul olarak kadınların stadyumda işinin olmadığına, o alanın tamamen erkeklere ayrıldığına karar verildiğini anlıyoruz. bu bize bunu gösteriyor. ikinci olarak da ''şeref tribünü'' gibi muktedire ait bir yerde bile kadınlar için tuvalet inşa edilmiş olmamasıyla, kadınların yönetmeyi haiz olmadığı, muktedir olamayacağı ve dolayısıyla o izole edilmiş ''üst'' sınıfa ait bölümün bir parçası olamayacağı göndermesinin gerçekleştiğini farkediyoruz.

    hal böyleyken, inşa eden ''erkek'' kadının o alana ait olmadığını ve o alandan kısıtlanabileceğini iddia ediyorken, kadının o alandaki varoluşunu sağlayabilmesinin yolunu da ''bir derece daha erkek olmak'' olarak imlemiş oluyor. kadına, orada bulunabilmesi için, bu erkeğe ait alanda varlığını koruyabilmesi ve erkeğe ait olana dahil olabilmesi için, yani kabul edilebilir olması için - tıpkı kamusal alanın neredeyse her yerinde olduğu gibi - erkekleşmesi, eril tasniflerle düzenlenmiş eylem paketini benimsemesi gerektiğini ve kadınlık halleriyle orada bulunmasının mümkün olmadığını söylüyor. bu yolla kadının kadınlık hallerinden ve varoluşu üzerindeki yalnızca kendisine ait olan denetim hakkından feragat etmesini talep ediyor. bu üstelik öyle nadiren olan bir durum da değil. iletişimin olduğu herhangi bir yerde, mesela iş hayatında, kadınlara ancak ''erkeklik'' mefhumuna uygun davranışları benimser ve gerçekleştirirse kabul göreceği, aksi durumda kadın olmaya içkin ''zaaflar'' ve yapabilme kabiliyetine sahip olmaması nedeniyle yok olacağı ima yollu ve açık olarak bin bir şekilde söyleniyorken, böyle bir isteğin ayırdına varmamak veya buna şaşırmak saflık olur. üstelik bu yöntemle yalnızca tek bir sonuca da varılmıyor. ''taraftar kimliği''ne sahip olabilmek, kabul görebilmek için kendisini ''erkek'' eylemler ve tasniflerle tanımlaması istenilen kadın, bunu gerçekleştirdikten sonra da artık ''tam'' bir kadın olmamakla itham ediliyor ve bu şekilde ele alınıyor. böylece kadının yalnızca kendisine ait olan varoluşu üzerindeki denetim hakkı da elinden - bir kez daha- alınmış oluyor.

    yani temel olarak tüm bu ''kadın taraftar'' davranışı olarak imlenen ve beybabalar tarafından kadınlığa yakıştırılamayan haller, kadınların habis ve ''terbiyesiz'' olmasından kaynaklanmıyor. bilakis varoluşlarını sürdürebilme çabalarına koşut olarak gerçekleşiyor. çünkü böyle bir zorundalık inşa ediliyor.

    bu durumda bu akşam ve haftaya ve daha bir çok akşam televizyonda konuşurken kadınların futbol maçlarındaki davranışları /kadın taraftar kimliği üzerine ahkam kestiğini gördüğünüz izansız ''yorumcular''ın ve cinsiyetçi imalarla kadınları ikincilleştirmekte bir sorun görmeyen federasyonun çenesini kapamasını şiddetle istemek caizdir.

    bu arada ben bunları yazarken karşıyaka gol yemiş yine. resmen üçüncü lige düşüyoruz. tamam bir taraftar olarak bile muktedir olanda gözüm yok ama üçüncü lige de düşmeseydik iyiydi ! insaf lan !
8 entry daha