şükela:  tümü | bugün
32 entry daha
  • mezarlara ve büyük sözcüklerin ölü duvarlarının ardına bir yolculuk.

    bir kadın...kelimeleri de yolculuğu kadar ağır. baş ağrıları bulaşıcı. tespitleri çarpıcı. hayal kırıklıkları gerçekçi. bir kadın ki yol alıyor, sadece gitmek için; bir otel odasından diğerine, bir trenden bir otobüse, bir şehirden bir kasaba’ya. bir kadın ki bir bavulla birlikte; içinde ne olduğunu bilmiyoruz, ne giyiyor bilmiyoruz, neye benzer bilmiyoruz, ne yer ne içer bilmiyoruz, neleri sever, neleri sevmez bilmiyoruz. bildiğimiz kafka’sı, bildiğimiz svevo’su ve bildiğimiz pavese’si...onların sözcüklerinin izinde kendi sözcüklerinden yolculuklar yaratan bu kadının amacı, bu uzun yolculukta içindeki tüm sözcükleri tüketebilmek. söyleyecek bir tek sözü dahi kalmasın istiyor, yaşamın ucuna yolculukta. tekerlekler dönüyor, trenler rayların üzerinde gidiyor, hava kararıyor, güneş doğuyor, caddeler ve meydanlar geçiliyor, yağmur yağıyor, kalabalıkların içine giriliyor, sıcak bunaltıyor, insanlar geliyor geçiyor, hatıralar uçuşuyor ve kadın gidiyor. “gitmek, her şey‘dir” diyor ve ekliyor; “yaşamı, gitmek olarak algılıyorum” . ve gidiyor. gidiyor. gidiyor. giderken; ayışığı sonatı, kafka, cohen, italo svevo, james joyce, frida kahlo, beckett, ve cesare pavese isimleri eşlik ediyor ona; bazıları birer kelime katıyor satırlarına, bazıları sayfalar dolusu sözcük bırakıyor. giderken; berlin, viyana, prag, zagrep, belgrad, niş, trieste, ve sonunda torino'ya kadar uzanıyor yollar ve sözcükler...

    2009 senesi geliyor aklıma, aylardan eylül. gece yarısı torino’ya varmıştım, elimde kocaman bir bavul. o gece kalacağım oteli ararken ve bavulumu oradan oraya sürüklerken görüyorum kendimi, sanki dün gibi. tezer özlü'nün bavulunun çıkardığı seslerle 1982 yılında geçtiği sokakları, ben de kendi bavulumla geçiyorum, ve kendi ayak izlerimle. sonrasında; otel roma'nın önünden geçiyorum defalarca, bolonya oteli istasyonun hemen ilerisinde selamlıyor beni hep, meydanları geçiyorum peş peşe, valentino parkına gidip po nehri kıyısındaki çimenlere uzanıyorum...o da benim yolculuğumdu diyorum; istanbul’dan torino’ya uzanan yollar ve sözcükler. yollar aynı, yıllar farklı, kişiler bambaşka, biri bir iki günlük, diğeri iki senelik bir yolculuk. neyi arıyor insan hala bilmiyorum ama inanıyorum yolların, yolculukların gücüne. bazen bir bavul dolusu eşya ile bazen sadece bir ceket ile, bazen birkaç saatliğine bazen senelerce, bazen biriyle bazen yalnız, bazen varmak için bazen gitmek için, bazen aramak için bazen bulunmamak için, bazen bekletmek için bazen beklemek için, bazen kaçmak için bazen kovalamak için... çıktığın her yolculuğun bir hikaye bıraktığına. kimisi ağır sözcüklerle, mutsuzlukla, yalnızlıkla, sorularla yüklü, kimisi sözcüklerin ağırlığından uzak, mutlulukla, aşkla bezeli olsa da, yolculukların hepsi birer hikaye. hepsi birer iz; sana kalan, ve senin bıraktığın.

    yaşamın ucuna yolculuk ve tezer özlü, işte bu yüzden, kalbime dokunuyor her sözcüğü ve her kilometresiyle. bir gün, tekrar, yollara düşmek hayali gözlerimde ve ruhumda canlanıyor, ve sözcüklerim tükeniyor, şimdilik...

    “her gidiş, her yolculuk, kendi ‘benimin’ bilinmeyenine doğru, bilmek için bir iniştir.” .
49 entry daha