· · ·
  1. özendiğim ve özenilen insan...

    blog yazarıymış, hatta bunu da "işim nedir diye sorarsanızda? stil danışmanı, blog yazarı, ve buse terim markasının sahibiyim. daha 21 yaşında yolun başındayım. tanımayanlar tanıştığımıza çok memnun oldum" cümlesiyle ifade etmiş.
    haber
    kısa özet için,
    (bkz: stil danışmanı blog yazarı ve buse terim markası/#28598395)

    beni ne tuttuğu takım, ne de babası ilgilendiriyor. ben söylediği laflara bakarak iki kelam edeceğim. çünkü canımı çok sıktı.
    blog yazarı ve twitter'ı sık sık kullandığına göre, internetle oldukça haşır neşir, burayı da okuyordur kesin. kendisine bir mektup yazmak isterim.

    sevgili buse terim;
    nasılsın iyi misin diye soracağım ama belli ki keyfin yerinde, allah baba daim etsin bu keyif halini. beni soracak olursan senin kadar keyifli değilim, hatta hiç keyifli değilim. sağlık sıhhat yerinde ama hayatımda iyi gitmeyen bir şeyler var. ne kadar çabalasam olmuyor be buse terim...

    senin hayatına öyle çok özendim ki anlatamam. meslek olarak blog yazarlığı demişsin ya, içim cız etti. keşke senin gibi ben de bunu bir meslek olarak anlatabilecek rahatlığa ve genişliğe sahip olabilseydim ama maalesef değilim. babam muhasebeciydi, emekli oldu, annem de ev kadını. normal bir aile anlayacağın bizimkisi, ablam da var, senin alanında değil ama tasarımcı o da, trt'de belgeseli bile çekildi, "sanatcı" dediler ablam için ama sürünüyor be buse terim. babam da, dürüstlük adına çalıştığı şirketten çoğu muhasebeci gibi götürmeyince malı, orta halli bir aile olduk, şimdi de peder emekli, ben işsiz, ablam sürünüyor derken, resmen fakirlik sınırında yaşıyoruz.

    ablam mimar sinan'dan mezun, bense iletişim tasarımı okudum. ailem de senin gibi bizleri okuttu ama ben işsizim be buse terim. anlayacağın, senin alanında değil ama tasarımcıyım ben de. blogum var gerçi ama hiç bir arkadaşıma "blog yazarıyım" demedim, diyemedim, dilim varmadı. senin ne güzel dilin varmış ve bunu meslek olarak dile getirmişsin.

    lise yıllarında babamdan harçlık alırken durum iyiydi. hayat hep öyle gidecek sanıyordum. ohh ekmek elden su gölden. babam çalıştığı için o dönem harçlığım fena değildi. lise döneminde sezondaki tüm sinemalara, tiyatrolara gider, üstüne kitap fuarından 30-40 arası kitap alırdım (özel zevkimdi, bunun için para biriktirirdim). o dönem gittiğim filmin, tiyatronun haddi hesabı yoktur, içtiğim çaylar, biralar, okuduğum kitaplar, gerine gerine "hayat güzel" diye dolanmalar falan filan.

    ben üniversiteyi kazandığımda babam emekli oldu. maddi bir dar boğaza girdik. aa dedim hayat böyle değil. hayatın öyle olmadığını tabi biliyordum, yukarıda biraz abarttım durumumu anla diye, çünkü babam ve annem yokluk kültüründen geldikleri için, tutumlu olmayı, hesap kitap yapmayı, yarınını düşünmeyi öğrettiler bize. o minvalde yaşadım hep. üniversite yıllarında da parasızdım. haftalık işler yaptım kimi zaman ek gelir olsun diye. fuarlarda stant görevlisinden tut, festivallerde muz kıyafeti giyip insanları eğlendirmeye kadar...

    üniversite bitti, işsizim, para yok pul yok.
    güzel sanatlar fakültesine 3. olarak girdim. çizimim oldukça iyidir, hele kara kalem... kağıt üzerinde art direktör olabilirim ama işsizim be buse terim.

    basit bir arkadaşla buluşma eyleminde bile düşünüyorum, git-gel minibüs parasını düşünüyorum, dışarda arkadaşınla buluşsan tavuk döner yesen (en ucuzu o) , bir çay bahçesinde yerde oturup iki çay içsen 10tl gitti bile. normal bir insan gibi yaşamak istersen ne olacak peki? arkadaş evine çağırıyor, gidemiyorum. yol parası, 3 birası, çerezi derken girecek 15-20nin hesabını yapıyorum. düşün artık, içkinin ucuz olduğu bara filan gitmek hayal ya da sinemaya gitmek. sevgilin olsa durum daha beter. sevgilimde yok be buse terim.

    hikayeler yazıyorum, roman projem var, arkadaşla dizi senaryosu da yazdık. fena da olmadı hani. sinema sektöründe olan yapımcılar oldukça beğendi, senarist arkadaşlarım var onlarda oldukça beğendiler ama dizi yapımcısına ulaşmak zor. adamlara günde onlarca senaryo gidiyor. çoğu çöp iş olduğundan, okumuyorlar bile. zaten köşe başları kapılmış. bu ülkede nuri diye bir dizi oynadı. düşünsene ne kadar kötü bir işti, ama senarist tanınmış olduğu için işi kaptı, peki ya biz? elimizde süper senaryo olmasına rağmen, hiç bir şey yapamıyoruz. emeklerimizin karşılığını senin gibi alamıyoruz be buse terim...

    okul bitince stajyer olarak başlarım demiştim. işin mutfağından yani. alacağım para önemli değildi. 6 ay yol+yemeğe çalışır, sonra kadroya girersem, bir nebze rahatlarım diye düşünmüştüm, yavaş yavaş. zengin çocukları gibi, mezun olur olmaz, "yönetici olamayacağımı biliyordum"... reklam sektöründe iş bulabilen arkadaşlarım, geçtim cumartesini, pazar günü bile çalışıyorlar, ajanslarda bazen yatıyorlar hafta içi iş uzadığı için. kimse, karambole bulduğu işini kaybetmek istemediğinden, köpek gibi çalışıyorlar. ben, beni sömürecek köpek gibi çalıştıracak işveren bile bulamadım be buse terim...

    sen ne güzel 21 yaşında, stil danışmanıyım diyorsun. ne güzel blog yazarıyım diyorsun, 21 yaşında buse terim markasını yarattım diyorsun. keşke senin gibi kör olabilseydim be buse terim...

    millet 21 yaşında okuyor. insanlar köpek gibi çalıştıkları için blog bile yazacak zamanları yok. 21 yaşında senin gibi meslek sahibi olan çok az. marka yaratmak ise %99 için hayal bile edilemez bir durum. düşünsene, iş bile bulamıyorum ve benim durumumda milyona yakın insan var bu memlekette. millet ayağına alacağı donun parasını düşünüyor, sense "blog yazarım" diye ahkam kesebiliyor ve buse terim markasını yarattım diyebiliyorsun. ben de kendi adıma marka yaratmak isterim ama olmuyor be buse terim.

    ismim adına marka yaratayım desem ne olacak? komşumuz ayşe teyzeye mi, akrabamız neriman ablaya mı, annemin halası nurhan halaya mı marka yaratacağım. twitter da takipçi sayım bile ancak 100. sen demet akalına yazıyorsun, ben cemil abiye... ben yapımcı var mı biliyor musunuz diye yalvaran twitler, mailler atıyorum sürünüyorum, sen "aşkım bu işte" diye köpeğinin resmini twitleyip esma sultan da olacağının haberini vererek, jane fonda'nın versace elbisesiyle olan resmini atıyorsun. bense keriz gibi bakıyorum bunlara. işin ve seni takip eden kitle dolayısıyla elbette bunları atacaksın, neden attın demiyorum ama 21 yaşında geldiğin konumu överken biraz daha naif olmanı beklemiştim be buse terim.

    kendini överken biraz çekinmeni, iki kere düşünmeni, zengin çocukları gibi farkındasız olmamanı, yazdıklarını sadece seni takip edenler değil, benim gibi takip etmekten bile tiksinen ama gazete haberlerinde yazdıklarına maruz kalan kesimi de düşünüp biraz utanmalıydın gibi geliyor bana be buse terim...

    utanmak, yaptıklarından değil. yanlış anlama lütfen. millet köpek gibi çalışıp bir yerlere gelmeye çalışırken, nefesi açlıktan kokar ve işsizlikten sürünürken, "21 yaşımda bunları yaptım" demek biraz abesle iştigal olmuyor mu? ailenin çevresi, özellikle babanın konumu ve tanıdıkları vasıtasıyla bu yaşta bunları yapabildiğinin hiç mi farkında değilsin yoksa şaka mı yapıyorsun bizlere. çünkü ailesi tanınmamış ama senden daha yetenekli bu ülkede binlerce insan var. ama sen de ben de biliyoruz değil mi buse terim. çevresi olan, zengin olan, ismi olan malı götürüyor. pek çok kişi biliyorum, sanatçı/tasarımcı geçinen ama asıl işleri arka planda stajyer maaşına çalışmak durumunda kalan gerçek tasarımcı/yaratıcı kişiler varken, onların nasıl da tv'ler de boy gösterdiğini, dergilere çıktıklarını ve kendileri yapmışcasına anlattıklarını ikimizde biliyoruz. sen onlardansın demiyorum. dediğim şu, millet köpek gibi çalışırken bile senin geldiğin konuma, sahip olduğun paraya bırak 30-35'inde sahip olmayı, öldüklerinde bile görememiş olurken, lütfen çıkıp, "ben yaptım" deme. lütfen. çünkü neyi nasıl yaptığını az çok hepimiz tahmin edebiliyoruz be buse terim.

    trt'de, 1 saatlik programda "sanatçı" titri verilen ablam bile, iş yaptığı (sadece ablamın yaptıklarını satıyor) kişi tarafından eziliyor. çünkü adamın çevresi var. nato toplantısı oluyor, adam ablamın işleriyle orada. amerika başkanında, suudi arabistan kralında ablamın yaptığı işler var ama olmayan şey ablamın çevresi. o adam olmasa ablam da para kazanamaz ve o adam bazı tv programlarında kendisini sanatçı olarak tanıtıyor, ablamın yaptığı işleri kendi yapıyormuş gibi. oysaki fırça bile tutamıyor. işin komik tarafı ablamın yaptığı her işin altında, imzasının olması. düşün, buna rağmen ben yaptım diyor. neler gördük biz be buse terim. o yüzden tereciye tere satma lütfen...

    kimseyi salak sanma ve kimseyi salak yerine koymaya çalışma. emeğine, çevrene, doğuştan sahip olduğun şansa iyi bak. çünkü kimse senin kadar şanslı doğmuyor ve şanslı yaşayamıyor. sen de çalış olsun deme sakın. çünkü çabalıyorum ve emin ol senin çabaladığından da daha fazla. allah emeklerin karşılığını maalesef her zaman vermiyor, bu ülkedeki pek çok atama bekleyen öğretmenin emekleri, üniversite okuyup işsiz kalanların, it gibi çalışıp göçük altında kalan işçiler gibi. örnekleri çoğaltabilirim elbette ama yeterince uzun yazdım zaten be buse terim.

    buraya kadar okuduysan ne ala. uzun uzun yazmamın sebebi işsizliğimdendir, vaktim bol. başını ağrıttım kusura bakma. hayatta başarılar dilemiyorum, çünkü kaderin zaten bu... sadece yazdıklarını iki defa düşün tavsiyesinde bulunuyorum. çevrene istediğin gibi concon twitler atabilirsin, ilgilenmiyorum ama bizleri de kapsayan ve gazetelerde yayımlanması kuvvetle muhtemel mesajlarına daha özen göster, çünkü nefret kazanıyorsun...

    not: bu arada buse terimciğim, blog yazarlığından ne kadar maaş alıyorsun?

    sevgiler
    ipeksi dokunuş

    edit: suriye yerine, suudi arabistan düzeltmesi...
· · ·

buse terim hakkında bilgi verin