şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • 15. kristal elmadan serdar erenerin çekilmesi, hulusi dericinin ortamini bulup ben demistim demesi ve bir anda alevlenen jüri tartismalari sonucu asagidaki açiklamaya yapan kisi..

    biz kek miyiz evet kek’iz!
    kristal elma komitesi’nde (kek) yer almak (5.kez), iki kez jüri üyeliği yapmak, bu arada yarışma standartlarını cannes, new york, epica düzeyine çıkarmak için çalışmak, yenilikler yapmak, sosyal dalda uluslararası katılımı sağlamak da başka nasıl adlandırılabilir ki? kek değil kekliksiniz denebilir mesela, gafil avlandığımız için.
    3 ay boyunca ddf’ten bbo’ya, co prodüksiyondan efor’a, ömer ahunbay’dan okan bayülgen ve ekibine, farklı ajansların yönetici ve patronlarından cd’lerine ulaşmak, onları bir araya getirmek, bazılarının sadece gönüllü olarak, bazılarının sadece maliyetine bu organizasyonu düzenlemesi için fikir ve gönül birlikteliği yapmak da öyle…
    sabahın dördüne kadar ömer’le ve okan’la gecenin müziğini düzenlemek, sözlerini yazmak adına uykusuz kalmayı paylaşmak da kek’liğe dahil olmalı…
    hayır! biz bunu bir rant adına üstlenmedik. amacımız sektörün saygınlığını yükseltmek, yaratıcılığı övmek, meslektaşlarla o gecenin coşkusunu paylaşmak, bizden sonra geleceklere çıtayı daha da yükseltmeleri için örnek olmaktı. yaratıcı adam hırslı ve bencil olur, doğrudur. kıskançtır, duygusaldır, o da doğrudur. ama ne kadar haklı olursanız olun, hak aramanın yeri, zamanı, üslubu vardır. söz bize düştüğünde, hepimizin uğradığı haksızlıklar, yenen elmalar da olduğu doğrudur. ne var ki, yarışıyorsanız, kaybetmeyi de göze alırsınız. jüri bu yıl cannes’daki gibi bağımsızdı. ödülleri, sıralamaları tartışılabilir, ama sonra. üstelik o jüri, kasıtlı, tavırlı olsaydı, diğer dallarda da y & r’ye bunu belli ederdi. sonuçta da yılın reklam ajansı seçilmezdi. jüri adına da üzülüyorum, oradaki değerli profesyonel meslektaşlarım adına…hiç haketmedikleri bir tavırla karşı karşıya bırakıldıkları için.
    sevgili serdar’ı, nesteren davutoğlu, 5 haziran akşamı cebinden aradı ve onu bir kez daha sağduyulu bir biçimde kararını gözden geçirmeye davet etti, ortada gerçekten bir tavır olmadığı konusunda teminat verdi.
    ama gördük ki, derneğe yollanmak üzere (çetin ağabey) önceden hazırlanmış bir mektup, ajanstan ajansa, internetteki chat’lere, hatta medyaya çoktan ulaşmış bile. (içimde bir komplo hissi var nedense) serdar, geceye gelseydi, eminim yaptığı protestonun ölçüsünü kaçırdığını gözleriyle görecekti. zaten kristal elma’yı önemsemiyorsan bu yaygara niye? o da ayrı.
    şimdi bizler, önümüzdeki yıl, hangi duygularla bu işi organize edebileceğiz? hangi reklamverenden hangi sponsorluk bedellerini isteyebileceğiz? kimler, bu işe yine amatörce sıvanabilecek? kimler, jüride görev almayı (ki, büyük bir onurken) hala isteyebilecek? derneğin bütün yıl için ayakta durmasını sağlayacak geliri, artık kim garanti edebilecek?
    serdar, ayn rand’ın, atlas vazgeçti adlı kitabına yazdığı önsözde şunları demiş: “dünyayı değiştirenlerden misiniz? sizi hırs ve bencillikle mi suçluyorlar. suçlamalara cevap vermekte zorlanıyor musunuz? bu kitapta sizin gibileri savunan bütün fikirler var. okuyun. vicdanınızı rahatlatın. kendinizi daha iyi savunun. bu teklifi sınamanın iki yolu var. birincisi insan tabiatıyla ilgili son 30 yılda yazılanlara bakmak. ikincisi, başta dediğim gibi, … bu teklifi tartışmak. biz şimdilik birinci yola başvuralım. zira ikinci yol zaman alır. bir de doğru dürüst yapabilir miyiz, şüphelerim var.”evet, ipucu bu, onun davranışına. ne var ki, o, birinci yolu da doğru dürüst yapamadı. zaman alır dedi. tüm yaratıcıları (hulusi hariç) karşısına aldı. oysa ben de onun yanında yer alabilirdim, salt ‘ikinci elci fikirci’lere karşı ittifak adına. yarışmadan sonra başlardık sözgelimi tartışmaya, ‘yaratıcılık nedir? özgünlük neresindedir? bu yarışma nasıl olmalıdır’ diye. geceyi yaralamazdık.
    keşke tepkisini, mektubunda örneklediği gibi yarışmaya gelip ‘yuh’ çekerek yapsaydı. ama o türk gibi davranmayı tercih etti.
    ‘çetin abi’ başlıklı yazısında ‘sessizce yarışmadan çekileceğini’ söyledi”, kıyameti kopardı. ‘kol kırılır yen içinde’. işte bir söz size. geçtiğimiz yıllarda loft’la katıldığımız yarışmada ödül alamamıştık hatta o kategoride kimseye ödül verilmemişti. aynı yıl, epica’da 5 finalist arasına girdi iş ve ödül belgemizi aldık. geçen yıl, sigorta dalında, elmanın bizim işe verilmesini a.a. bir yazdığında da olayın üzerine atlamadık. dedik ya, bu bir yarışma. ersin salman ustanın deyişiyle ‘sübjektif seçimlerin objektif sonuçları’nı alıyoruz sonuçta.
    şimdi hala bu yazıyı okuyorsanız, bir alıntım daha var. ayn rand’dan: “ne kavga edicen? o çalışsın. büyük parçayı alsın. o büyük parçanın kırıntıları sana yeter…ayrıca sen ona, daha büyük bir parçayı koparsın diye, öbürlerine karşı yardım etmiştin…sırf bu yüzden sana daha büyük bir parça bile bırakabilir…” bu alıntıyı da niye yaptım diye düşünün.
    keşke bunlar olmasaydı. ama bunu sadece bizim gibi duygusallar söyleyebilir, hesaplı, kitaplı olanlar, davrananlar değil. serdar türk gibi davranmaya devam edip özür dilemeyecek.
    ne yazık ki, yaşar kemal’in romanından hatırladığım bir söz gibi her şey ‘o güzel adamlar, o güzel atlarına binip gittiler’.
    kalmak isteyen varsa ben buradayım.
14 entry daha