şükela:  tümü | bugün
102 entry daha
  • alper görmüş'ün taraf gazetesinde yayınlanan 3 ağustos 2012 tarihli yazısında yer verdiği alıntılar:

    --- alıntı ---

    kürtler ve anadilleri

    yazar edip yüksel: “babam 40’larının sonuna kadar konuştuğu anadiline karşı sıkıyönetim ilan etmişti. (çünkü yüksel ailesi 1966’da bitlis’ten istanbul’a göç etmiştir, edip yüksel o sırada sekiz yaşındadır. a.g.) anadilimizi konuşmamız yasaklandığında annem tek kelime türkçe bilmiyordu. (...) sonuç olarak ben kürtçemi türkçeyle değiştirdim. (...) zavallı annem iki dilin bir karışımı olan yeni bir dil konuşmaya başladı; kütürkçe. bizden başka kimse anlamıyordu.”

    istanbul’da yaşayan bir tekstil işçisi: “hep istanbul en büyük kürt kenti diyorlar ama alakası yok. ben otobüste kürtçe bir kelime ettiğimde sanki ilk kez duyuyorlarmış gibi bana bakıyorlar. aralarında kürtler de olabilir, ama kimse bu dilin kalabalık içinde konuşulmasına alışmadığı için hemen böyle bir tepki veriyor.”

    türk kentinde kürtler

    eski milletvekili (1973) mahmut altunakar: “kütahya’ya varana kadar kürt olduğumu bilmiyordum. diyarbakır’dayken bize kürt diyenlere taş atardık. kütahya’ya geldik, bize kürt demeye başladılar. ‘kuyruğun nerde’ diye bizimle dalga geçiyorlardı. o zaman anladık ki köylülerimiz haklıymış, biz kürt’tük.”

    gültaç mengüoğlu’nun çalışmasında görüştüğü kürt kadınlarından nermin: “biz ev kürdüyüz, dışarıda iyi türk gibi yaşaman ve kürt olduğunu göstermemen gerekir. dışarıda ben yokum ama evde varım.”

    aynı çalışmadan, sevgi: “oğlum berf’e susmasını aşılamaya çalışıyorum. okulda kürtlüğünü belli etmemesini söylüyorum. çok kızgınım kendime bu açıdan!”

    türk medyasında kürtler

    gazeteci m.: “bir süre önüme gelen sayfalardaki milliyetçi ve yanlı ifadeleri elemeye çalıştım ancak ya sayfayı her seferinde geri çevirdiler ya da benden alıp başkasına verdiler. ben de bu nedenle içinde kürt geçen haberlerle ilgilenmemeye başladım. ne onların başını ağrıtacak ne de beni sıkıntıya sokacak konulardaki sayfalarla ilgilendim, işte çevre haberleri, asayiş vs...”

    halen bir televizyon kanalında editör olarak çalışan y.: “eve gidiyorum, haberleri izliyoruz örneğin, babam çalıştığım kanala ‘bu kadar da olmaz’ cinsinden küfrediyor, isyan ediyor. benzer tepkileri hemen tüm aile çevremden duyuyorum. bir yandan popüler bir kanalda çalışmamdan memnunlar bir yandan da bu haberciliğe isyan ediyorlar. ben de aynı çelişkiyi işten eve, evden işe giderken sürekli yaşıyorum.”

    askerde kürtler

    şırnaklı bir üniversite öğrencisi: “kendimi yozgatlı, kütahyalı, çorumlu biri gibi türkiyeli hissedemiyorum. şöyle düşünelim; çorumlu biri askere gider, samimi bir şekilde ‘vatanım için gidiyorum’ der ve istekli olur. hepsi olmasa da çoğu öyle düşünür. peki, ben ne için gideceğim? sonuçta askere gittiğimde çatışacağım insanlar da akrabalarım, kardeşim olacak.”

    askerliğini kısa dönem er olarak yapan üniversite mezunu: “(...) askere gitmek mardin’de kürtler arasında ideolojik olarak çok görünür oranda bir sorun değildir. insanlar askere gitmeyi türk ordusuna katılmak olarak değil gündelik hayatın bir zorunluluğu olarak görüyor. iş, eğitim hayatını bölen, aksatan bir şey olduğu için mümkün mertebe erken yapılsın da, aradan çıksın denen bir zaman dilimi gibi. (...) gerisi ‘ne olacak, askerlik işte’dir. fakat benim ve yaşıtlarım gibi, militanlarla vakit geçirmiş, onların yaşadıklarını gözlemlemiş, çocukluğu ohal döneminin şiddetli ortamında geçmiş biri için hem ideolojik hem duygusal anlamda gerçekleştirmesi çok zor bir durumdu. kürt meselesinin diğer taraflarında olduğu gibi ya kürt mücadelesine tam dâhil olup her şeyi göze alacaksın ya da kenarından yürüyüp sıradan hayatını sürdüreceksin. ben her zaman ikincisini tercih etmiştim, kürt meselesini, o yöndeki gelişmeleri takip ediyordum ama eğitimimi, sıradan ‘türkiyeli’ halimi de sürdürüyordum. askere gitmek de bu sıradanlığın bir devamıydı. / buna rağmen ne öncesi ne sonrası psikolojik olarak kolay olmadı. askere gitmeme yakın bir dönem, hayatımda hiç ağlamadığım kadar ağladım. yaptığımın kendi hayatıma, arkadaşlarıma, çocukluğumda imrendiğim gençlere bir ihanet olduğunu düşünüyordum. babamın, akrabalarımın askerden çektikleri aklıma geliyor, o yapının bir parçası olmayı kabullenemiyordum. bu duruma rağmen mecburen gittim. batıda bir kente çıktı askerliğim. (...) askerliğim bir kürt kentine çıksaydı ne yapardım, hayal bile edemiyorum. onun psikolojik ağırlığıyla nasıl baş ederdim, bilmiyorum açıkçası.”

    --- alıntı sonu ---

    bugün facebook'ta denk geldiğim, aynı doğrultudaki bir başka güncellemeden alıntı: "düşünün; ben türkçe’ye hâlâ küsüm. çünkü zorla öğretilmiş. biz kürtçe konuşunca öğretmen nar ağacı daha çok incitiyor diye nar dalıyla vururdu. böyle öğrendiğin herhangi bir dille nasıl barışık olursun? ilkokulu böyle okuyan çocuk, okulu bitince ne düşünür? pasifsiniz sadece ne yaşanıyorsa üzerinize siniyor. acıysa acı, gözyaşı ise gözyaşı."

    tema:
    (bkz: kürt sorunu/@derinsular)
292 entry daha