aynı isimde "bohemian rhapsody (film)" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
254 entry daha
  • freddie mercury' nin yüreğidir bu şarkı. bir insan yüreğini bu derece açarsa, elbette herkesi etkiler. öte yandan freddie bir şeylerden ürküp üstünü örtmüştür anlattıklarının.

    bu şarkıyı anlatmak, analiz etmek harcım değil. belki de hiç kimsenin harcı değil. kimse bu şarkının anlattıklarını tam olarak çözemez, çözse bile aktaramaz. bu şarkının herkeste bıraktığı iz farklıdır, çünkü herkesin hayat yolculuğu farklıdır. yani, şu ekşi sözlükteki bütün yazarlar bohemian rhapsody' i anlatmaya kalksa hepsi birbirinden farklı şeyler yazarlar. freddie de hepsinden farklı bir hisle yazmıştır bu şarkıyı.

    gelelim benim anlatacaklarıma.

    bohemian rhapsody' ye bu ismin neden verildiğini çok uzun süre düşündüm. bohemlik, toplum kurallarını kabul etmeyen ve bu kurallar dışında yaşayan kimseler için kullanılan bir sıfat. şarkıda anlatılan kişinin bir bohem olduğunu düşünmedim asla. bu kişi belki de toplum kuralları dışında yaşamaya "itilmiş" olabilirdi, bunu seçmiş olamazdı. sonra freddie' nin de böyle olduğunu düşündüm ve bu kişi, belki de olduğu kişi olmayı asla istememişti.

    is this the real life, is this just fantasy
    caught in a landslide
    no escape from reality
    open your eyes, look up to the skies and see

    bu gerçek hayat mı, yoksa sadece bir hayal mi?
    bir heyelana kapıldın,
    gerçeklikten kaçışın yok
    aç gözlerini, göklere bak ve gör

    bu ilk dizeler, sanıyorum freddie' nin kendisiyle konuşması. hayatının bir döneminde hayattan bunaldığını ve hayatı reddettiğini sanıyorum. bu gerçeklikten kaçış yolu olarak kullandıklarını, sonradan heyelan olarak isimlendiriyor. artık bunları kullanarak gerçeklikten kaçamayacağını anlamış ve kendisinden durumu kabullenmesini istiyor.

    bu yöntemler ne olabilir? seks veya uyuşturucu mu? kesin olarak söylemek zor; ancak freddie' yi harap ettiğini sanıyorum. harap ediyor ki bunları "heyelan" olarak nitelendiriyor. bir yandan bu heyelana kapılmış sürüklenirken öte yandan bunların gerçekliği yok etmediğinin de farkında.

    ben bu dizelerin şarkının geri kalanıyla doğrudan bağlanamayacağını düşünüyorum. burada freddie cinayeti işledim mi yoksa bu hayal mi ikilemi içinde değil. o hayatın tamamından ve o dönem (veya bir dönem) içine düştüğü ve çıkmak için debelendiği ruhsal buhrandan bahsediyor.

    i'm just a poor boy, i need no sympathy
    because i'm easy come, easy go
    little high, little low
    any way the wind blows doesn't really matter to
    me, to me

    ben zavallı bir oğlanım sadece, acınmaya ihtiyacım yok
    haydan gelir huya giderim çünkü,
    bazen yüksekte, bazen alçaktayım
    rüzgarın nereden estiğinin benim için hiçbir önemi yok

    burada da freddie' nin yukarıdaki buhran' a neden düştüğünü görüyoruz. hayata olan inancını kaybetmiş. bir amacı veya bir beklentisi yok ve yalnız. onun buhranlı ruh dünyasını gördük, şimdi izin verelim de o ruhunu birine açsın.

    mama, just killed a man
    put a gun against his head, pulled my trigger
    now he's dead

    anne, şimdi birini öldürdüm
    kafasına silahı dayadım, tetiğimi çektim
    o artık ölü

    bunun gerçek anlamda bir cinayet olduğunu zannetmiyorum. belki ruhsal bir intihardan veya kendi içinde bir şeyleri öldürmekten bahsediyor olabilir. ama asla bir başkasını öldürmekten bahsetmiyor. devamıyla birlikte yorumlayalım.

    mama... life had just begun,
    but now i've gone and thrown it all away
    mamaaaaa oooh,
    didn't mean to make you cry,
    if i'm not back again this time tomorrow,
    carry on, carry on as if nothing really matters

    anne... hayat daha yeni başladı
    ama ben gittim ve onu boşa harcadım
    anne ah,
    seni ağlatmak istemedim
    eğer yarın bu saate dönmüş olmazsam
    devam et, devam et, sanki hiçbir şeyin önemi yokmuşçasına

    burada, freddie' nin hayatını boşa harcadığına inandığını görüyoruz. bence öldürdüğü şey de bu olabilir. bir buhrana girmiş ve çıkamamaktadır. kendisine acınmasını istemez. girdiği buhranın kendisini öldürmekte olduğuna inanmaktadır. konuştuğu ve mama dediği kim ise (ki gerçek annesi olmadığı belli) onu da üzdüğü için kahrolmaktadır ve eğer ki kendini toparlamayı başaramazsa onu düştüğü yerde bırakmasını ve hayatına devam etmesini ister mama' dan. ben düşsem bile sen devam et demektedir özetle.

    too late, my time has come,
    sends shivers down my spine, body's aching all
    the time
    goodbye, ev'rybody, i've got to go,
    got to leave you all behind and face the truth
    mamaaaaa oooh,
    i don't want to die,
    i sometimes wish i'd never been born at all

    çok geç, zamanım geldi
    omurgamdan aşağı titremeler iniyor, vücudum sürekli ağrıyor
    herkese elveda, artık gitmem gerek
    sizi geride bırakmak ve gerçekle yüzleşmek zorundayım
    mama ah,
    ölmek istemiyorum
    bazen hiç doğmamış olmayı diliyorum

    bu kısımda, freddie' nin gerçeklikten kaçış yolu olarak uyuşturucuyu gördüğünü düşünmüşümdür hep. belki de, bu uyuşturucu seansları sırasında ölüme çok yaklaştığı bir deneyim yaşadı ve bu, onun bu şarkıyı yazmasına sebep oldu. freddie mercury bir "near death experience" yaşamış olabilir mi?

    belki de intihar etmek için kasten aşırı doz almış; ancak bunu becerememiştir. sonuç olarak, ben şarkının ölüme yaklaşmış bir insanın ruh halini anlattığına inanıyorum. ölüme iyice yaklaştığı bu anlarda artık pişmandır ve ölmek istememektedir. ancak kurtuluşunun olmadığına ve öleceğine inanmıştır. cesur olmaya çalışmaktadır diye düşünüyorum.

    i see a little silhouetto of a man,
    scaramouche! scaramouche! will you do the
    fandango?!

    bir adamın küçük gölgesini görüyorum
    scaramouche! scaramouche! fandango mu yapacaksın?

    bu noktada artık mahkeme kısmına geçmiş bulunuyoruz. "küçük gölgeli adam," yani freddie susar ve cennet ve cehennem adamın ruhunu almak için savaşmaya başlarlar. küçük gölgeli adam göründüğünde yukarıdan seslenirler: "scaramouche! (soytarılar) yoksa yine (aklını çelmek için) oyunlar mı oynayacaksın?"

    thunderbolt and lightning, very, very frightening me!

    gök gürültüsü ve şimşekler, aman ne kadar korktum!

    bu de cehennemin cennete cevabıdır. devam edelim.

    galileo, galileo
    galileo, galileo
    galileo, figaro, magnifico!

    bu noktaya kadar küçük gölgeli adamın susmakta olduğunu ve umudunu yitirmiş olduğunu hatırlatalım. şimdi şarkının bu kısmını italyanca kısmından doğrudan çevirirsek şöyle bir şey elde ederiz.

    galileo, galileo
    galileo, galileo
    büyük berber galileo

    ne alaka? oysa, burada bir söz oyunu vardır. galileo figaro magnifico "büyük berber galileo" demek iken "galileo figuro magnifico" "galilean' ın suretini yücelt" veya "galilean' a şükret" gibi bir anlam taşımaktadır.

    ayrıca bu oyunun yanı sıra, bu figaro' ya da bir göndermedir, zira opera' daki şarkıda da figaro' nun ismi beş kere tekrar edilir. burada da galileo beş kere tekrar edilmiştir.

    şimdi burada elimizde iki ihtimal var. ya dediğim gibi burada yardım etmesi için "galilean" çağırılmaktadır veya bu dizeler opera' ya gönderme olsun diye yazılmış olup, galileo bildiğimiz galileo' dur. bu da olabilir, zira galileo da benzer bir mahkemeden geçmiştir. ama sanmıyorum.

    galilean romalıların isa' ya taktığı isimdir. yani bence, cennet ve cehennem adamın ruhunu paylaşamayınca olayı çözmesi için isa çağrılmıştır, belki de ona yardım etmesi için küçük gölgeli adam bizzat çağırmıştır isa' yı.

    i'm just a poor boy, nobody loves me
    he's just a poor boy from a poor family,
    spare him his life from this monstrosity!
    easy come, easy go, will you let me go

    ben zavallı bir oğlanım sadece, kimse sevmez beni
    o zavallı bir ailenin zavallı oğlu sadece
    onu ve hayatını bu canavarlıktan azat edin
    haydan gelir huya giderim, beni bırakacak mısınız?

    isa gelmiştir gelmesine; ancak freddie kimsenin onu sevmediğine inanmaktadır. yani isa dahi onun aleyhine karar verecektir, freddie' nin inancı yoktur. fakat isa olaya müdahale eder ve bu çocuğun canının bağışlanmasını ister. freddie ümitlenir ve bağışlanıp bağışlanmayacağını sorar.

    bismilah! no, we will not let you go
    (let him go!) bismilah! we will not let you go
    (let him go!) bismilah! we will not let you go
    (let me go) will not let you go
    (let me go)(never) never let you go
    (let me go) never let you go (let me go) ah
    no, no, no, no, no, no, no

    bismillah! hayır, seni bırakmayacağız.
    (bırakın onu!) bismillah! seni bırakmayacağız.
    (bırakın onu) bismillah! seni bırakmayacağız.
    (bırakın beni) bırakmayacağız.
    (bırakın beni) (asla) asla bırakmayacağız
    (bırakın beni) asla bırakmayacağız (bırakın) ah
    hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır

    yalvarış yakarışlar fayda etmemekte ve cennet cehennem tayfaları ruhunu bırakmamak için direnmektedirler.

    bunun paralelinde şu olabilir. yaşadığını varsaydığım bu near death experience freddie' yi dine yöneltmiş olabilir. ya da en azından bu seçenek kendisine sunulmuştur veya o bunu düşünmüş, sonra reddetmiştir zira isa olaya müdahale etmek isteğinde genç kimsenin onu sevmediğini söyleyerek bunu reddeder.

    sonra olaylar iyice karışır:

    oh mama mia, mama mia, mama mia, let me go
    beelzebub has a devil put aside for me, for me,
    for meeeeeeeeeeeeeeee!

    ah mama mia, mama mia, mama mia bırakın beni
    beelzebub' un benim için ayırdığı bir şeytanı var
    benim için, benim için

    beelzebub cehennemin yedi büyük şeytanından biri. daha doğrusu iblis' in yedi suretinden biri ve oburluk günahının yansıması. neden yedi günahtan oburluğu seçiyor kendine freddie? bunu asla çözemedim işte. her neyse, freddie' nin kendine reva olarak beelzebub' u seçtiği anlaşılıyor.

    so you think you can stop me and spit in my
    eye?!?!
    so you think you can love me and leave me to
    die?!?!
    oh, baby, can't do this to me, baby,
    just gotta get out, just gotta get right outta
    here!

    yani beni durdurup suratıma tükürebileceğini mi sandın?
    yani beni sevip ölüme terk edebileceğini mi sandın?
    ah, bebeğim, bana bunu yapamazsın bebeğim,
    hele bir çıkayım, buradan hele bir çıkayım!

    burada da iki anlam var. şeytan tanrıya, freddie de onu bu buhrana sokan kişiye seslenmektedir. bana bunu yapmana izin vermeyeceğim. bu, yani öfke ve intikam hırsı, onu hayata bağlayan şey olur.

    nitekim iblis de önce sevilmiş; ancak sonradan insanın yaratılmasıyla gözden düşmüştür. bu yüzden tanrıya kızgındır ve intikam peşinde koşar. belki de freddie öfkesinin onu gittikçe şeytana döndürdüğünü düşünmektedir, belki de kurulan mahkemenin sebebi de buydu. ancak yine de, neden öfke veya hırs' ı simgeleyen şeytanlar yerine oburluğun seçildiğini anlayamadım. belki de kızdığı kişi yine kendisiydi, belki de açgözlülüğü ve başarı isteği onu öldürmüştü. (şarkının başında anlatılan bu muydu?)
501 entry daha

hesabın var mı? giriş yap