*

şükela:  tümü | bugün
27 entry daha
  • filmle ilgili yönetmen görüşü. bu da meraklısına tabi...

    aşkımız bitince - çiğdem vitrinel

    “beni iyice evlilikten soğuttun,” dedi filmi seyreden arkadaşlarımdan biri. ne diyeceğimi bilemedim. evlenen insanları hiçbir zaman coşkuyla tebrik etmedim ama gördüğüm diğer çiftlerden daha fazla üzüntü yaratıyor değiller bende. evlilik de en nihayetinde bir ilişki biçimi çünkü. severek gönül rızasıyla evlendiğinizi varsayarsak sevdiceğinize şöyle söylemek istiyor olabilirsiniz; “seninle sadece hafta sonları sinemaya gitmek, seninle sadece tutkulu sevişmeler yaşamak istemiyorum. elektrik faturalarını da birlikte ödeyelim istiyorum. senin akrabaların benim de akrabalarım olsun, her akşam aynı çatı altında buluşalım, sana benzeyen küçük küçük yaratıklarımız olsun, onun boku püsürüyle uğraşırken ömrüm geçsin, her şey tekdüze ama güvenli olsun ve bütün bunların karşılığında ben de sadece senin olayım”…diyebilir insan. tuhaf ve aptalca. ama insanın bir yatak fantezisi olarak kırbaçlanmayı istemesinden daha garip değil. tek eşli ya da çok eşli. iki yetişkin insan, karşılıklı rıza söz konusu olduğu sürece her türlü saçmalığı yapabilirler. ve biz dışarıdakilere sadece susmak düşer.

    lakin evlilikle ilgili sorun seks hayatımızı gündelik hayatımızla nasıl harmanladığımızla ilgili değil. sorun sinsi ve ikiyüzlü medeniyetimizin, çocuklarımızı nasıl büyüteceğiz gibi ciddi ve önemli bir sorunun cevabını evlilik gibi hiç güvenemeyeceğimiz bir kuruma emanet etmiş olması. çünkü evliliğin temelde bir aşk ilişkisi olması gerekir. ve herkes bilir ki aşklar bir gün tükenir. tükenebilir. ten başka birini özlemeye başlar. başlayabilir. hiçbir sebep göstermeden, hiç vicdan azabı duymadan artık birini yatağımızda istememe hakkımız vardır. bu durumda hepimizin -özellikle de kadınların- sorması gereken en önemli soru şu: “aşkımız bitince çocukları ne yapacağız?”

    şu andaki sistem bu meselede ihaleyi kadınlara kesmiş durumda. devlet çocuğu olan kadınların kulağına hep sinsi sinsi şunu fısıldıyor; “sevgin tutkun tükense de kocanla kalmak senin için en hayırlısı. adamın ödeme gücü neyse bir nafaka aylığı bağlatır salıveririm. artık onun iyi niyetine kalmış durumdasın. inşallah şanslısındır da çok para kazandıran bir işin vardır. benden sana ev yok. çocuğunla barınma problemini kendin çözeceksin. bir evin düzenini sağlamak için harcanan emek senden. bir çocuğu büyütürken, beslerken, hastalıklarıyla baş etmeye çalışırken geçireceğin uykusuz geceler senden. bu yükü sana bırakmakla kalmaz ayrıca gün be gün babasız büyüyen çocukların ne kadar problemli olduğunu anlatır durur, fiziksel olarak yeterince yıpranmadıysan, psikolojini de lime lime ederim. bu durumda her şeye rağmen bedenine, ruhuna, aşkına sahip çıkan bir kahraman mı olmak istersin yoksa kendi evinde bir fahişe mi?”

    evlilik ilişkisi bayağı yüzünü sevgi bittiğinde gösteriyor. toplum düzeni, huzuru, sağlıklı nesilleri için kadınlardan duygularını, tutkularını es geçmesini bekliyor. emeğimizi ucuza sunalım, sorumsuz oğullarını her ne olursa olsun bağrımıza basalım istiyor.

    geriye kalan filmi çocuklu iki kadının hayatına, cinselliğine ve korku dolu rüyalarına bakıyor. biri evdeki fahişe olmayı seçiyor, diğeri kendi çapında bir kahraman. film en büyük soruyu ısrarla evliliğini sürdürmek isteyen kadına soruyor; bunca çabandan geriye ne kalacak?
40 entry daha