şükela:  tümü | bugün sorunsallar (3)
281 entry daha
  • sanatçılar çoğu zaman başka sanatçılara, sanat eserleri ise çoğu zaman başka sanat eserlerine açılan birer kapı vazifesi görüyor. ki, kişisel sanat görüşüme göre sanata açılan bir kapı olabilmek, bir sanat eseri yaratmaktan çok daha önem arz ediyor. kelimeleri yanyana dizebilirim ve bir şair olabilirim. boyaları tuvale sürüp, iyice yedirebilir, böylece bir ressam olabilirim. notaları, öğrenilmiş bir düzen içinde sıraya sokabilir ve bir müzisyen olabilirim. fakat hepsi bu. bu kadar. eğer sanatçı olmak, salt sanat eseri yaratmaksa, bu görüşün işe yaramazlığını ortaya koyabilecek onlarca örneğim var elimde -hem de sadece bu coğrafyadan.

    sanatı kişisel olarak, "sanat, sıradan insanı sanata teşvik edendir." şeklinde tanımlıyorum. ki, sanatın beş farklı haliyle bir şekilde ilgilenmiş ve ilgilenmekte olan bir insanım, henüz bu tanımın yetersiz kaldığı bir durumla karşılaşmadım. tanımım bu olduğundan, "x sanatçı değildir." yahut "x sanatçıdır." gibi söylemleri kendime güven içinde dile getirebiliyorum. ve yine aynı şekilde, bir başka sanata kapı aralayabildiğimi düşünmediğimden kendimi bir şair yada bir yazar olarak tanımlamaktan ziyadesiyle kaçınıyorum. yazarlık bir meslek olsa dahi, yazdıklarım dergilerde yayınlanıyor olsa dahi, "hangi meslekle uğraşıyorsunuz?" sorusunu, ya boş bırakıyorum ya da 'öğrenci' yazarak dolduruyorum.

    bu sanat anlayışını birden bire benimsemedim elbette. okuduğum sanat kuramı kitapları, incelediğim sanat kuramcıları, hep bir noktada haksız çıkıyorlardı. sözgelimi; "sanat, ruha hitap edendir." diyen kuramcıyı yanlışlamak için "ben ruha inanmıyorum." demek yeterliyken, "sanat, zevklere hitap edendir." diyen kuramcıyı haddinden fazla geniş bir tutum sergilemekle suçlayabiliriz.

    sanata, "sanata açılan kapı" olarak bakmama sebebiyet veren olumsuz örneklerden söz etmekten kaçınıyorum fakat daha anlaşılır olabilmek adına ajdar'ın, ajda pekkan'ın, otisabi'nin, vesaire'nin katıldığı ve reha muhtar'ın sunduğu sözlük çapında oldukça bilindik bir programı örnek verebilirim. burada, küçük çapta ve alelade bir "sanat nedir?" tartışması yapılmış ve ajdar anık kendisini sanatçı olarak nitelemişti. fakat bunu izlerken, "hayır, sanatçı değilsin ve buna şu, şu, şu neden oluyor?" dememe yetecek argümanım olmadığını farkettim kendi içimde. soru şuydu: ajdar'ı bir sanatçı olmaktan alıkoyan ne? ajdar, bir şekilde merak edilen ve türlü sebeplerle dinlenen müzik eserleri yaratırken, hangi sebeple "sen sanatçı değilsin." diyebiliriz? sonuçta, sanat, sanat eserine bağıntılı bir şeydir ve sanatçı olmak için sanat eseri yaratmak ve bunu bilinçli şekilde yapmak yeterlidir -kabul etmediğim genelgeçer görüş budur. fakat sanatçı olmadığı, bulutsuz bir öğle vaktinde gökyüzünde parlayan bir güneş kadar apaçık olan bir insana argümanlarımızın sunduğu gönül rahatlığı ile "sen sanatçı değilsin." diyebilmeliydik. eğer diyemiyorsak da, "ajdar anık bir sanatçıdır." demeyi kendimize yedirmeli ve aniden soruluveren "ajdar anık sanatçı ise, erik satie'yi de sanatçı olarak anmamız onu sıradanlaştırmaz mı?" sorusuna cevap aramalıydık. fakat benim duruşum duruştu ve şu yorumu getirdim yine kendi içimde: yazarken bir şeyler dinliyor olurum ben. çok çeşitli türlerden çok çeşitli sanatçıların mahsülleri; klasik, post-rock, progressive rock, trip-hop, britpop vs... ve çoğu zaman ruhum arka planda akıp gidene yapılan haksızlığa tahamül edemez ve beynim, kelime üreten dilimini bloklar. dakikalarım, saatlerim, kulaklarımı huzurla, ruhumu ilhamla dolduran müziklerle taşar adeta. fakat ajdar'ın bu etkiye, bu ilhama, bu sanat eseri yaratma aşkına sebep olması mümkün müdür? sanatçı'nın sanat eseri yaratırken çektiği sıkıntıyı gebeliğe benzetirim. sanat eseri yaratma arzusuna sebebiyet veren de diğer dölleyici sanatçılar ve onların eserleri oluyor bu durumda. ajdar'ın bir sanatçıyı, bir sanat eseri yaratma adına döllemesi olası mıdır? bir sanatçı, ajdar'dan aldığı ilhamla piyanonun, tuvalin, daktilonun, kameranın başına geçebilir mi? geçerse doğacak eser bir ölü çocuk mu olacaktır?

    ajdar anık'ın bir sanat eserine ilham -yani bir kapı- olamayacak olmasının sebeplerini ziyadesiyle ortada görüyor, bununla birlikte, bu konuda en yerinde tespitlerin bir müzisyen tarafından yapılabileceğini düşünüyorum. umarım, bu olumsuz örnek, sanatçıyı "sanatçı" yapanın sanat eseri yaratmaktan ziyade sanatçı yaratmak olduğunu ifade etmeme yetmiştir. söylemimi geliştirmek adına "bir başka sanat eserinin yaratılması için bir başka sanatçıya sperm üretemeyen kısır sanatçı" ifadesini kullanabilirim. sanırım, yukarıda yazdıklarımı bu ifadede uygun yerlere oturtmak güç değildir.

    eğer sanat anlayışıma olumlu örnek vermem gerekirse, -henüz bir hayli başında olduğum- kendi sanat serüvenime başvurabilirim. coldplay'in viva la vida'yı çıkardığı zamanı hatırlıyorum ve violet hill'ı ilk duyduğum anı. iflah olmaz bir kış/kar/soğuk/karanlık hayranı olan beni adeta avcunun içine alan ve zehrini kulaklarıma akıtan müziğini, sözlerini, edindiği temasını... ardından kurmaya başladığım şiiri, yazdığım şiiri... şimdi burada dölleyen coldplay, döl violet hill, döllenen ben ve yeni doğan da yazdığım olmuyor mu? tahmin ediyorum ki yukarıdaki açıklamalardan sonra hemfikiriz. bir diğer örnek de stephen king ve the man in the black suit'u. hikayeyi ilk okuduğum zamanı hatırlıyorum; hikayeyi okumak bir nevi cinsel ilişkide bulunmakken, aldığım edebi haz da orgazm ile açıklanabilir. gözlerim ardında canlanan king'in ürpertici hayali asla silinmez belleğimden. bir gün evimin yolunu unuturum belki ama o sahneler silsilesini asla unutmam. bu öyle büyülü bir andı ki, getirisi bir hikaye ve bir nick oldu. dahası, giyim tarzımdan duruşuma kadar pek çok yönden etkiledi kişiliğimi, bu ergenliğimin gençliğe döndüğü köprüsel zaman diliminde okuduğum hikaye.

    ~~

    olumsuz yönden açıklama yaparken ajdar anık'ı kullandım, zira o, sanatçılığı ülke genelinde tartışmalı bir insandı. ayrıca kendinden emin duruşu ile, sanat eseri yarattığı anda kendisini sanatçı adleden milyonları simgeleyen bir sembol adeta. erik satie'yi ajdar anık'ın karşısına koyarak absürdlükte kendi çapımda çığır açmamın nedeni ise sadece bunları yazarken onu dinliyor olmamdı. hatta bu entry'yi yazmaya da erik satie'nin başlığında başladım.

    olumlu yönden açıklama yaparken de coldplay'i ve stephen king'i kullandım zira her ikisi de "ticari sanatçılar" olarak anılangillerdendir. aradan geçen onca zaman sonra ben de coldplay'in/stephen king'in sanatından adım adım uzaklaştım. içinde bulunduğum sanat zevki, coldplay dinlemekten ve stephen king okumaktan son derece uzak. ama bu neyi değiştirir ki? adı geçen her iki sanat üreticisi de kısır olmadıklarını beni birer sanat eserine gebe bırakarak kanıtladırlar sonuçta. ve bu bana, onları savunabilmem için yeterli argümanı sunuyor.

    ~~

    bu arada, doğurduğum eserler beni doğurgan yada kısır olarak nitelemekten son derece uzak ve hamlar. ben piştikçe onlar da pişecek. ve belki ben de bir gün kendimi, -tıpkı ajdar anık'ın kendine olan insan üstü güveniyle söylediği gibi- "yazar" olarak nitelendirebileceğim. şimdilik sadece sanat eserleriyle yatıp kalkan bir edebiyat fahişesiyim; her şeyden önce, doğurganlığımın sona ermemesi dileğiyle...
835 entry daha
hesabın var mı? giriş yap