şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • dayanışma, çaresiz anlarda uzatılan bir el, söylenen iki kelimedir.
    peki dayanışma kimler arasında ve nasıl olmalıdır?
    istanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde hemşehri hatta köylü dernekleri var. bu dernekler anadolu’nun dört bir tarafından gelen insanları yılda birkaç kez de olsa (geceler, piknikler vs.) buluşturuyor. memleketinden kopup gelen, büyük şehirdeki ekonomik şartlara, insan ilişkilerine uyum sağlayamayan insanlar çareyi genellikle hemşehrileri veya köylülerinde arıyorlar. buluyorlar mı bulmuyorlar mı bilmiyorum, bana buluyorlar gibi geliyor.
    dayanışmanın başka örnekleri de var. mesela aynı liseyi, üniversiteyi bitirenler arasında. sözgelimi bir işyerindeki yetkili, işe eleman alırken şartlar eşitse önceliği kendi üniversitesinden mezun olanlara veriyor. zaten bir çok üniversitenin mezun dernekleri de var. bildiğim kadarıyla köklü liselerde de durum aynı.
    dayanışmak iyi lakin kendinden olanı desteklediği kadar olmayanı dışlıyor, dışlamak zorunda. peki o zaman insan soruyor, trabzon’luyu destekliyoruz da rize’linin suçu ne? odtü’lüyü destekliyoruz da itü’lünün suçu ne? galatasaray’lıyı destekliyoruz da darüşşafaka’lının suçu ne?
    yoksa bütün insanlar bütün insanları mı desteklemeli? (acaba sosyalizm bu mu?) bunun da uygulanması mümkün görünmüyor. üstelik asgari ücretle çalışan bir işçi bir fabrikatörü desteklese ne yazar desteklemese ne yazar? hem böyle bir şey niye gereksin?

    bildiğim kadarıyla solcu aydınlar en doğru, anlamlı ve gerekli dayanışmanın işçi sınıfının dayanışması olduğunu söylüyor. bu durumda ben merak ediyorum, bir burjuva olarak bu dayanışmada bana düşen rol ne?
19 entry daha