· · ·
  1. karlı bir yaz sabahıydı. kuşlar cıvıl cıvıl yazın yağan karı sorgularken, okulların tatil olması için dua eden minik eldivenli eller henüz kardan adamı bitirmişti. insanın içi sımsıcak oluyordu bu karlı, bembeyaz, sıcacık yaz sabahında...

    bunu niye yaptım bilmiyorum. saat 9da yatırılmış veledin hoşnut kalacağı masal tadında girmek istedim. sanırım çelişkili bir şey oldu ama oldu bence ya. tüm zıtlıkları bir arada olduğu bir yazı, hikaye, kitap, ansiklopedi yazılıp filme çekilmeli bence. bence

    an itibariyle karnımın gurultusuyla aklıma gelen bir konuyu yazmaya karar verdim. ama sanmayın ki şimdiki halim de anlatacaklarımın temasında değil.

    bundan yüzyıllar önce liselere girmek için götümüzden ter döktüğümüz sınavda ishal olmuştum. evet yanlış okumadın. sınavın tam ortasında bir ishal baş gösterdi. üzücü ama gerçek.

    yoğun hayvan gibi çalışarak geçirilen bir sene, dershane, okul, denemeler, anadolu lisesi, fen lisesi, askeri lise, ebesinin örekesi diye hazırlanırken geldi çattı liselere girmenin kapısı okase! hazırım hazırsın hazırız derken ulan biyandan da düşünüyorum. daha lise lise, nolcak ki amk düz lise olsa fen lisesi olsa. ama bunları düşünürken de göt tabi hala yusuf yusuf. meslek lisesine gidip tornacı olmak da istemem. (meslek liseliler için demiyorum. bizimkilerden aldığım izlenimle bu sonucu çıkardım) neyse ki sınav günü geldi.

    bursa’da bilen bilir. erkek lisesinde girecekmişim. heykelin az üstü. ohh diyorum bari yeri iyi çıkışta tüm senenin stresini dökerim gezip tozarak. şaka lan şaka ne gezmeyi severim ne tozmayı. en fala sinemaya giderim o da güzel film varsa. o zamanlar da sapım tabi. sınıfta üç beş kızla kağıttan yazışmışımdır ama park bahçede oturmadan fazlasına gitmedi yani. bıyıklar yeni terlemiş falan. kessen bir türlü kesmesen 746587 türlü bir durum. tam bir ergenim yani. okulda da ineğim bu arada söylemesi ayıptır. gerçi bununla övünme durumum şimdiki halimin kötülüğünden olsa gerek. yoksa o sıralar inek diyeni indiriyorum aşağı. şaka şaka ne indirmesi ya. gücüm yetiyorsa uyarıyorum gücüm yetmiyorsa nefret ediyorum ondan. öyle popüler bir çocuk değilim hayatım her zamanında olduğu gibi. işte tek popülerliğim ders konusunda. denemelerde fırlama falan. her neyse ya ne anlatıyordum nereye geldim.

    okulun, ailenin, başarı sayılan deneme sonuçlarının baskısıyla sınava girdim. tabi bu arada annem, babam, kardeşim de yalnız bırakmadılar sınava giderken. ergenliğimin dibindeyken ailemin her yere atılmasından nefret ediyordum ki normaldir o dönem için. “hofff kendim yapabilirim” diye içten haykırır vaziyetteydim. gerçi hala devam eden bir aile desteği var. bak kaç zaman geçti hala her seferinde otogara kadar gelip yolcu ederler tüm aile! yerim onları. yine konudan sapmışım. ne diyordum?

    yoğun üst aranması ve kaostan sonra girdim sınıfa. yerimi aldım. öğrencilerden daha heyecanlı bir kadın öğretmen gelip, uzun kovalamaca sonucu zenci kaçağı yakalayan beyaz amerikan polisinin kaçağın ellerini kelepçelerken ki tekrarlanan hakları seriliğinde bize tüm sınav kuralları anlattı. “dikkatli olun” diye son uyarısını yaptığı sırada zil çaldı ve sınav başladı. bana bişeyler oluyor.

    saniye öncesine kadar bir şey yokken birden bire bir karın ağrısı girdi bedene. aman allahlık bir durum. ulan bu kadar mı talihsizlik olur diye düşünüyorum ama o sırada karın ağrısından kıvranmaktayım. artık o kadar kıvranıyorum ki her paragraf sorusunda bir karnımı tutmaya, kımıldamaya başladım. bu da tabi öğretmenin dikkatini çekti. gözü hep üzerimde. bazen geliyor başımda dikiliyor ki en nefret edilesi şeydir. bu da tabi beni iyice gerdi ve karnım aştı gitti. hayır bıraksam sınıfın ortasında beatbox yapıp dans edecekmiş gibi. bir de bunun gurultusunu gizlemek var ki daha sorun oldu. 15 dakika falan geçti ben artık sınavdan koptum çıkıp gitmeyi falan düşünüyorum.

    hocanın kuralları söyleyişi arka fon sesi olarak sorular film şeridi gibi önümden geçmeye başladı. tüm soruları okuyorum ama hiçbirini işaretlemiyorum çünkü soruları anlamıyorum çünkü götüm burnumda. hocanın gözlerine bakıyorum o bana bakıyor kıvrandığımı görüyor şüphelenip yine yanıma geliyor. tuvalete gitmek yasak cümlesi kulaklarımı tırmalıyor. bir zaman geldi herkes matematiği bitirdiği, benim daha yeni başladığımı fark ettiğim bir anda benim piç bilinç altımın bir oyunu olarak “yuvarlakların dışına taşırmayın!” cümlesi bağırdı zihnimde. dedim ben gidiyorum. ya gidip tuvalete sıçacağım ya da çıkıp bizimkiler ağzıma sıçacak. ve yine son kez hocayla göz göze geldim. el kaldırıp yanıma çağırdım.

    “hocam izin verirseniz ben sıçmaya gidiyorum.” dedim. tabi ki demedim. “hocam tuvalete gitmem gerekiyor acil. yoksa sınavdan çıkmak zorunda kalıcam” dedim. hocanın yüzündeki gerilimi görmeniz gerekti. sanki ağzına sıçıcam demişim gibi yüzüme bakıyordu. bu geriliminin sebebini 5 sakika sonra anlayacaktım elbet ama çok geç olabilirdi. “bir dakka bekle” dedi ve gitti diğer gözetmen hocaya söyledi. ikisi de bana bakıyor ben vikipedia kurucusunun para isteyen acınaklı bakışlarıyla onlara bakıyorum. diğer gözetmen hoca bir yere gitti ve ben hala bekliyorum. ulan alt tarafı gidip 5 dakka işimi görüp gelicem. üstün iletişim tekniklerimle kopya çekecek, yada tuvalette hazırladığım bir düzenek yok elbette ama hocaların bu gerginliği onu yansıttı. tabi bu arada hala kıvranıyorum.

    sınavı unutuldu, dışarıya, kuşlara bakıyorum. hayallere dalıp meslek lisesinde okuduğumu düşlüyorum. bütün çıkarken ki yaşayacağım aile tepkisini sonucu öğrendikten sonraki neler olacağını, arkadaşlarımın aptal olarak nitelendireceğini falan düşünüyorum. kimseye de söyleyemezdim ki ishal oldum sınav sırasında. aptal olarak nitelendirilmem daha mantıklı geliyordu o sürede. bu düşünceler arasında yüzerken diğer gözetmen geldi. “5 dakika sabret astv gelip sınıfı çekecek ondan sonra gidersin” dedi. lan amk manyağı! onların beklesin ben gideyim! ölüyorum diyorum ölüyorum! daha nasıl anlatayım. diye bağırarak öğretmenler masasına koştum. üzerine çıkıp indirdim pantolonu tam ortasına sıçtım masanın.

    elbet ki yapmadım böyle bir şey. öğretmene verdiğim tek cevap; “piki :)” oldu. o da başımı okşayıp gitti. tam 3 dakika sonra geldi kameraman. tüm sınıfı çekti. öğretmenleri çekti. herkes pür dikkat sınav sorularını çözerken ben içimden dua edip çabuk gitmesi için kameramana empat yoluyla emirler yağdırıyordum. yaklaşık 5 dakika da çekimleri sürdü. artık midem iyice sirklik oldu. uğultular, gırıltılar, filler bağırıyor. atlar koşturup iğne deliğinden geçiyor. maymunlar tüm şebekliğiyle izleyen 98765456789 kişiyi eğlendiriyordu. kameraman gitti hoca büyük gizli planın işleyişini devam ettirircesine kafasıyla hadi gel diye işaret yaptı. hemen koştura koştura gittim hocanın yanına. yanımda erkek gözetmenle birlikte uzun koridoru koşturduk. tuvaletlerin önüne geldik. erkek tuvaleti kapalı. “eee bu kapalı” dedim midem birkez daha öldü. “gir kızlara gir” dedi. ulan bende ki ergenliğe bak. “giremem hocam oraya” diyerek karşı çıktım. o an tüm karın ağrısını unutmuştum. “gir lan çabuk” diye bir tepki beklemezken gelince girmek zorunda kaldım.

    bir güzel işimi görmüşüm var ya, o an anladım dünyanın en güzel icraatı sıçmak. böyle bir rahatlama yok. yaklaşık bir 5 dakika da tuvalette kaldım. yavaş hareket ederek tuvaletten çıktığımda hocanın sabırsızlıkla beklediğini gördüm. yüzünde salak bir gülümseme vardı. “rahatlamış görünüyorsun” deyip sınıfa koşmamı söyledi. hemen koşturdum sınıfa elime akustik gitar verdiler. başladım şarkı söylemeye. kameraman tekrar geri geldi. herkes sınavı bırakıp tempo tutmaya başladı. astv canlı yayına geçmiş tüm bursa beni izliyormuş. tüm kızlar ismimi haykırıyordu. cevap kağıtlarına imza atmam için önüme fırlatıyorlardı. işte bir sıçma bu kadar hayatımı değiştirdi. o gün bugündür ünlüyüm. 876 tane albümüm var.

    elbet ki bu ruhsal halimin bir özetiydi. sınıfa döndüğümde herkesin garip bakışları altında sırama oturdum. tam 1 saat geçmiş ben sadece 17 tane falan türkçe sorusu cevaplamıştım. hemen matematik fen yardırdım yettiği kadar türkçe, keyfe göre sosyal ve sınavdan çıktım.

    -nasıl geçti?
    --iyiydi anne
· · ·

ishal olmak hakkında bilgi verin