şükela:  tümü | bugün
24 entry daha
  • başkenti ouagadougou'ya gittiğim; nijerya'nın kuzeybatısında kalan bir afrika ülkesi.

    bugüne kadar gittiğim afrika ülkelerinin hepsinde aç kalmış biri olarak, afrika ülkeleri arasında en fakir ülke olduğu söylenen bu ülkede ilk defa yemek sorunu yaşamadım.

    gideceklere tavsiye: ouagadougou'nun merkezinde la veranda cafe'de sebze çorbası için. yarım saat-45 dk sürüyor getirmeleri ama beklediğinize değer. kaseyi kafamıza diktik, o kadar lezzetliydi.

    otel rezervasyonu yaptıracaksanız laico hotel'de kalın. orda topu topu 2 otel varmış, kalınabilir şartlarda olanı da bu.
    otelin hemen yanında, lübnanlıların işlettiği bir market var. tüm insani ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz bir market. marketin yan tarafında da crystal isimli gece kulübü var. afrika'dan beklenmeyen bi eğlenceyle karşılaştık biz. tavsiye ederim.

    turistik bir olayı yok. gidebileceğiniz tek yer; timsahlı göl. kazıklanmadan bi taksi tutabilirseniz (ki taksilerde büyükbaş hayvan taşıdıklarına şahidim; o kokuya dayanabilen binsin) timsahlı gölün olduğu köye gidin. timsahların da bi olayı yok aslında.. karaya çıkmış timsahların yanına gidip resim çektiriyorsun ama hiçbiri uyuşturulmadığı için gayet ayık hayvanlar ve hakikaten çok riskli.
    timsahlı göle gelen turistleri timsahlara yaklaştıran yerli adama 2-3 dolar veriyorsun, o bi şekilde timsaha yaklaştırıyor seni. ben timsahın arkasından dolaşıp kuyruğunu kaldırdım. şimdiki aklım olsa 10 metre bile yaklaşmam.
    turistlerin bazıları, yine 2-3 dolar verip yerlilerden tavuk alıp, canlı canlı yem yapıyorlar timsahlara. ciyak ciyak hayvanlar, timsahlar tarafından, gözlerimizin önünde bi lokmada mideye indirildi. insanlığımdan utandım.

    şehrin dışındaki köylerde elektrik ve su yok. köy dediğim de 3-4 tane, çalı çırpıdan yapılmış çadırımsı evlerden oluşuyor. köyün kadınları ve çocukları (sayıları hep çok fazla), bir ağacın altında oturmuş muhabbet ediyorlar. bütün gün böyleler; yapacak başka hiçbir şeyleri yok.
    şuan orda kış mevsimi olmasına rağmen, hava öyle sıcak ki; insanlar sıcaktan uyuşmuş, yolların kenarlarında uyuyan yüzlerce insan görmek mümkün.
    çocukların karınları kocaman.. televizyonda gördüğümüz gibiler :/
    kafalarında, ağızlarında, burunlarında sinek var hep..
    çocuklara para verdik biz ama parayı geri vermek isteyip bonbon sordular.. şeker istiyor hepsi. olur da yolunuz böyle fakir bir ülkeye düşerse, çocuklar için şeker götürün. yanımda, içinde 5 tane kalmış bir kutu vivident vardı. 5 tanesine verdim; nasıl mutlu oldular.. inanılmaz bir şey.

    akşam 6'dan sonra her yer zifiri karanlık. köylerde elektrik yok demiştim..

    bu arada yerliler, karınlarını, bulamaç gibi bir şeyle doyuruyorlar. sabah, kireç renginde, bulamaç gibi bir şey hazırlayıp içiyorlar ve o bir süre sonra beton gibi ağırlaşıp, midelerine oturuyormuş. bu da akşama kadar tok hissetmelerini sağlıyormuş. vitamin yönünden çok fakir olduğu için de karınları şişiyormuş.

    bir de lağım faresi yiyen insanlar varmış. 'boz fare' diyorlar, onu bulunca yiyorlarmış.
    'siyah fare' dedikleri lağım faresiniyse yemiyor, öldürüp çöpe atıyorlarmış. çünkü siyah olan, ısırınca tahtalı köy'e yolluyormuş.
57 entry daha