şükela:  tümü | bugün
  • bana gelen en yaygın sorulardan biri bu. buraya yazıyorum ki tek tek yanıtlamayayım.

    ben 1986 yılında abimin arkadaşından ödünç aldığı bir sinclair zx spectrum+ üzerinde şöyle başlamıştım:

    10 print "sedat"
    20 go to 10

    bu kodun ekranı sedat'larla doldurması beni büyülemişti. bakakalmıştım. abim bilgisayarı arkadaşına geri verdiğinde giden spectrum'un ardında da bakakalmıştım. bilgisayarsız dönemimde öyle program yazma krizine girerdim ki ilkokulda bilgisayarı olan arkadaşlarıma kağıtta kod verir "bunu çalıştırıp yarın çıktısını söyler misin" derdim (bkz: atari basic/@ssg). kağıttan bilgisayarlar yapardım. ekran çıktıları yazar, sonra başka bir kağıdı üzerinde yavaş yavaş aşağı çekerek "yavaş yavaş beliren anlamsız ingilizce yazılar" simülasyonu yapardım. öyle delirmiştim. sonra 1988'de babam eve bir amstrad cpc464 alınca normal insan gibi program yazmaya başladım.

    haliyle bir insanı programlamayla ilgili en gaza getirecek onu en çok sürükleyecek ilk başlangıç noktasının bizzat program yazmak, o elmayı ısırmak olduğunu düşünüyorum. bu yüzden ne zaman sorulsa "en kolay gördüğünüz yoldan başlayın" diyorum. farklı bir yöntem bilmediğimden bunu önermek zorunda hissediyorum.

    insanlar da diyor ki "e ya o yanlış tercihse?". orada da mesele aslında programlamanın temelini bir kere kapınca dildir platformdur bunların arasındaki değişimin gayet kolay olmasıyla çözülüyor. yani diyelim ki dünyanın en saçma diliyle başladın. sonra gördün ki senin yapmak istediğin için ahmet dili daha iyi. o zaman ahmet dilini öğrenmen çok daha az vaktini alıyor. "haa bu buymuş şu da şuymuş" diyorsun.

    zaten "öğrenmek", her şeyini ezberlemek de değil. bugün elinin altında internet gibi deniz derya varken sadece ne yapmak istediğine kafa yoruyorsun. ben bugün hala oturup "şu nasıldı?" diye aramam gerekiyor. zorunda olduğumdan değil, bu lüksten, hiçbir şeyi ezberlememe rahatlığından istifade etmek istediğimden. işime geliyor.

    bunlara dair internette kaynak çok. evet çoğu ingilizce. o yüzden "programlamaya hangi dilden başlayayım?" sorusunun cevabı "ingilizce" aslında. malesef türkiye koşullarında bu bir gereklilik. gelecekte olmamasını umduğum bir gereklilik.

    temelini öğrendikten sonra "ustalaşmak" ve o konuda aşmış olmak ise sürekli tatmin edilen bir merak duygusunu yağla balla beslemekten geçiyor. sorgulamak, "bu nasıl?", "bu niye?" sorularının yanıtlarını aramaktan. bir süre sonra "veri yapıları", "algoritmalar" gibi konular "peki bu bilgi gerçek hayatta ne işime yarayacak?" demediğiniz, tam tersine "aaa bu süpermiş" diyeceğiniz konulara dönüşüyor. ondan sonra bir bakmışsınız kainatlar yaratıyorsunuz, birini yıkıp yenisini oluşturuyorsunuz. öyle güzel.

    bu kadar anlatıp "programlar sizin tarlalarınızdır. onlara neresinden başlamak istiyorsanız öyle başlayın" demek biraz garip kaçıyor ama kendim için işleyen yöntem bu idi. bende işe yaradıysa sizde de yarayabilir gibi geliyor.

    ben nerede kod yazıyorum? c#'ta. c# mükemmel mi? hayır. her şeyi çözüyor mu? hayır. işimi görüyor. gölge etmiyor. kendiniz kod diyarlarında gezerken de kafaya takmanız gereken şeyler bunlar olmalı. "yapmak istediğimi yapmayı sağlıyor mu?", "bunu yaparken olabilecek en az hammaliyeyi çıkarıyor mu?". sonrası sizin hangi kainatı yaratmak istediğinize bakıyor.
137 entry daha
hesabın var mı? giriş yap