şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • bilmemenin insan bilincini nereye sürüklediğini anlatabilmek için çok güzel bir örnektir şahsi kanaatime göre.

    bildiğiniz gibi biyoluminesans genellikle derin deniz canlılarında görülen bir tür kimyasal reaksiyonun adı. çok eski çağlardan beri insanlık tarafından gözlemleniyor ve hayranlıkla takip ediliyor. ancak bunun nedeninin bilinmediği dönemlerde insanlar böylesi harika bir görüntünün ilahi yahut şeytani bir kaynağı olduğuna öylesine inanmışlar ki bu inanışları biyoluminesansa sebep olan pigmentin ve hatta enzimin adına bile yansımış.

    nasıl yansıdığını anlatacağım ancak öncelikle şunu söylemek istiyorum. insan beyninin öğrenme mekanizmasını araştıran bilim insanları günümüzde öğrenmenin bağlantılar ile mümkün olduğunu söylüyor. yani biz yeni bir şey öğreneceğimiz zaman beynimizde halihazırda bulunan bilginin organik haritasına gerçekten sinirsel bağlantılar yaparak öğreniyoruz. eğer öğreneceğimiz konuyla ilgili/benzer konular halihazırda beynimizde varsa hızlı öğreniyor, olguyu farklı açılardan algılayabilir hale geliyoruz. eğer karşılaştığımız olgu bize tamamen yabancı ise onu olası bulduğumuz en basit şekilde ilişkilendirmeyi tercih ediyoruz. yani kısaca bahsetmek gerekirse yeterli çevresel yahut temel bilgi ile donatılmamış bir beyinde, yeni bilginin verimli olması mümkün değil. bilginin bağlanabileceği temel direkler orada olmalı. o nedenle de eğitim sisteminde temel bilimler dediğimiz ve de sıklıkla eleştirdiğimiz dersleri okutuyoruz.

    yani daha da özeti genel bir fikir sahibi olup gelecekte ihtiyaç duyacağımız öğrenme platformu için iskele inşa ediyoruz. sinir hücrelerimize tutunacakları direkler veriyoruz.

    o direkler yoksa ne oluyor peki?

    işte eğer o direkler yoksa beyin yeni karşılaştığı olguyu yücelterek hata vermekten kurtulma yoluna gidiyor. "bunun sebebi benim algılayabileceğim seviyede olamaz çünkü bende bunu algılayabilecek ve yorumlayabilecek platform yok. o zaman bu evreni ve kurallarını rahmani yahut şeytani bir varlık kontrol ediyor olmalıdır" diyor.

    tarihin başlangıcından beri sahip olduğumuz bu içgüdüsel eğilim şükür ki merakımızın ve ihtiyaçlarımızın baskısından zayıf. başta yarım bıraktığım biyoluminesans konusu da tam olarak buna bir örnek. şimdi isterseniz o konuyu tamamlayalım.

    soğuk ışıma dediğimiz bu reaksiyon şu şekilde gerçekleşiyor. bir renk pigmenti olan luciferin bir enzim olan luciferaz ile atp eşliğinde birleşerek luciferil adenozin monofosfatı üretir. bu birleşik oksijenle buluştuğunda ışık açığa çıkarır. açığa çıkan ışık enerjisi başlangıçtaki atp'den karşılanmış olur.

    yani işin altında tanrılar kurban istiyor gibi derin manalardan ziyade gayet bilimsel ve anlaşılabilir nedenler yatmaktadır. ancak dikkatli gözlerinizden kaçmayacağını düşündüğüm üzere pigmentin de enzimin de bileşiğin de adında gizli kelime manidardır.

    lucifer

    asırlarca anlaşılamamış olmanın, korkulan olmanın, bilinmez olmanın günümüze kadar uzanan mirası. bilmemenin insanı dönüştürdüğü o kolaycı tavrın basit bir göstergesi.
    cehaletin yarattığı çaresizliğin acınası sonucu.

    belki de halen yaşanmakta olan bilmediğini yüceltme dürtümüzün prangalarına hapsolmayacak kadar ilerledik ey yükselen yeni nesil.
    bilmeyi, aydınlanmayı, sorgulamayı terk etmeyin.
    kendi yarattığınız zebanilerin kırbaçları altında eğildiğiniz yeter.

    öğrenmeye çabalamaktan korktuğunuz yeter.

    her birinize öğrenmenin özgürleştiriciliği ile dolu uzun ve sağlıklı bir hayat diliyorum.
    yılmayın,
    yorulmayın,
    direnin.

    gerçek elbette er ya da geç kazanacak.
6 entry daha