şükela:  tümü | bugün
28 entry daha
  • düş mü gerçek mi, kurgu mu hakikat mi, insanı ortada bırakan, şoke eden acayip dokunaklı, tesirli bir performansa imza atmış sanatçı. aslında performansını unutulmaz kılan 21 yıldır ayrı olduğu sevgilisi ulay'ın birdenbire karşısına çıkması, önündeki sandalyeye oturmasıdır. aşkın yeniden ortaya çıkmasıdır, ulay'ın birdenbire ortaya çıkması ve marina'nın karşısında belirivermesi. orada o an kurgulanan oyun bozulur. deyim yerindeyse bir leylayla mecnun hikâyesine dönüşür.

    marina o gün new york sanatlar müzesi'nde bir performans sergilemek için bulunmaktadır. "sanatçı burada" adını verdiği bu performansta bir masa ve birbirine karşılıklı bakan sandalye etrafında bir oyun kurgulamıştır. buna göre abramoviç, oturduğu sandalyesinde karşısına kendi istekleri ile geçen sanatseverlerle karşılaşacak ve aralarında bir konuşma gerçekleşmeksizin oturacaklardı. burada amaçlanan, göz göze gelerek bakışarak anlaşabilmeyi, konuşabilmeyi başarmaktı. marina tam bir ay boyunca o sandalyede oturdu, bu süre zarfında karşısına yüzlerce kişi geçti. bakıştılar. sadece bakıştılar. tek bir sözcük dökülmedi dudaklarında. marina, her yeni kişiye enerjisi yettiği ölçüde bakabildi. yorgunluk hissettiğindeyse başını önüne eğdi, karşısına yeni bir kişi oturana kadar da kaldırmadı. burada işin etkileyiciliğini belirleyen, kişilerin kimsenin kendilerini zorlamaksızın marina'nın karşısına oturmaları, onunla iletişime geçmeye çalışmalarıydı belki de. marina da hiçbirini reddetmedi. gözlerini açtı ve karşısındakinin gözlerinin içine baktı. kalbini açmak evini açmak gibi bir şeydi bu belli ki. kim olduklarını bilmese de onları tanımasa da anlamaya çalıştı. sevmek istemiş de olabilir. yerine göre sanatçının sanatseverle yerine göre kadının erkekle, yerine göre de insanın insanla ilişkisini, diyaloğunu sembolize ediyordu bu karşılaşma ve bakışmalar. gidebildiği yere kadar gidiyordu.

    ta ki o ana, ulay'ın o sandalyeye oturduğu vakte kadar marina yüzlerce insanı misafir etti ve uğurladı. yüzündeki ifade hiç bozulmadan gözlerindeki ışığın tonu hep aynı kaldı. ulay'ı görene kadar.

    marina ile ulay'ın hikâyesi çok acayip. 13 yıl birlikte yaşadılar. iki sanatçı ve sevgili olarak. birçok işe imza attılar. ne olduysa ayrılmaya karar verdiler. (burası karanlık, neden niye??) bunu da o anki yaşamlarına denk düşecek ilginç bir performansla gerçekleştirme kararı aldılar. bu iş için çin seddini seçtiler. çin seddi, tarihsel anlamına göre iki kavmin düşmanlığını ifade eden, kalın duvarlar demekti. birbirinden kesin bir şekilde ayrılmak; bunu yaparken de diğerinden gelebilecek her türlü iletiyi, tehlike içersin içermesin engellemek anlamına geliyordu bu set. ve iki ayrı dünyanın sınırlarını, bir daha yıkılamayacak şekilde pekiştiriyordu. öyle ki uzaya bile çıksanız karşınızdakine duyduğunuz bu öfke, bu düşmanlığınız, hayatın bir utanç yarası olarak dünyanın yüzeyinde görülebiliyor; bu kul işi bozgunculuk seçilebiliyordu. marina ve ulay, ikisi seddin iki ayrı ucundan yürüyerek hareket ettiler, ortada bir yerde buluştular son kez. ve ayrıldılar (çocukluk yapayım, kafam da biraz kalın olsun, niye yahu niye?).

    ulay, nasıl olduysa, buna nasıl karar verdiyse, ayrılıklarından tam 21 yıl sonra, marina'nın retrospektif sergisinde ortaya çıkıyor. burada kimin kayıp olduğunu aslında bilmiyoruz. kim kime göre kayıptı. ama ben sandalyesinden kımıldamadan bir aydır oturan ve karşısına birilerinin gelmesini bekleyen marina'yı niyeyse hikâyenin merkezine konumluyorum. bekliyor çünkü o, belki on yıllardır süren bir bekleyişin retrospektifini sunmak içindi bütün bu hazırlığı. bekliyordu birini. ulay'ı mı? ulay'ı mı bekliyordu sahi marina? bekleyen o ise kurgu onun menkıbesine odaklı olmalı evet. ve ulay, sergi merkezine geliyor. marina'yla birlikte yaptıkları işleri yeniden görüyor orada. birlikte gezdikleri minibüsü dikkatle inceliyor, videoları izliyor. marina'nın bu olanlardan haberi yok. o oturduğu sandalyede bekliyor hâlâ birilerini.

    ve 21 yıl sonra ulay, başını önüne eğmiş orada öylece oturan marinanın karşısındaki boş sandalyeye, çevresindeki meraklı bakışlar eşliğinde oturuyor. marina başını hafifçe kaldırıyor her zamanki gibi ve ulay'ı, evet 21 yıl önce ayrıldıkları o adamı görüyor. işte o an dudaklarda bir gerilme, gözlerden iki damla yaş, boğazında acı bir yutkunma... oyun bozuyor. seddin duvarları yerle bir oluyor.

    çok çok fena.
52 entry daha