şükela:  tümü | bugün
119 entry daha
  • ---- spoiler'lı yorumlar silsilesi ----

    gavurların bir lafı var ya, "absolute power corrupts absolutely" diye? türkçesi "baboli güç sende ama öküze döndün hiç böyle değildin lov" olan bu atasözü nasıl da güzel, nasıl da biliyor insanın doğasını. nasıl biliyor güç sahibi olanın gözlerini karartan o perdeyi.

    bu oyun nezdinde, bütün bioshock oyunlarının bir yorumu bu. o yüzden sadece infinite'i düşünmemek lazım. önceki oyunlarda andrew ryan vardı, ve onun tırnak işareti içindeki ütopyası, rapture. şimdi zachary hale comstock oldu, ve onun ütopyası, columbia. başka bir evrende bu başka bir adam, ve aynı umudun şekillendirdiği bir başka ütopya-şehir... "constants and variables". çünkü her seçimin açtığı kapı, içinden geçeni başka bir yola sürükler. çünkü her kapının ardında başka bir yaşayış vardır ve onu, kapıyı aralayana kadar göremeyiz. bir evrende o kapıdan geçen comstock, diğerinde ryan'dır; gittikleri yerler farklı olsa da (biri gökyüzü, diğeri atlantik okyanusu'nun dibi), fikirlerini aynı şekilde gerçekleştirir bu adamlar. ve mimarı oldukları şehirde güç kazanırlar.

    öncesinde sıradan hayatlarını yaşayan insanlardır bunlar. hataları olmuştur, silmek istedikleri anıları vardır; hatta biri kendini dahi silmek istemiştir. yaşadığı hayatı geride bırakacağını umarak. bütün hatalarını vaftiz suyunun "kutsallığında" üstünden çıkaracağını ve tertemiz bir bebek olarak dünyaya tekrar geleceğini ummuştur. ve bir bakıma gelmiştir de. ismi değişmiş, ve vaftiz ayinini kabul etmediği o diğer kapının ardındaki zavallılığından çok öte bir yere gelmiştir. kendi ütopyasının başındaki yegane güç ve tapınılan bir varlık olarak.

    sorunsa şudur: insan yine insandır. vaftiz suyu sizi arındırmaz, sadece düşüncelerinizi arındırır. mensup olduğunuz tanrısal anlayış biçimine göre ayin de değişir; biri tavaf eder, diğeri tütsü yakar, öbürki gider ağlar, rahatlar. tüm farklı ihtimallerin temelindeyse tek şey yatar: düşüncenin arındırılması. arınırsınız, çünkü arınmanız gerektiğini bilirsiniz. acı çekmişsinizdir; yorulmuşsunuzdur; ağlamışsınızdır; boğulmayla burun buruna gelmişsinizdir. ve ardından, bütün bunlar bittiğinde...yeni hayatınız başlar. başlamalıdır.

    sorunsa şudur: insan yine insandır, ve yeni hayatınıza, yeni biri olarak başlamazsınız. çünkü o kir gitmemiştir hala. ve önünüzde uzanan koridordaki kapılar yine aynıdır. sadece şimdi a kapısı yerine b kapısını seçersiniz, yeni ve "arındırılmış" düşüncelerinizin ışığında. peki b kapısının sonunda ne vardır? mutluluk? rahatlama?

    yoksa sınıf ve ırk farklılıklarının gurur duyma seviyesine getirildiği, gökyüzünde uçarkenki ahengine rağmen aslında her köşesine kadar karanlığın içine batmış bir şehrin başına geçmek mi? bütün günahlarından arındırıldığını düşünen bir insan, nihayetinde bu korku imparatorluğunun başına geçmek ister mi? ama bilemez, çünkü kapıların ardını, onları aralamadan göremez. günahlarından kurtulmanın verdiği yeni düşünce yapısıyla doğru kapıyı mı seçersin?

    yoksa olabilecek en yanlış olanını mı?

    işte bioshock infinite, bu paradoksu çok iyi veriyor. insanın ne kadar dönek, ne kadar zamana bağımlı olduğunu gösteren bir hikaye bu. eğer içinde bulunduğun zamanda bir kahramansan, bir kahramansın. fakirsen fakir. zenciysen zenci, beyazsan beyaz. beyaz/zenci ve güç sahibiysen, güç delisi (burada da aslında daisy fitzroy karakteriyle oyun çok güzel veriyor insanın doğasının, deri rengiyle hiç alakası olmadığını). her seçim, açılan her kapı, doğrudan doğruya sana bağlı. vaftiz olan dewitt, comstock'un yolundan gitmek zorunda mıydı? bence değildi. bence orada hala seçim şansı vardı, tıpkı vaftiz olmayan dewitt'in seçim şansının olduğu gibi. tıpkı elizabeth'in sahip olduğu ve bir evrende indoktrine olurken diğerinde direnmesi seçimi gibi.

    dewitt'in, minicik bebeğini, borcunu kapatmak için verdiği andaki seçimi gibi. bilhassa da bu nokta. anna'yı kucağınıza alıyorsunuz, ardınızdaki kapıda duruyor lutece. çocuğu ona vermek zorundasınız. çünkü oyunun ilerlemesinin tek yolu bu. bekledim ben, vermek istemedim resmen çocuğu. ve biraz beklerseniz, elizabeth'in, direnmenin manası yok, bu odadan çocuğu ona vermeden çıkmıyorsun (parafreyz) demesini duyuyorsunuz. oyun adeta dalga geçiyor oyuncuyla. o çaresizliği hissettiriyor size. ama hala bir seçim var, öyle değil mi? kapatabilirsin oyunu, devamını hiç oynamayabilirsin. basitçe, "bring us the girl and wipe away the debt"'i kabul etmeyip, oyunu oynamayı reddedebilirsin. ama yapmıyor işte insan. devam ediyor. sadece bu an bile öyle tokat gibi çarpıyor ki oyuncuya. bioshock, oyuncuyu dewitt'in çaresizliğine sürüklüyor, ve onun hatasını yapmamızı sağlıyor.

    ken levine, bu oyunda bize sadece muhteşem bir görsellik, senaryo, ve oynanış vermiyor. senaryosunun alt metinlerini günlerce düşündürtüyor da. seçimlerimiz geleceği/bizi nasıl etkiliyor? günahlardan arınmak gerçekten mümkün mü, yoksa bu bize çevrenin empoze ettiği fikirlerden (vaftizlenme vs.) doğan bir illüzyon mu? "absolute power corrupts absolutely" mi? bu insan doğasının bir gerektirmesi mi? başka "kapılar" var mı?

    ---- spoiler'lı yorumlar silsilesi ----

    hakkında söylenecek çok şey olan her eserde olduğu gibi bunda da söylenenleri en sonda toparlamak mümkün değil. ama bu noktada, hemen bir cümle önce söylediğim bir şeye dikkat çekmek istiyorum: "her oyunda olduğu gibi" demedim o cümlede. her eserde dedim. çünkü bu bir oyundan çok daha fazlası.

    o yüzden rica ediyorum, şu "böyle fps mi olur hiç beğenmedim öee" diyen 18- call of duty fanboyları bi siktirip gidebilir mi?

    (bkz: that escalated quickly)
249 entry daha