şükela:  tümü | bugün
8 entry daha
  • "toplumsal anlaşmanın amacı, bu anlaşmayı yapanların korunmasıdır. amacı isteyen araçları da ister ve bu amaçlar birtakım tehlikelerden ve kayıplardan ayrı değildir. kendi yaşamını başkalarına zarar vererek korumak isteyen biri, gerektiğinde kendi yaşamını onlar için feda etmek zorundadır. yasa, kendisine tehlikeye atılman gerekiyor dediğinde yurttaş tehlikeyi hesap etme durumunda değildir ve hükümdar kendisine, vatan için ölmen gerekiyor dediğinde ölmesi gerekir yurttaşın; çünkü o zamana kadar güvenlik içinde yaşaması bu koşullarla mümkün olmuştur ve artık yaşamı sadece doğanın bir armağanı değil, devletin bazı koşullarla vermiş olduğu bir armağandır."

    jean-jacques rousseau'nun "yaşama ve ölme hakkı" bölümünde yazdığı bu kısım iki açıdan ilginç. burada anlattığı yapı, yurttaştan beklediği teslimiyet ve sorgusuz sualsiz kabul etme zorunluluğu, o yıllarda batıda güçlenen akılcı modern devlet anlayışına ters düşüyor. bu mantığın benzerleri daha çok eski tip devlet anlayışında görülebilir. din temelli devletlerde ya da örneğin mısır gibi, iktidarın aynı zamanda tanrı veya yarı tanrı olarak görüldüğü sistemlerde vardır bu anlayış. bu paragrafın düşündürdüğü ikinci ilginç nokta ise, aslında akılcı modern devlet anlayışının da pek çok açıdan aşağı yukarı kadim mısır'daki devlet geleneğinin aynısı olduğunu ya da çok farklı olmadığını göstermesidir. bu paragrafı okuduğumda aklıma hem iki bin yıl öncesinin mezopotamyası hem de bugünün amerikası aynı anda geliyorsa, burada enteresan bir ortak nokta var demektir.

    iki mantık arasında şöyle bir fark var ki, burası bana göre işin en can alıcı noktası. eski anlayışta, russonun bahsettiği güç tanrı adına kullanılıyordu. kendisi bizzat tanrı olan ya da tanrının yeryüzündeki gölgesi olan iktidarlar, yurttaşlardan bunu tanrı adına istiyorlardı. fakat bu yeni anlayışta tanrı adına değil, devlet veya toplum adına isteniyor. yani iktidar, yüce bir güç adına değil, belki yalnızca kendi siyaseti için insanlardan yaşamlarını isteme hakkına sahip oluyor. çünkü o güne kadar sorunsuz yaşadığı için otorite yurttaşa yaşama hakkını armağan etmiş oluyor aslında. iktidar kendi kendine tanrılaşıyor zaten burada. gücünü tanrıdan almıyor, bunu reddediyor sözde, fakat aslında doğrudan kendisini tanrılaştırmış oluyor. burada değişen tek şey, birinde tanrının olması, diğerinde olmaması. tanrının olduğu yapı daha mantıklı. insanlar en azından kendilerinden yüce bir varlığa inanarak, gerçekten kendisine yaşamını armağan etmiş bir tanrı adına canını feda ediyor. yeni mantıkta ise toplum huzuru falan denilen enteresan kavramlar adına, belki iktidarın güncel politikaları adına yaşamını feda etmesi bekleniyor, yaşamını iktidara borçlu olduğu söyleniyor. bugünün abd mantığı aşağı yukarı. değişen tek şey, aradan tanrı kavramının çıkartılması aslında. yani şöyle bir şey var, diyelim ki ikisi de kendi siyaseti adına insanları kandıracak. eskisi bunu doğrudan talep etmeye utanıyor ve tanrı adına istiyor. yenisi ise doğrudan istiyor bunu. yaşamını ben armağan ettim sana diyor. iktidarın bizzat kendisi tanrı oluyor burada. bu yapı daha korkunç.

    ne anlatmaya çalıştığım anlaşılabilmiş midir bilmiyorum ama çok karışık meseleler var, ayık olmak lazım.
37 entry daha