şükela:  tümü | bugün
36 entry daha
  • yeme krizleri ile belirgenleşen bir beden patolojisidir. bulimik hasta , sanki hiç dolmayacak bir boşluğu doldurmak istermişçesine bir yeme nöbeti yaşar. besinleri -yok etmek ister gibi- büyük bir hızla ve çiğnemeden yutar. sonra da aynı hız ve şiddetle dışarı çıkarır. boş yere dönen bir makine gibi sürekli dolar ve boşalır. bulimiklerdeki boşluk duygusu ruhsal dünyada da yaşanır. işe yaramazlık ve kendi duygularını tanımlada güçlük yemek nöbetiyle somatize edilir.

    freud, bulimia üzerinde çalışmasa da nevroz belirtileri arasında açlık nöbetlerinden biri olarak cinsel dürtünün yerine geçen zorlamalı davranışlardan bahseder. yine beslenme ile arzu arasında nasıl bir bağ kurulabileceği tartışmalıdır. freud'un kendini sakınma terminolojisi üzerinden gidersek eğer, cinsel etkinliğin öncelikle yaşamın korunmasına yönelik işlevden kaynağını aldığını görürüz. yemek sonrası yaşanan doyum cinsellik sonrası doyumu çağrıştırır, yani beslenme cinsellik için bir model oluşturur. ancak sonradan bu gereksinimleri doyuran anne memesinin yitimi ikisini birbirinden ayıracak arama ve keşfetme sürecini başlatacaktır. cinsel dürtünün otoerotikleşmesi çocuğun kendisine doyum sağlayan kayıp memeyi arama sürecine girmesi ve zihninde bu doyumu tasarımlamasının sonucudur.

    burada, bulimiklerin arzunun cinsel nesnesini gereksinimin nesnesinin yerine koydukları tespiti yapılabilir. çünkü çocuk gereksinimin doğurduğu gerginliği bir başkasının yardımıyla giderebilir. bundan sonra doyum, onu sağlayan nesnenin ve gerilimin boşalmasını sağlayan refleks harekeitne bağlanacaktır. açlık yeniden ortaya çıktığında daha önce doyum sağlanmış olan nesnenin imgesi yeniden gündeme gelir ve benimsenir. bu tepkinin yarattığı algılamayla arzu yerine getirilmiş olur. açlığın yarattığı uyarımdan algının bütünüyle benimsenmesine giden yol arzunun gerçekleştirilmesinin en kısa yoludur. çocuk arzuyu varsanıyla sonlandırır. artık düşlemsel olarak üretilerek yeniden güncel hale getirilebildiği için nesnenin o anda orada var olmasına gerek yoktur. daha önce gerçek bir doyum sağlayan nesne yitirilmiş olsa da yitik simgeleştirme yapılabilir. işte bu noktada bulimia krizi, ilkel ruhsal aygıta özgü bu kısa yolun canlandırılması çabası olarak tanımlanabilir. bu yol, ruhsal aygıtın boşalmasına ve kendiliğin yitirilmesine yol açar. yani bir boşluk sorunsalına.

    ikinci saptama da davranışlarda duygusallığın ön plana alınmasının ve bunun giderek "kendiliğinden" hale gelmesinin, düşünce karşıtı etkinliğin önemini arttırmasına neden olduğudur. öyleyse sorun yitik nesnenin simgeleştirilmesidir. bu da bulimia'nı depresyonla ilgili olduğunu düşündürür ancak zevk ilkesinin gerçekliğin önüne geçmektedir. öyleyse bulimia'ya yas tutmanın başarılamadığı bir patoloji demek daha doğru olacaktır. çünkü nesne yitimine dayanmayı sağlayacak iç nesne yaratılamamıştır. bu yüzden, yitimin yarattığı kaygı bir felaket olarak yaşanır. öyleyse annenin bebeğe yeterince eşlik edemediği durumlarda dış nesne eksik bırakılmış dolayısıyla tam yitirilememiş ve iç nesne yaratılamamıştır. yitirilen bu tam olmayan-nesneye yatırım çok yoğun ve özlem dolu olduğundan ortadan kaldırılamaz. bu durumda, nesnenin dış gerçekliğine bağımlı bir işleyiş gelişecek ve iyi olanı sindirmek, kötü olanı atmak gibi ilkel savunmalar ön plana çıkacaktır. tüm bu duygulanım, çocuğun anne-baba üzerinden geliştirdiği hayala kırıklığına uğramış dileklerinin yarattığı çatlaklarda gelişim gösterecektir.

    ileride bulimik çocuk, anne-babanın yapamadıklarını yapmakla kendini görevlendirerek onların benliklerini ölümsüz kılacak bir anlamda kendinde yaşatmaya devam edecektir. ebeveynin olanaksız yasını içselleştirerek bir anlamda onları depresyondan korumaya çalışacaktır. böylece çocuk bulimia nöbetlerinden sonra yaşanan utanç duygusuyla kendini gösteren zorba bir benlik ideali geliştirecektir.
55 entry daha