şükela:  tümü | bugün
23 entry daha
  • ...fontainebleau’da valvins’i bulmak pek güç olmadı. vâkıa fransızlar da yol tarif ederken bizimkilerden pek farklı değiller. "dosdoğru gidiniz,","istasyonun yanından sola sapınız", diye verdikleri sağlıklar, hepsi yanlıştı. fakat yer yakındı. köşkün önünden ve çarşıdan ayrılır ayrılmaz ancak bir iki dakikalık bir yol ve bir dönemeç; hemen arkasından mallarme’nin karısıyla, kızıyla, küçük atlı arabasında üzerinden o kadar çok geçtiği köprü yahut onun yerine yapılanı karşınıza çıkıveriyor. asıl güçlük evi bulmada oldu. kime sorduksa "mallarme mi?.. bilmiyorum" diyor ve tenis raketini sallıyarak, yahut oltasını koltuğunun altına biraz daha sıkı yerleştirerek acele acele yoluna devam ediyordu. nihayet babası mallarme’yi çok seven genç bir liseli bizi evin önüne kadar götürdü. meğer nehir boyunca giden caddenin üzerinde ve bizim arabamızı bıraktığımız yerden yirmi, otuz adım ötede imiş. belli ki nehir kıyısındaki sandal ve motorlar ve karşıdan bütün saltanatıyla inen orman dikkatimizi çelmişti. vaktiyle mallarme’nin küçük yelkenlisi şüphesiz bu kıyıda, bu sandalların yanı başında bir yerde bağlıydı.

    ev küçük ve dar cepheli. zihnimizdeki niçin hayatımdaki demiyorum sanki? çehresiyle şâir mallarme’den ziyade devrin maarif nâzırlarına şimdi okurken insanın gözüne yaş getiren o mütevazı istidaları yazan orta mektep hocasına yakışacak gibi, kapısının üstünde tunç bir kabartma ve bir de levha. fakat küçük bahçedeki ağaçlar örtüyor. geçen harpte bir bombadan çok zedelenmiş olduğu için cephe hemen hemen yeniden ve betonla yapılmış. yazık ki yeni sahipleri veya kiracıları bizi içeriye almadı. sarışın bir kız amerikalı veya ingiliz bütün ricalarımıza karşı başını salladı, sonra da küçük bahçenin kapısını arkamızdan kapadı. halbuki bu kapıdan girmeyi, çalıştığı, notlarını sakladığı küçük odayı görmeği ne kadar isterdim. mallarme bu küçük evde genç valery’ye "bir zar atışı..."nın matbaadan yeni gelen provalarını göstermiş ve baskı için düşündüklerini anlatmış. bunlar senelerdir o kadar beraberlerinde olduğum, adeta hayatım boyunca yaşadığım şeyler ki...

    mallarme, bu evde bir eylül sabahı (1898), beklenmedik bir anda, hem de doktoruyla konuşurken boğazındaki bir spazm yüzünden birdenbire ölür. kızı genevieve, valery’ye telgrafla haber verir: babam öldü. valery de etrafa ve tanıdıklarına telgraf çeker. bu iki şâirin birbirine bağlılığı bu asırbaşının en güzel masallarından biridir. cenaze günü, şimdi parmaklığından baktığımız bu bahçede heredia, henri de regnier ve birkaç dost ve valery toplanmışlardı. o zaman valery bu şöhretlerin yanında çok gençti ve edebiyatı hemen hemen bırakmış gibiydi. fakat şahsiyetiyle kendisini kabul ettirmişti. büyük bir saltanatın gurbette yaşayan tek vârisi gibiydi.

    bir kedi, sade sevilme ihtiyacı ve sokulganlık, kapının pervazına sürtünerek nazlı ve ısrarlı miyavlıyor. onu seyrederken, kendisine dair hafızamın toparladığı bilgilerden çok başka ve canlı şekilde bu evin asıl sahibiyle karşılaştığımı sanıyorum. mallarme kedileri severdi. tek başına bu evde kaldığı bir mevsim, kızına yazdığı mektuplarda, kedisinin çapkınlıklarını âdeta mühim havadisler gibi anlatır. huet’ye verdiği o meşhur mülâkatta kedisinden uzun uzadıya bahseder.

    evin duvarına dayanarak şehre, karşı kıyıda suya sarkan ağaçlara, uzakta sonsuz uzanan ormana bakıyoruz. bunlar şâirin her gün hayatına karışan manzaralardı. bu rüya prensi tabiata bağlıydı. "büyük bir parkım da olsa kapının önündeki sırada oturmayı tercih ederim." (hafızadan). bu hissi ne kadar iyi anlıyorum. şüphesiz ölümü ânında iç ve dış âleme o kadar güzel bakmasını bilen gözlerinde son sarsılan şey bu manzara idi. valery, m.teste’ine senelerden sonra ilâve ettiği parçalardan birinde "biraz sonra bir görüş tarzı sona erecek!" derken, belki de ustasının bu âni ölümünden duyduğu ıztırabın ötesindeki şeyi, asıl dramın uyandırdığı düşünceyi, yani asıl ıztırabın kendisini anlatıyordu. çünkü mallarme her şeyden evvel bir görüş tarzıydı.

    tanpınar (cumhuriyet, 20 nisan 1958, nr. 12119)
26 entry daha