şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • oh güzel mavi tuna. iki tanedir bunlar. 1.si baba, 2. oğul. ben oğul strauss için bir şeyler söylemek gerektiğine inanıyorum. çünkü babanın bir eseri dışında dinleyebileceğimiz çalışması yok denecek kadar az. şimdi efendim,
    uzun yıllar oğul babadan korkuyor. ondan gizli müzik yapıyor. müziğe babasından gizli aldığı keman dersleriyle başlıyor 2. strauss. daha sonra gene babasından gizli olarak bir restoranda kendi orkestrası ile sanat hayatına atılıyor. nihayet baba, edebiyet alemine göçünce bizim oğlan babasının orkestrasını kendi orkestrasına ilhak eyliyor. süper valslerin sahibi yumurcak strauss baba eserlere imza atıyor arka arkaya.
    gerçi klasik müzik eksperlerince biraz piyasa malı gibi kalan strauss bir dönem görmezden gelinse de zaman ilerledikçe sanat dünyası içindeki ismini pekiştirecek yerini sağlama alacaktı. tabi strauss asla bir bach değil, chopin değil ne biliym, beethoven değil. ama valslerini dinledikçe sanki o şaşaalı dans salonlarına, balo salonlarına akıyorsunuz. yumuşak ezgisinin eşliğinde dalgalanıyor, coşuyorsunuz.
    bir dönem marşlar da bestelemiş. hele bir mısır marşı var ki türk müziği (acaba mehter mi ola) etkisinde kalmış gibi geldi bana.

    bu arada baba strauss için;

    (bkz: radetzky march) o da az değilmiş hani. ama mukadderat işte. emir büyük yerden, boynuz kulağı geçecek... geçti de.
22 entry daha