şükela:  tümü | bugün
6 entry daha
  • efenim, işin eksperi sayılmam ama güzel sanatlardan atılmış bir kişi olarak diyebilirim ki kavramsal sanat, arka plandaki kavramsallığın bilgisine nail olmayı gerektirdiğinden, üstelik kavram dediğimiz nane dille fazlasıyla iç içeliğinden dolayı demagojiye gayet müsait olduğundan, her laf cambazının her hangi bir nesneye uydurmasyonel bir sanatsallık iddiası yakıştırmasıyla oluşturulabilir bir sanattır. oysa ki kanaatimce sanatsallık "anlaşılan" değil "algılanan" bir etkidir. bir resme bakarsınız, o an beğenirsiniz yahut beğenmezsiniz. bir müziği duyarsınız, o an hoşunuza gider ya da gitmez. gördüğünüz yahut duyduğunuzun ötesinde bir bilgi gerektirmez. tıpkı tat gibi. (boşuna "bir tat, bir doku" dememişler). rembrand'ın resimleri güzeldir, beyoğlu sinemasının duvarlarındaki resimler kötüdür. bunu söyleyebilmek için ışıktı, perspektifti, kompozisyondu, boyanın kıvamıydı, açımlamak gerekmez. annemin yaptığı pilavın güzel, benim yaptığım pilavın kötü olduğunu söyleyebilmek için sadece tatmanın yeterli olması, tariflerimizin tetkik edilmesinin gerekmemesi gibi. evet, eminim ki sanat tarihini bilenler için adamın birinin yaptığı "taburenin üzerindeki tekerlek" ile ilk kez karşılaşmak, usta bir aşçının bakın çok acayip bişey yaptıcam diyerek yoğurtla kemalpaşa tatlısı yemesi kadar acayip, ilginç, cesurca ve keyif vericidir. ama eğer ki avrupa uygarlığı bir gün unutulur, on bin yıl sonraki bambaşka bir uygarlık toprağın altından bir avrupa sanat tarihi kitabı bulup çıkarır, eminim ki ilgilenecekleri eser tekerlekli tabure olmayacaktır, daha insana dair, duygulara, yaşantılara dair eserler olacaktır. peki o uygarlık da batarsa, uzaylılar bişeyler bulurlarsa? ve hatta dünyaya meteor çarparsa, güneş patlarsa, her şey yokolursa nolacaktır? o vakit sanata da koyayım kavrama da sevgili sözlük okuyucuları, size bişey olmasın.
36 entry daha