şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • kadıköy'de geçen gün iki yarım balık istememizle başladı garson olacak ayarsızın tavırlarına tanık olma maceramız.
    iki yarım kokoreç geldi, "bunlar ne biz kokoreç istemedik, balık istedik" dedim bu gevşek de "yok hayır iki yarım dediniz balık diye belirtmediniz" dedi. e bu durumda kokoreç diye de belirtmemişiz di mi. yok ama neymiş iki yarım dedin mi kokoreç olurmuş o, balık diye belirtmemiz gerekiyormuş. o zaman iki yarım isteyen müşteriye kokoreç mi balık mı diye sormanız gerekiyor di mi kardeşim? ilk gidişim de değil iki balık derim hep kokoreçini sevmem. ama balık demiştim yahu diye diretmenin manasızlığını, adamın hal hareketini görünce anlamıştım.
    evet olabilirmiş ama balık diye belirtmemişim. bak şimdi ilk cümleden sonra geri götürmesi gerekirken tepende dikilmiş cevap yetiştiriyor. hani bekliyor ki tamam neyse ver deyip kabul edicez getirdiğini. etmedik tabi.
    ondan sonra inadına yapar gibi bizden sonra gelenler balık alabilmelerine rağmen 15dk.dan fazla süre bekledik iki yarım yiyebilmek için. resmen gözümün içine baka baka her işaret ettiğimde, ha tamam pardon getiriyorum işaretleriyle oyaladı aymaz herif.

    bir de kokoreçi itelemeye çalışırkenki üslubu için ne bu azarlar gibi konuşmalar dediğimde "yaa yok tabi olur mu öyle şey efendim" diyor ama suratta ki siklemez ifadeyi görecen. ağzından çıkanla, ses tonu ve surat ifadesi tam bir oksimoron örneği.
    haftada bir iki uğrardım ona da gerek kalmadı.
12 entry daha