şükela:  tümü | bugün
16 entry daha
  • kıdem tazminatı fonunun akp'nin bir başarısı olduğunu, sosyal demokratların beceremediğini söylemeden önce belki de kıdem tazminatı fonunun allanıp pullanıp lanse edilmiş şekline değil, gerçek içeriğine ve fon ne kadar sağlam bir yapılanmada düzenlenirse düzenlensin uygulamada mevcut ve meydana gelecek sorunlara bakmak gerekir.

    işveren tarafından bakacak olursak; işveren, kıdem tazminatını bireysel olarak öderken bu fon ile her ay her işçisi için ayrı ayrı prim ödemek zorunda kalacaktır ki bunun maliyeti de oldukça yüksek olacaktır. ücret açısından kıdem tazminatında tavan uygulaması vardır yani çalışanın ücreti ne kadar olursa olsun kıdem tazminatı alırken yapılacak hesaplamada ücret tavan ücreti geçemeyecektir ki bu da uygulamada işverenin ödeme miktarını düşürmektedir.

    ayrıca ülkemizde gerçek ücretten sigorta primi yatan işçi sayısı %20 civarındadır, geriye kalan %80'in büyük bir kısmının sigorta primleri asgari ücretten, küçük bir kısmının ise asgari ücretten bir miktar fazla yatırılmaktadır.

    fesih sırasında ya da dava aşamasında ise çalışan "hizmet ve ücret tespiti davası" açmadığı sürece hiç kimse ya da hiçbir kurum neden gerçek ücretten sigorta priminin yatırılmadığını sormaz ancak fonun devrede olması durumunda ödemeler sgk sisteminde görülen ücretler üzerinden yapılacağından işçinin itirazı üzerine hem idari takip söz konusu olacaktır hem de işçi yine mahkemeye gidecek, yine masraf, faiz vs. binecektir alacak üzerine.

    bir de şunu belirtmek gerekir ki sadece kıdem tazminatı için dava açan işçi sayısı çok azdır, çoğunluk kıdem, ihbar, fazla mesai, yıllık izin, resmi bayram ve genel tatil çalışmaları vs. gibi bütün işçilik alacaklarını talep etmek için dava açmaktadır. zaten geriye kalan alacaklar için dava açacak olan işçi büyük ihtimalle fondan aldığı kıdem tazminatının da gerçek ücretten olmadığını iddia edecek ve mahkemeler fondan yapılan ödemeyi hesaplanan tazminat miktarından mahsup edip kalan kısmını işverene ödetecektir. bu da yine masraf ve faiz demektir.

    işçiler açısından baktığımızda ise durum çok daha vahimdir. gazetelerde "çalışana müjde" manşetiyle çıksa da işçilerin lehine bir düzenleme değildir.

    öncelikle ücret konusuna yukarıda değinmiştim, işçi gerçek alacağını alamayacaktır ve yine mahkeme yoluna gitmek zorunda kalacaktır.

    ikincisi işçinin bir yıllık çalışması karşılığında bir aylık giydirilmiş brüt ücret üzerinden kıdem tazminatı alması söz konusu iken tasarıda bunun çıplak brüt ücret üzerinden ve 13 gün karşılığı ücrete düşürülmüş şekli ile ödenmesi yer alıyor. dolayısıyla işçi gerçek ücret üzerinden ya da değil her halükarda şu andaki uygulamada alacağından çok daha az kıdem tazminatı alacaktır.

    işsizlik ödeneğinde olduğu gibi bu ödemelerde de birçok şekilde yokuşa sürülecek ve fon ödeme yapmamak üzerine kurulu olacaktır.

    10 yıl boyunca tazminatını talep etmeyen işçinin tazminat hakkı fonda kalacaktır ki bu durum mezarda emeklilik uygulaması olan ülkemiz için açıklanabilir değildir.

    evlilik, askerlik durumlarında özel olarak düzenlenen kıdem tazminatı hakkı ortadan kaldırılmaktadır ki evlilik sebebiyle feshin kaldırılması belki açıklanabilir ancak zorunlu askerlik sebebiyle işten çıkan çalışana kıdem tazminatı ödenmemesi da açıklanabilir değildir.

    işten çıkartılan işçiye tazminat ödemesi de öngörülmüyor yasada. bu da bir taraftan işe iade davaları ile iş güvencesini getirirken diğer taraftan patronun üzerindeki kıdem tazminatı baskısını ortadan kaldıracak.

    fon bütçeye dahil edilmeyerek güvence altına alınmış ancak buna rağmen fonun içindeki paranın nerelerde nasıl kullanılacağından kimsenin haberi olmayacak.

    sonuç olarak kıdem tazminatı fonu işveren maliyet, işçiye eziyet, hükümete nimettir...

    nihayetinde eklemek isterim ki; kıdem tazminatı bir hocamızın deyimiyle "çalışanın amortisman payıdır ve hiçbir şekilde işçinin bundan mahrum edilmemesi gerekir"
96 entry daha