şükela:  tümü | bugün
8 entry daha
  • acemoğlu ve robinson'ın tezine göre adil ekonomik kurumlar ve fırsatlar, kapsayıcı ve çoğulcu siyasi kurumların oluşumuna ön ayak oluyor. diyebiliriz ki teşebbüsün önünde büyük bariyerler olmadığında ve devlet yenilikçiliği desteklediğinde, ekonomik kazanç getiren yenilikçi ürünler pazara daha rahat girebiliyor, bunlardan kaynaklanan ekonomik canlılığın ve hareketliliğin etkilediği toplumsal kesimler genişliyor ve güçleniyor, nihayetinde temsilde hak ve eşitlik arayışı başlıyor.

    yaman törüner’in tertemiz özetinin gösterdiği gibi bizdeki genel ekonomik vaziyet fena: http://ekonomi.milliyet.com.tr/…1773737/default.htm

    big mac endeksi gibi fantastik çabaları göz önüne alırsak, ekonominin genel durumunu değerlendirmek öyle kolay bir iş değil. ihracatın kilogram fiyatı gibi bazı parametreler fikir verebilir.

    biz günlük durumdan ziyade, ekonomide ne kadar eşit bir oyun sahası var, uzun vadede memlekete sınıf atlattırabilecek teşebbüsler bizim ekonomimizde filizlenebilir mi ona bakalım.

    bilimsel ve teknik araştırmaları sınıflandıran, pasteur’s quadrant denilen bir notasyon var: http://openeducationresearch.org/…adrant-gliffy.png

    biz pasteur gibi değil, edison gibi çalışıyoruz. bunun bir nedeni, temel bilimdeki büyük yetersizliğimiz. bohr gibi çalışanımız olmadığı için, edison’dan pasteur’e geçiş yapamıyoruz.

    oysa elin oğlunun yetişmiş temel bilimcilerinin yanında bir de darpa yaklaşımı var. sanayi ve üniversiteden seçilip en fazla beş yıl süreyle bir araya getirilen bağımsız araştırmacılar, 20 yıllık bir vadede uygulamaya geçirileceği öngören pasteur ve bohr tipi araştırmaları yürütüyor. üstelik bu çabanın maliyeti, amerikan ekonomisi için ihmal edilebilecek kadar az: yaklaşık 200 civarında projenin yıllık ortalama bütçesi 3 milyar dolar.

    hükümetten çok hükümet övücülerin övündüğü hedef 2023 vizyonu, cari açığa acil derman baskısı altında edison tipi araştırma ağırlıklı. bohr ve pasteur tipi araştırmalara kapı kapanmamış olsa da, zaten çok yeterli olmayan araştırmacı-girişimci havuzumuzdan bu tipte nitelikli çıktı elde etmek için daha kararlı ve net bir vizyon ve daha fazla kaynak gerekli.

    dünyada ar-ge destekleriyle ilgili şuradaki veriler biraz eski, şu anki ar-ge bütçemiz zannediyorum %1’den biraz fazla. yüzde olarak da, toplam tutar olarak da son derece zayıf. gelişmiş ülkelerden daha fazla, daha kapsamlı ar-ge destekleri olması gerekirken, onlarınki kadar bile değil. amerika’da ikinci dünya savaşı dönemlerinde, sırf radar geliştirmek için görevlendirilen araştırmacı sayısı, neredeyse bugün türkiye’de savunma sanayiinde çalışan toplam mühendis sayısından çok. savaş halindeki bir süper güçle biz elbette bir olmayız fakat geçmişteki bu vizyon ve kaynak orantısızlığı, bugün de aşağı yukarı paralel şekilde devam ediyor.

    yalnız şunu da eklemek lazım ki, bugünkü destek ve teşvik yapısı bile tam verimle kullanılamıyor. nüfusumuz genç fakat buna rağmen nitelikli insan kaynağı ve ufku geniş müteşebbis-sanayici sıkıntısı var. bu durumun sebebiyle ilgili yaygın kanı, temel ve üniversite eğitimimizin yetersiz olmasıdır herhalde. fakat bizde serbest piyasanın, kapitalist düzenin çok geç oluşmasının da bu işte bir payı olabilir. neredeyse iki yüz yıldır iyi fikirlerin ve ürünlerin devasa şirketlere dönüşüne tanıklık etmiş, kapitalizmin beşiği toplumlarla, gördüğü en büyük kapitalistler devlet destekli büyümüş sabancılar koçlar olan bizlerin teşebbüs algısı aynı olmaz.

    onlarda gates, jobs, zuckerberg olamadıysan hiçsin var, get rich or die tryin’ var: http://www.waitbutwhy.com/…yuppies-are-unhappy.html

    çünkü onlara göre mükemmel bir ekosistemde filizlenememenin tek sebebi bireysel yetersizlik. bizde success is my only motherfucking option, failure’s not yok, kanaatkarlık var. kpss çılgınlığı var.

    hatta ilginç bir şekilde, eğlence sektöründen zengin olmuş cem yılmaz’a ve -hiç hazzetmediğim- acun ilıcalı’ya daha çok alt sınıf özenirken; okumuş orta üst sınıf bunlara kızıyor ve toplumda bozulmaya yol açan kolay yoldan köşe olma erdemsizliğinin mesihleri olarak bunları kınıyor. çünkü hizmetleri faydasız.

    oysa abdurrahman çelebi dolu çok faydalı reel sektörümüz, ondan iş alıp buna yaptırayım, çin’den getirip etiket bastırayımcı tokatçıdan geçilmiyor.

    bu toplumsal algıyla bağlantılı olarak, girişim ve yatırım kültürü eksikliklerimiz de çok. yatırımcıların neredeyse tek kriteri, bir şirkete yapılan yatırımın bir yıllık mevduattan çok para getirip getirmeyeceği. tübitak ve kosgeb’in, teşvik ve destek sağladıkları projelerin nasıl ticarileştirilebileceğiyle ilgili neredeyse hiçbir fikri yok. görev tanımları net olarak bunu kapsamadığından diyecek çok bir şey yok. ama bu eksiklik, iyi niyetli girişimcilerin bile geliştirilip satılacak mala değil, verilen hibeye odaklanmasına neden oluyor.

    ölçeği ne olursa olsun, sanayicinin en büyük sorunu finansman. çok sağlam diye günde beş vakit övmeyenin adam yerine konulmadığı bankacılık sistemimiz, reel sektörün finansmanında sıfır risk alıyor. eh, o zaman sistem pek sağlam oluyor tabii de, reel sektörü büyütemeyen ekonominin nasıl gerçekten büyüyeceği sorusu ortada duruyor.

    fatih altaylı neredeyse ilk kez işe yarayarak, yabancı bankaların sanayiciye finansman sağlama konusunda yerlilere göre daha isteksiz olduğunu ortaya koyuyor: http://www.haberturk.com/…abanci-banka-fazla-olursa

    büyük sanayicilerimiz bile onlarca yıllık yatırımlarını kenara bırakıp, kolay rant olduğunu düşündükleri inşaat sektörüne giriyor:
    http://ekonomi.milliyet.com.tr/…1781508/default.htm
    http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/24983634.asp

    varı yoğu satıp betona gömdüğümüz yıllar da bir gün elbette bitecek. peki gidilebilecek istikamet ne olabilir?

    kayda değer bir çıktı üretebilecek yenilikçi yaklaşımı getirmek için sahip olunması gereken bilgi birikimi artıyor. işlem gücünün ucuzlayıp yayılması, doğrudan doğruya yenilikçiliğin maliyetini düşürmüyor. ama devrimsel nitelikte yenilikleri ortaya koyacak kaynağa sahip olmayanların da, böyle yeniliklerin farklı uygulama alanlarında yarattığı fırsatlarla yapay icatlar ortaya koyması ve bunlardan dolaylı fayda sağlaması mümkün.

    bir örnek olarak 3b yazıcıları ele alabiliriz. son yıllarda ortaya çıkmış en yenilikçi ürün diyebiliriz, üretim paradigmasını değiştirmek için büyük potansiyeli var. 1000 dolara kadar düşen fiyatlarıyla son derece ulaşılabilir hale gelen bu üretim aracını biz geliştirmedik ama, bununla bir şeyler yapabilmeyi finanse edebiliriz.

    bizim gibi zayıf memleketler ve küçük firmalar için, maliyeti düşürerek niş pazarlara hitap eden ileri teknoloji ürünleri daha geniş pazarlara açma yöntemi de gözlemleniyor ve tavsiye ediliyor.
116 entry daha