şükela:  tümü | bugün
64 entry daha
  • tennessee williams oyunundan uyarlanan 1951 yapımı elia kazan filmi. hem de ne film...

    --- spoiler ---

    marlon brando öyle şahane bi iş çıkarmıştır ki, canlandırdığı karakterden nefret etmemek elde değil. kültürsüz, eğitimsiz, kaba, umursamaz, duyarsız bir kazma... şahan gökbakar ve şafak sezer gibi kötü oyuncuların, onları bildik bileli canlandırdıkları odun karakterlerinin, espri yapmak için kendisini zorlamayan ve yakışıklı olan versiyonu diyebiliriz sanırım stanley için. tabii bu noktada, oyunculuk parametresinin değerlendirmeye alınmadığını; salt karakter üzerinden karşılaştırma yapıldığını söylememe gerek yok sanırım.

    ortaya kesinlikle kült bir karakter çıkmış; öyle ki, brando'nun stanley karakteri, sadece yemek yerken parmaklarını yalamak ya da bir kadının çantasını açıp, kıyafetlerini dağıtmak, bazen vurup kırmak ve hatta kolaylıkla şiddete meyletmek gibi asgari nezakete bile sahip olmayan davranışlara sahip bir hanzoyu yansıtmaktan ziyade; toplumsal bir çatışmanın üzerine gitmiş ve sınıf bilincinin farkında olan, günlük yaşam pratiğine sahip güçlü birey ile, bu mefhumu çoktan kaybetmiş ve hayal aleminde gezen güçsüz bireyin, sonucun aşikar olduğu bir savaşa girmeleri ve savaşın beklendiği gibi sona ererek, basitliğin zarafeti yenmesini anlatmış gibi geldi bana.

    tabii ki tüm bunları sadece brando'ya mal edemeyiz; zira vivien leigh'in muhteşem performansı film boyunca hiç azalmak bilmedi ve blanche karakteriyle, "benim anladığım kadarıyla" yukarıda anlatılanların tümünü yansıtmada kilit rol oynadı. brando'nun üzerinde daha fazla durmuş olmam ise, en iyi kadın, en iyi yardımcı kadın ve en iyi yardımcı erkek ödüllerini toplayan bu şahaserin eli boşta kalanının, akademi tarafından en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görülmeyen marlon brando olmasıdır ki, oscar ödüllerini ciddiye almamak için sayamayacağım kadar çok olan sebeplerin arasına bir çizik daha atmıştır bu kararıyla akademi.

    blanche dubois'nın ürkekliği, kırılganlığı, hayalinde kendine alternatif bir hayat kurmuş olması, geçmişten bir türlü kopamaması ve hatta kopmaya çalıştıkça, yaşamını büsbütün alt üst etmesi de vivien leigh tarafından yine çok üst seviyede bir oyunculukla canlandırılmış. yükses ses, kavga, gürültü, kısacası sokağa dair olan her şey, onda öylesine bir tiksinti yaratıyor ki; tıpkı ismi gibi bembeyaz bir ormana götürmek istiyor insan gözlerine bakıp, içine düştüğü dehşetin farkına vardığında. bir türlü yeni yaşamını kabullenemeyen bu sofistike kadının tek istediği, el değmemiş, sessiz, huzurlu ve biraz da şiirsel, beyaz bir orman aslında. stanley'nin temsil ettiği her şeyden öylesine nefret ediyor ki, şu cümleyi kurarken yüzü öfkeden kıpkırmızı oluyor: "deliberate cruelty is not forgivable!"

    son olarak, tıpkı cat on a hot tin roof'da olduğu gibi, yine bir tennessee williams uyarlamasında sansürle karşılaşıyoruz ki, sanırım stella'nın hastanede kaldığı gece, stanley'nin blanche'a tecavüz ettiğini anlamak için alim olmaya gerek yok. tecavüzle beraber, blanche'ın hayata tutunmak için elinde kalan son gücünün de tükendiğini ve o zarif yaseminin artık dalından tamamıyla koparıldığını görürüz ki, aslında hayatının son döneminde yaşadıklarından sonra yabancılara zerre kadar güvenmek için hiçbir gerekçesi olmamasına rağmen, onu hastaneye yatırmak için eve gelen doktorun koluna girdiğinde kurduğu cümleden gerçeklik kavramını tamamen yitirdiğini teyit ederiz: "i have always depended on the kindness of strangers."

    --- spoiler ---
33 entry daha