şükela:  tümü | bugün
27 entry daha
  • esasen iki bill evans var; hayır-hayır, piyanist ve saksofoncu olarak değil bu "ikiye ayırma". piyanist, duayen piyanist bill evans'ın hayatının iki döneminden bahsedeceğim kısaca. bıçakla ayrılmış gibi keskin sınırları olmasa da bence farklı olan bir şeyler var ve bu beni yerle yeksân ediyor.

    ben kısaca "sakalsız ve sakallı" olarak ikiye ayırıyorum.

    sakalsız bill evans; henüz yirmilerinin ortalarında bop gruplarında çalmaya başlarken kendi üçlülerini kurmayı ihmal etmemiş, yer yer bluesy çalarken nice klasikçilerde olmayan eşsiz tuşesini hafif hafif ön plana çıkaran, romantik bir genç adam. bir parça melankoli de var içinde, ancak derinlerde değil henüz. saçlar bol briyantinle geriye yatırılmış ve sinek-kaydı tıraş olunmuş. oliver nelson'ın meşhur the blues and the abstract truth'ındaki güneşli bop kuşağının üzerindeki yağmur damlalarını oluşturduğu kısa anlar yahut sunday at the village vanguard'daki over-romantic finalleri gibi, nasıl tutkulu yürüyor..

    bir de 1972 ve sonrasında dikkatimi çeken, son sekiz yılı var bill evans'ın. "sakallı bill evans" diyorum o haline. otuz yıla yakın eroin kullanımıyla şişen ellerine rağmen kusursuz tuşesinin artık müziğe hakim olduğu, uzayan saç ve sakalının altında ceketinin vatkalarına dek uzanan gömlek yakalarıyla ölümcül ve kararlı bir küçük-tebessüm bırakarak çaldığı ölüm gibi bir dönem.

    eh, sevdiği kadının intiharını yaşamış, favori kontrbasçısını* henüz yirmi beşinde trafik kazasında kaybetmiş, gittikçe içe kapanmıştı bill evans. artık şarkılarının hiçbirinde güneş ışığı yoktu, koyu bordo güneşlikler öylesine sıkı kapatılmıştı ki, orada melankoli ve ölüm dışında hiçbir şey yoktu. standartlar da değişim gösteriyordu. on beş yıl önce gloria's step, waltz for debby vs. çalan evans artık minha ve django çalarak çıplak bir acı bütünü haline geldiğini vurgulamış ve son performansından iki hafta sonra, elli bir yaşında mide kanaması nedenli terk-i diyâr eylemişti.

    son dönem, yani "sakallı" dönemi huzurlu bir ölüm gibidir. keşke, onu sadece bu yüzden sevebilseydim.
17 entry daha

hesabın var mı? giriş yap