şükela:  tümü | bugün
1166 entry daha
  • sabahattin ali'nin bu kitabı yazmasına vesile olan esin veya ilham kaynağının munch'un tabloları olduğunu düşünüyorum hatta emin gibi bir şeyim. internette çok araştırdım ama bunla ilgili hiçbir yazıya rastlamadım. tam tersi bu kitabın bambaşka esin kaynaklarıyla ilgili olduğuna dair sabahattin ali'nin arkadaşına ait yazılar buldum. yine de, bir tek ben ve başka bir arkadaşımın sahip olduğu bu fikrin bunca yıl ilk defa bizim aklımıza gelmiş olması bir taraftan olanaksız ve narsistçe gelirken; bir taraftan da hiçbir somut kanıtım olmamasına rağmen (ne bir söz ne bir röportaj ne bir yazı) bunun doğruluğu gayet olanaklı gelmektedir. nedenine gelirsem -yazacaklarımın spoiler içereceği uyarısını vererek- şöyle anlatabilirim:

    arkadaşımla munch'un sergisine gittiğimde, önce uzun süre sergideki resimleri inceledim. munch'un portre resmi dışında 3 ana tablosu ve bu tabloların eskizleri vardı. bu 3 tablo the brooch. eva mudocci., madonna ve the scream tablolarıydı. uzun bir süre vakit geçirip, resimler hakkında düşünmeye başladıktan sonra bir anda kitabı okuduğumda kafamda canlandırdığım kürk mantolu madonna'nın görünüşünün, tablolardaki kadınların görünüşleriyle (yani eva mudocci ve madonna. zaten madonna ve eva mudocci de birbirine çok benzeyen 2 farklı kadın figürü) nerdeyse birebir aynı olduğunu fark ettim. kitabı okurken kafamda canlandırdığım beyaz tenli, ince, siyah uzun saçlı, solgun ve üzgün bir mizaca sahip kadın karşımdaki tablodaydı. tablonun ve kitaptaki kadın karakterin aynı isme sahip olması bana hiçbir çağrışım yapmaz ve bu resim ile kitap arasında hiçbir ilişki kurdurmazken, sadece gördüğüm resmin bana kitabı hatırlatması çok ilginç geldi. (sonradan aklımın bu oyununda benim hayal gücümün değil, sabahattin ali'nin tabloyu kusursuz tasvirinin etkili olduğunu anladım) burdan yola çıkarak bazı ortaklıklar kurmaya başladım. kitabı okuyalı 1 sene olmasına rağmen ortaklıkları kurmam zor olmadı:

    benim gibi kitaptaki erkek karakter de bir resim sergisindeydi. tablolara göz atarken, bir kadın portresi görüyor, o tabloya hayranlıkla saatlerce bakıyor ve onu hayatında tanıdığı ve gördüğü tüm kadınlarla bağdaştırıyordu. şaşırdım çünkü bu noktada munch'un madonna'sı meryem'den başkası aklıma gelmiyordu, yani hıristiyanlıkta en yüce kadın ve anne olarak kabul edilen figür. bu yüzden erkek karakter onu tüm kadınlarla bağdaştırıyordu. kitapta tabloyla ilgili dini göndermeler de olunca, bu düşüncem iyice pekişti. daha sonra kitaptaki erkek karakter hayran olduğu resmin, ressamın kendi portresi olduğunu görüyor ve ressama aşık oluyordu. aşık olduğu kürk mantolu madonna violin çalıyordu. işe bak munch'un portesini çizdiği eva mudoccisi de gerçek hayatta keman çalan bir sanatçıydı. üstelik karakterin tabloda anlattığı gibi yere doğru bakıyordu. uzun ve kabarık gür siyah saçları, çevrenin siyahlığıyla bütünleşip devasa bir koyuluğa dönüşüyordu, kürkün kadına verdiği heybet gibiydi. munch'un madonna'sında köşede duran cenin figürü ise, babasını hiç tanımamış olan isa'ydı. kürk mantolu madonna'nın çocuğu da tıpkı isa gibi babasını tanımayacaktı. kısacası kürk mantolu madonna karakteri, munch'un madonna'sının ve eva mudocci'sinin bir karışımıydı; bu tabloların içeriği ve hikayesi, sabahattin ali'de uyandırdığı duygular ve düşünceler, kitabının da hikayesini ve yapısını oluşturan bir zemindi.

    peki kitapta diğer ana karakter olan erkek karakter de mi bir tablodan esinlenilerek ortaya çıkmıştı? evet, muhtemel ki o da the scream'de çığlık atan insandı. bu sefer kitaptaki karakter değil, tablodaki çığlık bir karışımdı. bu çığlık, kitaptaki 2 farklı çığlığın karışımına karşılık geliyordu. ilki; etrafı yıllardır kendini anlamayan bir dünyayla çevrilmiş, artık nefes alamayacak duruma gelmiş, tüm duygu ve düşüncelerini içine atmış ve yaşadığı pişmanlıklardan dolayı içinde tuttuğu çığlıkları kimsenin duyamadığı erkek karakterin çığlığı, ikincisi de; bu erkek karakterin notlarına bakıp, geçmişini okuyunca tanık olacağımız, kürk mantolu madonna'dan çocuğu olduğunu öğrendiği sırada attığı çığlıktı. aslında iki farklı çığlık birbirine bağlanarak - iki çığlık arasında yıllar olmasına rağmen - karakteri hayatının sonuna kadar bırakmayacak, takip edecek, bitmeyen tek bir çığlık halini almıştı. kısacası, ilk attığı çığlığın hayatı boyunca bitmemesi, bir başka deyişle sabitlenmesi gibi, munch'un the scream'i de hep sabit bir şekilde bize bakarak duyamadığımız bir çığlık atıyordu. tıpkı erkek karakterin çevresine hayatı boyunca baktığı ve çığlık attığı gibi, the scream'deki insan da yüzünün aldığı şeklin aksine arkasındaki 2 kişinin duyamayacağı ve dönüp bakmayacakları kadar sessiz ve derin bir çığlık atıyordu bize (tablo ve kitap arasındaki benzerliği fark edene kadar, the scream'i hep gelmekte olan herkes için ortak bir felakatin sadece figürün fark ettiğini anladığımız bir resim veya hali hazırda olan bu herkes için ortak felaketin sadece figürün yaşadığını, hissettiğini gördüğümüz bir resim olarak yorumlamıştım). ve biz de çevredekiler gibi resimdeki figürün neden çığlık attığını anlamıyoruz. ta ki resimle kitap arasında bir ilişki kurana kadar.

    bu düşünceme veya iddiama katılınmasa da artık bu 3 tablonun bende uyandırdığı hisler, kürk mantolu madonna kitabıyla özdeşleşti. bu resimleri yorumlayışım bu kitap neticesinde değişmiş oldu. resimler yoruma açıktır, herhangi bir hikayeyle kolayca bağdaştırılabilir diyorsanız şunu söyleyebilirim. x kitabını okuyan kişi, o kitaba göre yorumlardı belki ama bu kadar ortak nokta bulabilir miydi, hiç sanmıyorum. net bir şekilde görüyorum ki sabahattin ali bu 3 tablodan sadece etkilenmemiş; sanki munch'un 3 ayrı tablosuna bakarken, kafasında kürk mantolu madonna'yı çoktan yazmış ve bitirmiş bile.

    munch 1863te değil de, daha geç doğup bu resimlerini 1943 yılından sonra yapsaydı; munch'un kürk mantolu madonna'nın yabancı bir dile çevirisine denk gelip ya da türkçe öğrenip, bir rastlantı sonucu kitabı okuduğunu düşünür hatta ve hatta sabahattin ali'yle arkadaş olduklarını ve kitabın hikayesini dinlediğini akıl eder ve kitaptan etkilenerek o resimleri yarattığını düşünürdüm.
1811 entry daha