şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • uğur mumcu, devlet-pkk ilişkisi üzerine bir kitap yazarken genelkurmay'la iletişime geçip "elimde tsk ile ilgili çok ciddi iddialara dair belgeler var. bu belgeleri yayınlamadan önce sizin de görüşünüzü almak isterim" demişti. iki gün sonra arabasıyla birlikte havaya uçtu (24 ocak 1993).

    elimde pkk ve hizbullah meselelerini kısa sürede çözecek çok önemli bilgiler var diyen dönemin jandarma genel komutanı orgeneral eşref bitlis'in uçağı, bu konuyla ilgili kalıcı adımlar atmak üzere ankara'dan diyarbakır'a gitmek için havalandıktan birkaç dakika sonra yere çakıldı (17 şubat 1993). mahkeme tarafından atanan bilirkişi heyetine başkanlık eden itü uçak mühendislerinden prof. dr. ahmet nuri yüksel'in açıklamasına göre olay kesinlikle kaza değil. fakat devlet bilirkişi heyetinin taşıdığı kuvvetli sabotaj şüphesinin rapora geçmesine dâhi izin vermedi.

    eşref bitlis'in yakın çalışma ekibinde yer alan, bölgede halka yakın durması ve devlet adına yapılan çeşitli uygulamalara karşı çıkmasıyla tanınan dönemin jandarma bölge komutanı tuğgeneral bahtiyar aydın ise birkaç ay sonra çatışma çıktı denilerek lice'ye gönderildi. aydın, lice'ye ulaştığında herhangi bir çatışmanın olmadığını gördü. fakat lice jandarma komando bölük komutanlığı’ndayken uzaktan yapılan tek bir atışla şehit edildi (22 ekim 1993). pkk lice'ye saldırdı denilerek ilçeye giriş çıkışlar güvenlik güçleri tarafından günlerce kapatıldı, tüm telefon hatları kesildi. olaylar yatıştığında ikisi asker onaltı kişi öldürülmüş ve lice yakılıp yıkılmıştı. aradan yirmi sene geçtiği halde lice'ye saldıranın pkk olduğuna dair en ufak bir delil halâ ortada yok. çatışmalarda öldürülen en üst rütbeli subay olması nedeniyle kendisine ciddi prestij sağlayacak olan bu suikastı pkk hiçbir zaman kabul etmedi. aydın'ın şehit edilmesinde kullanıldığı tespit edilen kanas keskin nişancı tüfeği bulunduktan kısa bir süre sonra tsk'nın elinde kayboldu.

    tunceli jandarma alay komutanı albay kazım çillioğlu: eşref bitlis'le birlikte 17 şubat'ta diyarbakır'a gitmeyi planlıyordu. fakat bitlis paşa'nın isteği üzerine kendi imkanlarıyla bölgeye iki gün önce geçti ve dolayısıyla kalkıştan hemen sonra düşen uçağa binmedi. eşref bitlis'in ölümünden birkaç ay sonra helikopterle başka bir göreve gitmek üzereyken son anda yerine yardımcısını gönderdi. helikopter düştü ve yardımcısı şehit oldu. bir yıl sonra diyarbakır jandarma lojmanlarında ölü bulundu (3 şubat 1994). askeri savcılık olaya intihar deyip kovuşturmaya gerek olmadığını belirtti. ailesine göre dindar bir insandı ve o gün oruç tutuyordu, yani intihar etmiş olması hiç inandırıcı değil. ailesinin tüm itirazlarına rağmen otopsi yapılmadı ve dosya süratle kapatıldı. albayın intihar ettiğini söyleyen devlet kurşunun parasını bile ailesinden tahsil etmekle yetindi. ölümünden 18 yıl sonra mezarı tekrar açıldı. yapılan otopside saç köklerinde arsenik, kaburgalarında kırık ve kürek kemiğinde kurşun deliği tespit edildi. "babam intihar etmedi, öldürüldü" diye ısrar eden oğlunun ise düzce il jandarma komutanlığı (bkz: veli küçük) tarafından gizlice dinlendiği ortaya çıktı.

    mardin jandarma alay komutanı albay rıdvan özden: 1994 kasım ayının sonunda resmi aracı tarandı. eşi pkk mı taradı diye sorduğunda, "deli misin, pkk’nın mardin’in merkezinde ne işi var?" yanıtını verdi. binlerce subay ve asker dururken jitem'le bağlantılı olduğu bilinen bir pkk itirafçısı özel koruması olarak görevlendirildi. ardından pkk'yla girdiği çatışmada alnından vurularak şehit edildiği söylendi (14 ağustos 1995). yıllar sonra mezarı açılıp otopsi yapıldığında ise alnından değil, kafatasının üst kısmından tabancayla vurulduğu görüldü. albayın diz çöktürüldükten sonra kafasına yukarıdan tabancayla ateş edilmek suretiyle infaz edilmiş olma ihtimali, albay ve korumaları ile açık arazide "tabanca" kullanarak çatışmaya giren pkk'lı ihtimalinden çok daha yüksek.

    jandarma kurmay binbaşı cem ersever: orgeneral eşref bitlis'in şüpheli ölümünden sonra mart 1993'te bu olayı protesto etmek için askerlikten istifa etti. bahtiyar aydın'ın öldürülmesinden iki gün sonra (24 ekim 1993) ise "güneydoğu anadolu'daki olayların gerçekleri türk milletinden gizleniyor" dedi ve mahkemeye bilgi vermek üzere ankara'ya gitti, ortadan kayboldu. birkaç gün sonra kendisinin ve iki arkadaşının cesetleri elleri arkadan bağlanmış, kafalarına birer kurşun sıkılmış vaziyette ankara'nın çeşitli jandarma bölgelerinde bulundu. failler tabii ki yine bulunamadı.

    gaffar okan: 24 ocak 2001 günü saat 17:00 sularında makam aracı ve kendisine eşlik eden bir koruma aracı ile birlikte diyarbakır emniyet müdürlüğünden valiliğe doğru seyir halindeydi. resmi raporlara göre 25-30 kişi olduğu tahmin edilen kimliği belirsiz(!) kişilerce şehrin göbeğinde pusuya düşürülerek açılan çapraz ateş sonucu olay yerinde şehit edildi. okkan'ı şehit eden 25-30 kişi ise yine resmi açıklamalara göre ellerindeki tam otomatik silahlarla şehrin göbeğinden buharlaşarak kayboldular.

    diyarbakır halkı gaffar okkan'ın öldürülmesi üzerine cenazenin olduğu gün kepenk kapattı ve şehrin sokaklarında protesto yürüyüşleri yapıldı. gaffar okkan'ın, uğur mumcu'nun ölüm yıldönümünde şehit edilmesi muhtemelen birilerine verilen bir mesajdı.

    uğur mumcu, eşref bitlis, bahtiyar aydın, gaffar okkan, adnan kahveci ve daha niceleri...

    hepsi de devletin kapalı, ceberut, derin, kural tanımaz, antidemokratik, sert, soğuk, insanları sadece tebaa olarak gören ve var olanı yok saymaya çalışan birimleriyle farklı meydanlarda mücadele ederken sırtlarından hançerlendiler.

    görünen o ki bu ülkeyi ve insanlarını gerçekten sevenler silivri'ye hiç gerek bile kalmadan çok önce kara toprağa tıkıldılar zaten. kurulduğunda en iyi ihtimalle iki yüz silahlı militanı olduğu söylenen pkk ise devletin yaklaşık otuz senelik mücadelesi(?) sonucunda seçimlerde üç milyona yakın oy alan toplumsal bir harekete dönüşmüş durumda. ah şu dış mihraklar...

    1990'larda terörle mücadele adı altında türkiye'de aslında neler olduğunu merak edenler için: #41210852
1 entry daha