şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • orhan veli'nin nahit fıratlı'ya yazdığı mektuplardan oluşan "yalnız seni arıyorum"u (yky, 2014) üzülerek okudum. yazılanlara bakılırsa, "orhan veli'nin 36 yıllık ömrünün en büyük sevdası" olmakla birlikte, öncelikle kocasını aldatan bir kadın var karşımızda. üstüne üstlük kendisine sırılsıklam tutulmuş orhan veli'yi avcunda oynatan, ona şımarıklık, haksızlık, terbiyesizlik eden, yalan söyleyen, bana geçmişimdeki iki "femme fatale" yaratığı (kişilik olarak ilkini, yaşanan ilişki olarak da ikincisini) anımsatan bu kadın neden herkesçe bunca yüceltilmiş kim bilir. evet, bilgisi, görgüsü... peki ya kişiliği?

    dahası, ben bu bayanın orhan veli'nin ölümünün en büyük sorumlusu olduğunu düşünüyorum, ozanın düştüğü çukuru açan dönemin ankara belediyesi, ya da onu çalıştığı tercüme bürosu'ndaki işinden ayrılmak durumunda bırakan eğitim bakanı şemsettin sirer sonra geliyor. öyle ya, intanbula taşındıktan sonra, beş parası olmadığı için nahit fıratlı'ya mektup atmaya sarıyer'den kent merkezine onca yolu yürüyen, bazan parasızlıktan mektubu bile atamayıp tel çeken, başından beri en büyük isteği birkaç günlüğüne de olsa ankara'ya gidip nahit fıratlı'yı görmek olan, ama parasızlığı yüzünden yerinden kıpırdayamayan ("vaziyetimi bir düşün. iki günden beri yağan yağmura ve soğuğa rağmen üstümde beyaz bir ceket var. pabucum yok, gömleğim yok, kravatım yok, pardösüm yok. bu kıyafetle ankara'ya gelebilir miyim?" – 2 ekim 1947 perşembe günlü mektuptan), üstelik durumunun bunca kötü olduğunu bn. fıratlı'ya bir türlü inandıramayan orhan veli (kadın kaprisli, inanmak istemiyor, adam ne yapsın!), büyük bir olasılıkla sevdiği kadını görmek üzere bir yolunu bulmuş da gitmiş belediye çukuruna düştüğü ankara'ya, yedi sekiz günlüğüne. cumhuriyet'in en değerli kafalarından birinin böyle bir nedenle, pisi pisine ölmüş olması üzücü değil de ne!

    öte yandan, orhan veli'nin ankara'dan intanbula taşındıktan sonra, 1947 yılının ocak ayında yazmaya başladığı bu mektuplardan benim anladığım, yoğun bir geçim sıkıntısı yaşamayacağı -yaşamadığı- ankara'dan nahit fıratlı'nın yüzünden kaçtığı, dolayısıyla da yaşamının bu nedenle altüst olduğu... örneğin o yılın yaz aylarında şöyle yazıyor orhan veli, benim bu kuşkumu doğrularcasına :

    "(...) hayatımın böyle bir istikamet alışında senin büyük bir payın olduğunu da kabul etmek lazım. seni tanımasaydım herhalde başka türlü bir insan olurdum. daha mı iyi olurdu bilmiyorum; ama herhalde daha az bedbaht olurdum. bunun niçin böyle olduğuna sen pek akıl erdiremezsin. çünkü kendinin benim hayatımda nasıl var olduğunu ve ne vakitten beri var olduğunu bilemezsin. ben evvela senin için bir eğlenceydim, ama sen benim için hiçbir zaman öyle olmadın." (s. 83)

    diyeceğim, bir vakit benim kafamda da yukarılarda bulunan nahit hanım imgesi, orhan veli'nin ona yazdığı mektupların ışığında, bambaşka bir görüntüyle yer değiştirdi. üzücü...

    ek 1 : duygularımın doğruluğunu sınamak için kendisinin orhan veli'ye yazdığı mektupları da okumak isterdim ya, şart da değil. "yalnız seni arıyorum"un sonuna eklenmiş olan "nahit hanım'ın orhan veli'ye gönderemediği" mektubun "edâ"sı bana yeterli ipucunu veriyor.

    ek 2 : filiz ali, "yok bi'şey, acımadı ki..." adlı anı kitabında (yky, 2017) şu sözlerle betimliyor nahit hanım'ı : "yandan ayırdığı ve veronica lake adlı hollywood yıldızı gibi bir gözünü kapatan açık renk saçlarını başının şuh bir hareketiyle geriye atan, daima dekoltesi iki göğsünün arasını gösteren 'v' yakalı elbiseler giyen bir kadın olarak hatırlıyorum nahit hanım'ı." (s. 41-42)

    *

    sonradan gelen önemli ekleme : haluk oral'ın 2015 yılının son aylarında yayımlanan kapsamlı kitabı "bir roman kahramanı orhan veli"den* öğrendiğimize göre değerli ozanımızın ölümüne yol açan beyin kanamasının nedeni ankara'da düştüğü çukur değilmiş.
9 entry daha