12979 entry daha
  • mesaj fasilitesi dikkatli kullanılması gereken site.

    --- bir ---
    sözlükte ilk yazmaya başladığımda, veri hatası içeren girdiler gördüğümde, yazarına bir mesaj gönderirdim. bunlar, gayet kısa ve nazik mesajlar olurdu. misal:

    "(#12345678) merhaba. bahsettiğiniz olayın tarihini 1561 olarak vermişsiniz; bu olay falanca olayla çok karıştırılır, doğrusu 1763 olmalı."

    hemen ilk mesajlardan ters tepkiler gelmeye başlayınca, bunun iyi bir fikir olmadığını anladım. zira, sözlük yazarları mealen, "sana ne ulan benim girdimden? doğrusunu biliyorsan sen yaz!" diyorlardı. bunun üzerine, çok gerekmedikçe hiç kimseye bu türden mesajlar atmamaya karar verdim.

    --- iki ---
    bunun dışında bir de, "bana mesaj atanlar" konusu var. (ekşi sözlük dışından bana ulaşan insanların emaileri de bu gruba dahil edilebilir.) şöyle ki, adamın/kızın biri bir girdimi (ya da yazımı) görüyor ve gayet nazik bir mesaj göndererek ilgili konuda yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyor ve fikir danışıyor.

    "bu gibi mesajlarda ne gibi bir sorun yaşanabilir ki?" diye düşünmek mümkün. ama bizim memleketimizde yaşanıyor.

    şöyle ki, enteresandır, bizim memleketimizde soru soran insanların ekserisinin zihninde sordukları sorunun bir cevabı zaten var. soru sormaktaki amaç ise, o cevabın doğruluğunu test etmek değil, o cevabın illa ki teyit edilmesini beklemek. bu teyit gelirse, ne mutlu. aynı nezaketle, "vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim" mealinde aynı derecede nazik bir mesaj geliyor. ancak, farklı bir cevap vermeye görün…

    yıllardır sayısız tecrübeyle sabittir ki, derhal öfkeleniyorlar. (nedenini hiç anlayamadım.) sadece bir mesaj önce gayet nazik ifadelerle yardım talep eden (ve aynı nezaketle cevap alan) insan gidiyor, onun yerine, (sanki ben onun kapısını çalıp işine karışmışım gibi) kaba-saba konuşan biri geliyor. (kabalık konusunda kız erkek de fark etmiyor.)

    --- üç ---
    bu tecrübeler üzerine, tanımadığım insanlarla email/mesaj/mention iletişimimi mümkün mertebe minimuma indirmeye çalıştım. cevap verdiğimde de, her zamankinden daha da formal bir üslubu tercih ettim. gerçi sessiz kalmakta zorlandığım durumlar hala olmuyor değil. sevdiğim, değer verdiğim insanlar hakkında yazılan yanlışlar bunun herhalde en büyük örneği.

    epey zaman önce yaşadığım bir diyalogu aktarayım: yazarın biri, sevan nişanyan başlığına, nişanyan'ın sit alanı üzerine kaçak inşaat yaptığını yazmış. böyle söyleyince, konunun detaylarını bilmeden ilgili girdiyi okuyanlar doğal olarak nişanyan'ın hazine arazisine ev yapıp oturduğunu düşünüyorlar. ben de bu kişiye mesaj attım, nişanyan'ın yaptığı bütün evlerin kendi tapulu arazisi üzerinde olduğunu kısaca izah ettim. bu kişi gayet saygılı cevaplar verdi. hatta, nişanyan evlerinde kaldığını, oranın hazine arazisi olmadığını zaten bildiğini söyledi. ama, yazdığı girdiyi değiştirme noktasında, nuh dedi peygamber demedi ve bin dereden su getirdi.

    bir insan neden bu kadar basit bir konuda dahi geri adım atamaz? neden hatasını kabullenmekte bu kadar zorlanır? hepsinden önemlisi, göz göre göre bir başka insanı itham etmeyi sürdürmeye nasıl razı olabilir?

    bu tavırları anlayamadığım gibi, bu soruların cevaplarını da bilemiyorum. ama bu süreçte şunu öğrendim ki, bu gibi durumlarda, asıl konu, kişinin "yaptığını fark ettiği hatayı düzeltmemesi" olmuyor. ne kadar acıdır ki, bu kimseler çoğu zaman daha işin başında ilgili metinleri yazarken yaptıkları haksızlıkların zaten farkındalar.

    en basit konularda dahi kolaylıkla birbimizi yememizde, bu hakkaniyet yoksunu tavrın da önemli bir payı olsa gerek. zira, doğrular ya da gerçekler bir yana, insanlara ve onların duygularına ve haklarına zerre saygı duymayan bir tavır adeta kültürümüzün bir parçası olmuş durumda.

    --- dört ---
    bu çirkin tecrübeler sonrasında, uzunca bir süre (bana açıktan hakaret edenler dahil) hiç kimseye (belki bazı kısa açıklamalar dışında) herhangi bir cevap yazmadım. şikayetçi de değilim. zira, yazacağım da ne olacak? o kişi de bana bir şeyler yazacak, sonra ben ona tekrar bir şeyler daha yazacağım. ve neticede muhtemelen hiç kimsenin fikri değişmeyeceği gibi, her iki taraf da ilk yazının ya da ilk cevabın verdiği rahatsızlığın daha da fazlasını hissedecek. (bunu, bu tür diyaloglardan hiç kimsenin zevk almadığı varsayımıyla söylüyorum.)

    gerçi uzun bir aradan sonra geçenlerde yine aynı hatayı işledim. çok da mühim değil, ama yaygın bir tavra örnek olduğu için onu da aktarayım:

    tanıdığım birinin bir vesileyle tavsiye ettiği bir yazarı takibe almıştım. sebebi, girdi yaptığı konulardan bir tanesinin benim için faydalı olmasıydı. ancak, bu kişinin girdileri sadece bu konu ile sınırlı değil. dolayısıyla, (sözlükte kategori fonksiyonu da bulunmadığından) mecburen diğer girdilerine de arada gözüm takılıyor. ilgili kişinin uzmanlık alanının dışında olan bu girdileri ise, ciddi hatalar içeriyor. tabii içersin, sorun değil. sanki diğer yazarların girdileri çok mu doğru? ya da, aransa benim yazdığım girdilerde hiç mi hata bulunmaz? elbette hiçbirimiz hatasız değiliz.

    ama ben (bir şekilde bir hata ederek) bu yazarın diğerleri gibi olmadığını, eleştiriye açık biri olduğunu düşündüm. bu konuda hata sadece bana ait de olmayabilir. zira, bu kişi, yazdıklarında, hem çalışkan hem de öğrenmeye açık biri olduğunu sıklıkla vurguluyor. dolayısıyla, içinden geldiğim dünya itibariyle iyi bildiğim (ticarete dair) bir konuda hatalı olduğunu belirten kısa bir şey yazdım. bir de, (hazır bu mesajı göndermişken), (1) uzmanı olduğu konudaki girdilerinde sürekli insanlara bilmeden konuştuklarını belirttiğini, (2) bu konuda haklı olduğunu, zira aynı branşta bir yüksek lisansım olduğu için onun haklı olduğunu görebildiğimi, (3) ancak kendisinin de ihtisası olmayan (siyaset gibi) konularda gayet rahat davranarak aynı tavrı sergilediğini söyledim.

    neticede anlaşamadık… ama sorun değil. herkesle her konuda anlaşmamız gerekmiyor. ama son olarak, bana "öğrenmeye açık" olduğunu söyledi ve hatalı girdilerini göstermemi istedi. bunun üzerine ben de daha sonra, yazdığı bir başka girdiye işaret ettim. bu girdi (kabaca) şu iddiada bulunuyordu: cari açık vermeyen (çin gibi) büyük ekonomiler internet özgürlüğünü sınırlayıp diktatörce uygulamalara gidebilirler, ama türkiye gibi küçük ve açık veren ekonomiler için böyle bir şey zordur.

    bu argüman üzerine sordum: abd'nin cari açığını kapaması durumunda amerikalılar internet üzerinde sınırlamalara gidilmesini (ya da diğer diktatörce uygulamaları) kabul ederler mi? yoksa sokaklara mı dökülürler?

    elbette bunlara ek olarak eleştirinin ötesinde hiçbir hakaretamiz ifade kullanmadım. (beni tanıyanlar ya da uzun süredir takip edenler için herhalde bunu belirtmeme zaten gerek yoktur.) yine de, gayet ters bir cevap aldım. (kabaca) önceki konuda da zaten kendisine cevap veremediğimi, şimdi bu yazdığımı da açıklamam gerektiğini söyledi. ben de haliyle oralı olmadım ve daha fazla bir şey yazamacağımı söyledim. zira, (şayet benim göremediğim bir nokta yoksa) ilgili girdideki hata açık.

    bunun üzerine, (1) boş konuştuğumu, (2) ben bilirimci olduğumu, (3) nick altımda yazanları okuyunca nasıl biri olduğumu anladığını, (4) kendi başlığımda yazanlara cevap veremeyince tutup onunla uğraştığımı, (5) benim daha fazla açıklama yapmayı reddeden bu tavrımın, kendini gerçekleştirememiş, özgüven yoksunu insanlara özgü olduğunu, (6) veriye dayanmadan onu suçladığımı, (6) boş beleş salladığımı, (7) kezban olduğumu, (8) dersime çalıştıktan sonra yeniden mesaj atarsa konuşabileceğimizi, çünkü öğrenmeye hala açık olduğunu yazdı.

    --- beş ---
    beni tanıyanlar bilir, ben böyle şeylere kızmıyorum. derdim de bu kişi değil. rumuzunu açıklamak ya da gidip nick altına abuk subuk şeyler yazmak da benim yapmak isteyeceğim türden şeyler değil. (hatta yolu açık olsun. ben yine gider faydalandığım girdilerini okur, diğerlerine ise mümkün mertebe tıklamamaya çalışırım.)

    beni üzen, türkiye'de yüksek lisanslı ya da beyaz yakalı olmakla övünen yüzbinlerce insanın cilasını biraz kazıdığınızda, bu gibi çirkin (ve hatta bazen de saldırgan) tavırlarla karşılaşmanın gayet sıradan olması. (sizden herhangi bir menfaati bulunmayan insanlara gayet küçük eleştirilerde bulunarak bu durumu test edebilirsiniz.)

    farkındayım, "türkiye'de" diyor ve bu tavrı sınırlandırıyorum. zira, (1) yetişkin hayatımın çoğunu türkiye dışında geçirdim (kırkıma gelmek üzereyim); (2) uzak doğusundan güney amerikasına, dünyanın pek çok yerini gezdim; (3) yıllarca, her memleketten öğrencilerin bulunduğu sınıflarda, siyaset (ve hatta islam) gibi tartışmaya, çekişmeye gayet müsait alanlarda dersler verdim; (4) ama bugüne dek türkiye'deki ile mukayese edilebilecek derecede bir kavgacılığa şahit olmak bir yana, doğru dürüst tek bir saygısızlığa dahi rastlamadım. (bugüne dek sadece tek bir türk öğrencim oldu ve ilgili dönemi, emaillerindeki tuhaf ifadeleri görmezlikten gelerek atlattım. şimdi siz söyleyin, ne düşüneyim?)

    hepsinden korkuncu da, bu tavırları normalize etmiş olduğumuz için yaptığımız işin çirkinliğinin farkına varamamamız. misal, ter kokusu içinde yaşamaya alıştığımız için, türkiye'ye gelince ter kokusundan çok rahatsız olan yabancıların sözlerine anlam veremememiz gibi bir şey bu. (bu gerçeği dile getiren yabancıların bunu bize hakaret etmek için yaptıklarını düşünmemiz ve onlara ağzımıza geleni söylememiz de bu noktada ayrıca düşündürücü olmalı.)

    --- altı ---
    dünyanın her yerinde nazik ve kaba insanlar bulunduğunu, kimi ülkelerde nazik, kimilerinde ise kaba insanlara daha çok tesadüf edildiğini söylersem, herhalde hiç kimse itiraz etmez. türkiye'de çok ezici bir çoğunluğun kaba olduğunu söylesem de, herhalde pek kimse itiraz etmez. çünkü, türkiye'de de herkes kabalıktan şikayetçi. (zira, kaba insanlar dahi, kabalıktan hoşlanmıyorlar!)

    ama herkes kabalıktan şikayetçi ise, kabalık nasıl bu kadar yaygın olabiliyor? belki de fazlasıyla empati yoksunu olduğumuz için, sadece başkalarının kabalıklarını görebiliyoruz.

    bu tavırlarımızın bize ne kadar zarar verdiğinin ve türkiye'yi nasıl bir cinnet ortamı haline getirdiğinin farkında mıyız? sadece vikipedi örneği dahi, geçimsiz ve kavgacı tavırlarımızın fikir dünyamızı ne denli kısırlaştırdığı konusunda bir fikir verebilmeli. bir düşünelim: türkçe wikipedia'nın birinci dünya muadilleri ile mukayese kabul etmeyecek denli başarısız olması, sadece eğitim sistemimizdeki sorunlar ve bilgi kavramına olan yabancılığımızın yanı sıra, (1) empati yoksunluğumuz (ve dolayısıyla ihtilaflı konularda karşı tarafın hassasiyetlerini anlayamamamız) ve (2) birlikte hareket ederek el birliğiyle bir eser ortaya çıkarmaktaki yetersizliğimiz ile de ilgili olabilir mi? (bkz: vikipedi/@derinsular)

    --- yedi ---
    ekşi sözlük'te niye yazdığımı daha önce kısaca izah etmiştim. (bkz: #38585500)

    özetle, burası benim için bir not defteri. ileride bunu yapabileceğim daha nezih bir ortam bulabilirsem, bütün yazdıklarımı alıp seve seve çekip gidebilirim.

    insanların burada (ve başka yerlerde) yazdıklarım hakkında ne düşündükleri çok umrumda değil. bu girdilerden hareketle (nick ve isim altıma ya da başka yerlere) neler yazdıkları da çok önemli değil. elbette pek çok yazar gibi ben de kendi başlığımı takip ediyorum. ama yazılanların çoğunu okuduğumu dahi söyleyemem. hızlıca göz gezdiriyorum; ve ne yazık ki mesaj/email yolu ile bana ulaşanların söylediklerinden çok farklı şeylere rastlamıyorum.

    bu türden mesajları ya da girdileri birkaç kategori altında toplamak mümkün. (1) birilerinin bana bunları "yazdırdığını" iddia edenler, (2) maddi menfaat saikiyle yazdığımı iddia edenler, (3) ikbal/makam planıyla (milletvekilliği vs.) hareket ettiğimi iddia edenler, (4) objektif görünümlü ama kasıtlı çarpıtmalarda bulunan yazılar yazdığımı iddia edenler, (5) hiç gerekçe aramayıp doğrudan hakaret edenler, alaya alanlar, ve saire.

    yıllar içinde, bu türden binlerce mesaj okursanız, daha ilk bir iki cümleden ilgili mesajın kategorisini ve yazarının tipolojisini anlamanız zor olmaz. (dahası, düzenli yazı yazanlar, daha yazıları yayınlanmadan dahi hangi tipolojideki okuyucudan hangi türden tepkiler alacaklarını zaten bilirler.)

    bu türden mesajlara, girdilere bir cevap vermek için ortada makul bir neden var mı? ya da, herşeyden önce, cevap verince makul bir iletişime girilebilecek türden insanlardan mı söz ediyoruz? yoksa, ekseriyetle bir rumuzun arkasına saklanan, kimliği belirsiz, kim bilir hangi delikte, hangi klavye başında öfkesini kusan tipler mi? (gerçi, 2012 yılında üst üste bir itham ile karşılaşınca bir cevap vermiştim (bkz: #29049284) ama gerçekten gerek var mıydı, bugün itibariyle o kadarından dahi emin değilim.)

    kaldı ki, yazılanların hatırı sayılır bir kısmı, (ithamkar ve hakaretamiz nitelikleri itibariyle) kişilik haklarımı da ihlal eden türden şeyler. böyle ithamların cevabı ise bir girdi ya da yazı ile yapılacak bir açıklamadan ziyade, mahkeme ile verilmeye daha müsait. dolayısıyla, ilgili sayfaları düzenli olarak kontrol edecek, iddia sahiplerinin ip numaralarını ve kimliklerini tespit ettirecek ve sorumluları mahkemelerde süründürecek bir avukat tutmak herhalde daha makul bir adım. bunu yapacak maddi imkanım da yok değil. ama bugüne dek böyle bir yola gitmedim. (şimdi biraz düşününce, ekran başına geçince maskesini çıkaran bazı karaktersiz kimselerin kimliğini ifşa etme adına biraz para harcamak, aslında hem faydalı hem de kendi kendisini zaten finanse edebilecek bir iş olabilir. hatta, böyle bir şey yapmak, türkiye özelinde bir kamu hizmeti bile sayılabilir.)

    --- sekiz ---
    böyle şeyler söyleyince, bütün bunlar, "üstten" ve "kendini çok önemseyen" bir tavrı mı yansıtıyor? (öyle diyenler çok olduğu için soruyorum.) bence hem evet, hem hayır.

    evet:
    - çünkü hakaretamiz, müstehzi ya da ithamkar şeyler yazanların gerçekten de aşağılık kimseler olduğunu ve eğitim seviyesi yüksek olanlar arasında dahi çoğunlukta olduklarını düşünüyorum. bu düşüncem her ne kadar genel olarak insanları aşağıladığım anlamına gelmese de, en azından bu karakterdeki kimselere üstten baktığım şeklinde yorumlanmaya müsait - ya da bu şekilde yorumlayanlara bir itirazım olmaz.

    ama, diğer yandan hayır:
    - çünkü, kendisini çok önemseyen, büyük egolu bir insan, yazdıklarından ötürü yıllarca elli türlü itham ve hakarete maruz kaldığı bir yerde herhalde hala yazıyor olmaz, ya da yazacaksa bile en azından kendisini savunma adına herhalde biraz daha ciddi bir çaba gösterirdi.

    --- son ---
    hakaretleri cevapsız bırakıyor olmamdan (ya da misliyle karşılık vermememden) övgüyle söz edenler insanlar da hep olageldi. ama ben onların bu övgülerini hak ettiğimi de düşünmüyorum. zira ben bu hakaretlere sabrediyor falan değilim. beni sadece kendi sözlerimin bağladığını düşünüyorum, hepsi bu. başkalarının sözleri ise, (benim hakkımda dahi olsa) herşeyden önce sahipleri hakkında bir fikir veriyor.

    gerçi kültürümüzde kötü söz sahibine aittir diye bir atasözümüz de yok değil, ama biz nedense bu şekilde düşünmeye pek alışık değiliz. bir insan bir başkasına ağza alınmayacak şeyler söyleyince, mahçup olması gerekenin bu sözleri söyleyen değil, "ayar verilen" kişi olduğunu düşünüyoruz.

    bu konuda övgüyü hak etmememin bir nedeni de, bir iki senede bir ancak uğradığım türkiye ve sözlük(çüler) dünyanın öbür ucundan, gözüme normal şartlarda olacağından daha önemsiz görünmesi olabilir. türkiye, benim hasbelkader doğup büyüdüğüm, ama dünyayı tanıdıkça giderek daha az sevdiğim ve uğradığım bir yer. (ama tabii keşke öyle olmasaydı.)
10684 entry daha