şükela:  tümü | bugün
313 entry daha
  • 2013 haziran ayında bir hafta kadar bulunduğum şehir. tuna manzarası mükemmel. kraliyet sarayına çıkıp ordan manzara izlenmeli. haziran ayında bile buz gibiydi. resmen donduk. tuna boyunda bir yürüyüş yapalım dedim ama içimize işledi soğuk. tedarikli gitmekte fayda var.

    eğer gurmeyseniz ya da en azından boğazınıza düşkünseniz gitmeniz gereken bir yer budapeşte. adamların turizm bakanlığı bünyesinde gastronomi daire başkanlığı var. böyle kibar, böyle eğitimli garsonları ben hiç bir yerde görmedim. çünkü bu konuyla ilgili özel bir çabaları var.

    pomo d'oro'ya gitmeden budapeşte'den dönülmemeli. mekan harika, hayatımda yediğim en güzel deniz ürünlerini burda yedim. işte bu da yemeye kıyamadığım anlarda çektiğim fotoğraf. limoncello içtim. garsonlar o kadar sempatik ki, bizimle ilgilenen garsonun vardiyası bitmiş, giderken vedalaşıp sizle arkadaşım ilgilenecek vb. dedi, resmen boynuna sarılıp gitme diye ağlayacaktım. gelen de bir o kadar kibardı o ayrı tabi. mekan bu

    biz pest tarafında radisson blu beke 'de kaldık. aslanlı köprüden yürüyerek karşıya geçtik, geçmeden süpermarketten bira aldık, içe içe yürüdük harika manzaraya karşı. teleferikimsi bir şeyle yukarı çıktık önce. buda tarafı da çok güzel gerçekten.

    artık turistik yerlerin gösterildiği kahverengi tabelayla gösterilen en iyi restoran olarak geçen gundel gerçekten görülmeye değer. biraz bütçe ayrılabilirse güzel bir tecrübe olabilir buraya gitmek. ama sınırlı bütçeyle interrail yapan ya da erasmusçu kardeşlerim bu kısmı geçebilir. zaten gastronomi diyarı olan budapeşte'nin en güzel restoranı. ama şarapsız menüleri bile 800 tl civarına geliyordu sanki, macarlar hala forint kullandıkları için net hatırlamıyorum. gundel'de keman çalan bir dayı önderliğinde güzel müzik yapan bir grup var, nerelisin diye sorduktan sonra ona göre şarkı çalıyorlar. bize üsküdara gideriken çaldı cancağızım, çok da güzel şarkı seçmiş. bir de biz kalabalık bir gruptuk, hepimizin yemekleri geldi, üzerleri şu zımbırtılarla kapalı, hani üks restoranlarda olanlar var ya. hepsi arkamıza geçip ikişer taneyi tuttu, deli gibi tıngırdatmaya başladılar. sonra bir anda hopaa deyip aynı anda kaldırdılar, güzel şovdu. yemek ucuz olsun diye küçük bir levrek yemiştim, cheesecake çok güzeldi bir de.

    ama gezdiğim yerler arasında çok iç çekerek hatırlayacağım bir yer değil budapeşte. italyan restoranları harika, pizza ve makarna mükemmel, manzarasına bayıldım. ama 3 gün yeterli bence gezmek için, çok ayrıntılı müze vb gezmek istemiyorsanız.

    didit: terör müzesini unuttuğuma inanamıyorum. kesinlikle küçümsenecek bir yer değil, hele de tarihe ufacık bir ilginiz varsa kesinlikle gidin. ama insanın yüreğinin kaldırmayacağı görüntüler var, kepçelerle kürülen ceset dağları gibi. hitlerin ve sovyetlerin macaristan'ı işgali esnasında yaşananlar, röportajlar, resimler ve her bölümde bulunan bilgi notlarıyla anlatılmış. ama çoğunlukla sovyetlere giydiriliyor, zorunlu çalıştırma kampları vb. ile ilgili. hitler'e ilişkin çok fazla bir şey yok. müzenin en acayip yeri ise bir asansör. sizi hiç bir uyarı olmasan çabuk olun çabuk olun deyip bindiriyorlar, kapı kapanır kapanmaz ışıklar sönüyor ve bir video açılıyor. bi adam arkadaşlarının nasıl asıldığını, son sözlerini filan anlatıyor. ve asansör bu esnada aşırı yavaş bir şekilde iniyor. bence kesinlikle binmeden bir uyarı yapılması lazım, kapalı yerde kalma fobisi olanlar için çok kötü. ben kötü oldum mesela. diğer bölümlerde macar nazilerinin kıyafetleri, çeşit çeşit zindanlar, ve o zamanın devlet büyüklerinin odaları vs sergileniyor. bence görülmesi gereken bir yer. ama derseniz ki ben auschwitz'i gördüm, sen ne diyon bacım, saygıyla başımı öne eğerim.
467 entry daha