şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • sistemin günümüz gençliğine attığı en büyük kazık, başımıza gelen en büyük özgürlük ihlallerinden biridir ama bir o kadar da sinsi olduğu için çoğu “pırıl pırıl” insan fazla mesainin peşine kapılıp gitmektedir.

    işin acı tarafı bu normalleşmenin karşısında durmamız gerekirken, ciddi anlamda fazla sayıda ve makul görünümlü, “iyi üniversite mezunu” ve “analitik düşünebilen” insanın durumu desteklemesi.

    bu fazla mesailer karşısında kişi gerçekten kendini geliştiriyor olsa, yeni bir şeyler öğreniyor olsa, daha fazla kazanıyor olsa, dünyaya, insanlığa katkı sağlıyor olsa yine neyse diyeceğim, yani anlamaya çalışacağım, ama hiçbiri yok. (ki fazla mesainin karşılığı para falan da değildir, tatildir.)

    bir daha bu yaşımın, bugününün bu saatinde olamayacakken, tamamen amelasyon olan bu işe patron daha fazla kazansın diye neden ben hayatımdan vereyim diyorum, “ama ben çalışmayı seviyorum” diye bir cevap alıyorum. tabi burda çalışmanın tanımı, amacı ve sonucu ile ilgili şeyler devreye giriyor, ama ben oraya girmiyorum.

    tüm bunlar birilerinin(?!) yarattığı başarı, mutluluk ve faydalılık tanımları ile ilgili. kişiler çok çalıştıkları (ki zaten normal şartlarda 10 saat çalışıyoruz bu bile çok değil mi?) zaman faydalı bir iş yaptıklarını düşünüyorlar. çoğu zaman gecelere kadar çalışıp hazırladıkları raporlara birkaç dakikadan fazla bakılmıyor bile. ya da tüm ömrünü çalışarak geçirip uydurma ünvanlar aldıkları zaman başarılı sayıyorlar kendilerini. geriye baktığında yaşanmamış yıllar.

    durup ne için çalıştığını bir sormak lazım.

    kendi alanım için konuşursam bu fazla mesai normalleşmesinin en büyük destekçisi de bağımsız denetim firmaları tabi ki. çalışanları öyle bir hale getiriyorlar ki kişiler iş değiştirdiklerinde 3-5 saat fazla mesai yapsalar bile şükrediyorlar. çünkü toplum olarak kötü huylarımızdan bi tanesi de kendimizi sürekli kötü olanla kıyaslayıp azıcık daha iyi ama aslen kötü olanla yetinmek.

    fazla mesainin yarattığı bir kısır döngü de asosyallik. kişiler çalışmaktan arkadaş çevrelerini, aktivitelerini, hobilerini yitirdiklerinden, yalnızlaştıklarından ve bu yalnızlıkla başbaşa kalmak istemediklerinden fazla çalışmayı içten içe istiyorlar bile. sonra ben fazla mesai yapmak istemiyorum dediğimde “aman haftaiçi eve gidince napıyorsun ki zaten?”, ya da “ben akşamları sıkılıyorum”, “abi 2 saat geç çıkmaktan bi şey olmaz” gibi, üzgünüm ama salakça cevaplar alıyorum.

    bir de şov yapmak için haybeye kalanlar ve etrafındakileri de kalmak zorunda bırakanlar var ki onlar cehennemlik zaten onlara bi şey demiyorum.

    her neyse, hayatımız kıymetli, hiçbir gün geri gelmiyor ve hayata anlam kurumsal başarı ile katılamaz, katılmamalı der giderim.

    edit not: finansçımsı bir beyaz yakalıyım.
203 entry daha